•  
  • (1171)

 Yasama Yılı açıldı. Hayret!.. Adli Yıl ve Akademik Yıl gibi Saray'da değil de Meclis'te açıldı. Sevinelim mi? 

Meclis'in ilk işlerinden biri yargı reformunu hayata geçirmekmiş.

Reform sözü işin ambalajı; ortada reform falan yok. Yapılan bazı yasa maddelerinde ufak tefek iyileştirme. Heveslenmeyin. Birilerinin dediği gibi bu kış ülkemize düşünce özgürlüğü gelmiyor.

Düşünce özgürlüğünün gelmesi için yasal değişikliğe gerek yok, zihniyetin değişmesi lazım. Meselenin olmazsa olmazı bu. Adalet Bakanı diyor ki; "eleştiri ceza konusu yapılmalı". İyi de bunu bize değil, savcılara, hakimlere söyle.

"Yasal düzenleme yapılıyor işte daha ne istiyorsun" denilecektir. Şu haliyle yasalar eleştiriyi suç saymıyor. Savcılar, hakimler suç sayıyor. Mesele burada. Bırakın eleştiriyi artık soru sormak bile ceza konusu yapılıyor.

Mehmet Y. Yılmaz, Binali Yıldırım'a 'Çocukların bu servete nasıl kavuştu, 30'a yakın gemiye nasıl sahip oldu' sorusunu yönetti diye mahkemelik oldu. Savcı bu soruyu hakaret kabul etti. Dava açtı, hakim de kabul etti. Dört yıl hapis istemiyle yargılanacak!..

İnanılır gibi değil. Ulaştırma Bakanlığı yapan, Başbakanlık yapan, Meclis Başkanlığı yapan kişiye, ailesinin serveti sorulmayacak mi? O serveti nasıl elde ettikleri sorgulanmayacak mı?

Savcı "soramazsın" diyor. Soru sormayı hakaret sayıyor. Adalet Bakanı da yargı reformu yapıyoruz diye övünüyor. Türkiye Barolar Birliği Başkanı da "hiç böylesi olmamıştı"  diye değişiklik paketini yere göğe koyamıyor. Ama sonuçta savcı soru sormayı bile suç sayıyor.

Çünkü yargıdaki zihniyet şu; söz konusu iktidarsa gerisi teferruat. Gerisinin hükmü yok!.. Savcı için, hakim için önemli olan iktidar, önemli olan iktidar bireylerinin çıkarı!..

Mehmet Y. Yılmaz'a açılan dava hukuk tarihine geçecektir. Cumhuriyet gazetesi davası gibi, Sözcü gazetesi davası gibi, bunlar gibi onlarca dava gibi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı olmaya hazırlanan Binali Bey'e sorsanız, "Benim ne ilgim var kardeşim; savcının kararı, yargının işine mi karışayım" diyecektir. Ama kazın ayağı öyle değil. Yargı, iktidar mensupları söz konusu olunca farklı davranıyor, bizler, sizler olunca farklı.

Tipik örnek; kırmızı bültenle aranan Osman Öcalan'ın TRT'ye çıkarılıp demeç vermesi fikir özgürlüğü sayıldı. Çünkü iktidarın emriyle çıkarıldı. Başka bir TV kanalı aynı röportajı yapsaydı ne olurdu?

Yapan kişi terör propagandası yapmaktan anında tutuklanırdı. RTÜK o kanala caza yağdırırdı.

Yargının terazisi maalesef böyle tartıyor.

Peki gerçekten yargı reformu nasıl olur?

Yapılacaklar atla deve değil. Hakimler, Savcılar Kurulu'un yapısı değiştirilecek. Savcı ve hakimler üzerindeki siyasal baskı kaldırılacak. Yargı kendini bağımsız hissedecek. Kararlarını verirken 'siyasal iktidar ne der' diye düşünmeyecek. Güvence altında olduğunu hissedecek, tayin korkusu yaşamayacaklar. Ve en önemlisi iyi eğitilecekler. Demokrasinin ne olduğu bıkmadan usanmadan anlatılacak.

Başka çare yok.

Gelelim Binali Bey'e sorulan soru yüzünden açılan hakaret davasına.

Ben de aynı soruyu soruyorum. Binali Bey; çocuklarınız o serveti nasıl sağladı, 30'a yakın geminin nasıl sahibi oldu?

Bu soruyu sormak suçsa, hakaretse ben de işlemiş olayım!..

Yargı bağımsız olsun, tarafsız olsun, özgür olsun diyen tüm yazarları, eli kalem tutan herkesi kampanyaya çağırıyorum.

İktidara destek veren, muhalif olan tüm yazarlara sesleniyorum.

Basın özgürlüğü adına.

Soru sorma adına.

Soru sormayı hakaret sayan anlayışı protesto etmek adına siz de sorun.

Binali Bey, çocuklarınız o gemileri nasıl aldı? O gemileri olacak parayı nereden buldu?

Korkmayın, alt tarafı yargılanırsınız!..