• 7.01.2020 00:00
  • (781)

 Hazine Bakanı aylar önce söylemişti, enflasyon yüzde 12’lere inecek demişti. TÜİK 11.84’le işi bağladı. Bağladı ama resmi rakamı inandırıcı bulunmadı, çünkü hayatın gerçeğiyle örtüşmüyordu. Çarşının pazarın, piyasanın dili farklıydı.

Enflasyon, TÜİK’ in açıkladığı oranda olsa bile, çift haneli rakam AKP iktidarı için başarı öyküsü değildi. Nasıl değerlendirecekler, nasıl yorumlayacaklar diye iktidara yakın gazeteleri baktım.

Saray’a en yakın gazete, memur ve emekliye çifte zam müjdesi veriyordu. Hem ocak zammını alacaklarmış hem de enflasyon farkını.

Enflasyon düşük çıksa çifte zam alamayacaklardı!

Aklıma yine Bostanzade Yahya Efendi geldi (Dört yıl önce Milliyet’te yazmıştım). Bugünün Yahya Efendileri de iktidar ne yapsa alkışlıyor.

İktidara toz kondurmuyorlar. Onlara göre iktidar 18 yıldır başarıdan başarıya koşuyor.

Geçen yıl enflasyon resmi rakamla yüzde 20.30’u buldu. Yine eleştirmediler, dış güçlere bağladılar, Türkiye’yi çekemeyenlerin ekonomik saldırısı olarak lanse ettiler.

TÜİK’in enflasyon oranını yayımlamaktan sorumlu genel müdür yardımcısını işten atarak meseleye kesin çözüm buldular.

Gelelim Yahya Efendi’ye. 300 yıl önce yaşamış. Kalemiyle ve her daim imparatoru övmekle ünlü.

Merhum Çetin Altan beş yıl önce yazdığı Osmanlı Aydını başlıklı yazısında Yahya Efendi’yi uzun uzun anlatır.

Bakın bakalım, bugünkü Yahya Efendiler, o Yahya Efendi kadar maharetli mi?

* * *

Evliya Çelebi’nin dışında, neden Osmanlı edebiyatında, ta Tanzimat’a kadar yazar yetişmemiştir, sorusunun yanıtı, düşünce üretimindeki büyük boşluğun nedenini de açıklar. 'Düşünce' beylik değişmez kalıplarla iyice dondurulup mistik bir zırhın içine sokulunca, Osmanlı yazar çıkaramamıştır.

Bir de buna o dönem aydınlarının saray dalkavukluğu eklenince, Osmanlı İmparatorluğu koca tarihte yazar yetiştirememiş tek imparatorluk olarak kalakaldı.

On yedinci yüzyılın başında, I. Ahmet döneminde yetişmiş Bostanzade Yahya Efendi’nin 'Duru Tarih' adıyla bugünkü Türkçeye aktarılan 'Tarih-i saf-Tuhfetul-Ahbab'ını arada bir karıştırıp duruyorum.

On yedinci yüzyıl Osmanlı aydınının ne menem bir aydın olduğunu az çok gösteriyor o kitap.

Bakın gelmiş geçmiş padişahların en canavar ruhlularından olan III. Mehmet’i nasıl anlatıyor:

"Uzun boylu kara sakallı, ak benizli, güzel vücutlu olup, yumuşak huylulukta ermişler benzeriydi. Babası Sultan Murad Han vefat edince Sancaktan gelip tahta çıktı. On dokuz kardeşine şehitlik şerbeti içirmiştir.”

İyi ki güzel vücutlu olup yumuşak huylulukta ermişler benzeriymiş. Kambur zambur aksi uğursuzun biri olsa, on dokuz kardeşine şehitlik şerbeti içirmekle yetinmez, herhalde önüne gelene aynı şerbetten içirirdi.

Bostanzade Yahya Efendi sürdürüp götürüyor çanak yalayıcılığını: 'Sultanlığının başlamasıyla yeryüzünü adalet ve doğruluk doldurdu.'

Zor doldurdu, hırsızlık, rüşvetçilik, adam gammazlama ve çeşitli ayaklanmalarla ortalığın cehenneme döndüğü bir dönemdir o dönem.

Yahya Efendi de elbet biliyordu bunu. Ama Osmanlı geleneğinde gerçeği yazmak diye bir şey yoktu. Yahya Efendi de bu geleneği bozacak kadar salak değildi.

Ve döktürüyor övgülerini:

"Dinsizler üzerine savaşa gitmiştir. Eğri Kalesi’ni fethederek Allah’ın yardımına mazhar olmuş bayrağı doğrulttu. Düşmanla olan savaşmadaki cesareti meşhurdur. Osmanlıoğullarının namusu bu savaşla kurtarılmış, 'Allah' adı bir kez daha yücelenmiştir.”

Kitabı bugünkü Türkçeye aktaran Necdet Sakaoğlu da dayanamayıp bu iddianın altına şu dipnotu eklemiş:

"III. Mehmet, Haçova Savaşı’nda bilakis korkarak kaçmaya yeltenmişti. Büyük bilgin Hoca Sadettin Efendi pek etkili sözlerle kaçmasını önlemiştir. Yazarın, olayı tamamen ters anlatması ve cesaretten söz etmesi enteresandır.”

Evet enteresandır. Yahya Efendi’nin, öteki enteresan sözlerini de izleyelim:

"Tabiatındaki soyluluk ve temizlik, kendisini aşırı derecede doğruluğa yöneltmişti. Bu yüzdendir ki yakınında bulunanların telkinlerine kanıp, suçsuz ve günahsız oğlu Sultan Mahmut’u öldürttü.”

İyi mi?

Yumuşak huylu olduğu için on dokuz kardeşine şehitlik şerbeti içirmiş, aşırı derecede doğru olduğu için de yanındakilere kanıp suçsuz ve günahsız oğlu Mahmut’u öldürtmüş..

Böyle biri için de Yahya Efendi övgüler döktürüp durmuş. Belli ki Osmanlı padişahlarıyla aydınları da biliyormuş 'algı yönetimi' denilen işi.