• 22.01.2020 00:00
  • (761)

 Erdoğan-İmamoğlu polemiği/atışması/çekilmesi günün mutat haberi oldu.

Erdoğan konuşuyor, İmamoğlu anında yanıt veriyor.

İmamoğlu konuşuyor, Erdoğan yanıtsız bırakmıyor. Kısaca iki siyasetçi de meydanı diğerini bırakmıyor.

Bu söz düellosunun nasıl değerlendirmeliyiz?

Kişisel çekişme mi?

Proje bazlı tartışma mı?

2023 seçimlerine yatırım mı?

İstanbul’u kaptırmama mücadelesi mi?

Galiba hepsi. Çünkü mesele kanal İstanbul projesinin ötesine geçti. Erdoğan süt dağıtımından otobüslerdeki indirime kadar İmamoğlu’nun birçok vaadini de gündeme getirdi, hesap sordu.

Meseleye Erdoğan-İmamoğlu diye bakınca, iki siyasetçinin atışması olarak görünce mesele yok. Ama iki siyasetçinin taşıdıkları unvanları, oturdukları koltukları dikkate alırsak mesele var.

Neden mi?

Tartışan taraflardan biri devlet başkanı diğeri Türkiye’nin en büyük kentinin belediye başkanı.

Yaşanmış bir durum değil.

Alışılmış bir durum değil.

Peki devlet başkanıyla (Cumhurbaşkanı ) belediye başkanını karşı karşıya getiren ne? Siyasi krizin ayak sesleri neden çıkıyor?

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen rejimin armağanı bu.

Ucube rejimin sonucu bu.

Cumhurbaşkanı bugün İstanbul Belediye Başkanı’yla sert polemiğe giriyorsa yarın Adana Belediye Başkanı’yla da, öbür gün Ankara Belediye Başkanı’yla da girebilir.

Rejim bunu öngörüyor.

Rejim bunu teşvik ediyor.

Rejim bunu gerekli kılıyor.

Siyasi krizi rejim üretiyor.

Çünkü; Erdoğan, devlet başkanı, başkomutan. Ama aynı zamanda yürütmenin yegane temsilcisi, aynı zamanda AKP’nin genel bakanı, aynı zamanda Meclis’te çoğunluğu elinde grubun (Cumhur ittifakı) lideri, aynı zamanda Varlık Fonu’nun yönetim kurulu başkanı, bu şapkası nedeniyle kamu bankalarının yönetim kurulu başkanlarının da başkanı.

Ve en önemlisi. İstanbul, Ankara, İzmir gibi üç büyük kentte muhalefet partisi genel başkanı.

Bu yapı, bir kişinin birden çok görev üslenmesi, birden çok şapkasının olması siyasi krize çanak tutuyor.

Devlet başkanıyla belediye başkanını polemiğe/atışmaya/çekişmeye/tartışmaya sokuyor.

Küçük bir örnek. Diyelim ki Antalya belediyesi bir proje için kamu bankasından kredi almak istedi. Onayı kim verecek?

O kamu bankasının yöneticisi mi, yönetim kurulu mu?

O kamu bankası nereye bağlı?

Varlık Fonu’na.

Varlık Fonu’nun Yönetim Kurulu Başkanı kim?

Cumhurbaşkanı, yani devlet başkanı.

Ama o devlet başkanı aynı zamanda yürütmenin de başı. Ama o devlet başkanı aynı zamanda o ilde muhalefetteki partinin de genel başkanı.

Çok karmaşık bi durum değil mi?

Diyelim ki; cumhurbaşkanı o ilde belediye başkanının yapacağı projeye karşı. O kredi çıkar mı?

Veya o ilde muhalefet partisinin genel başkanı konumunda olan devlet başkanı (bu tanım bile bi acayip oldu) projeye karşıysa emrindeki valiyi devreye sokarak engelletebilir. Zorluk çıkartabilir.

Demem şu; televizyonlarda izliyor, internet sitelerinde takip ediyor, gazetelerde okuyorsunuz, Cumhurbaşkanı-İstanbul Belediye Başkanı polemiği bitmiyor, her geçen gün dozajı da artıyor.

Belli, yakıda yenileri de eklenecek.

Belli yakında başka iller de katılacak.

Yabancı bir siyaset bilimciye, hatta Türkiye ile ilgisi olmayan, Türkiye’yi takip etmeyen uzak bir ülkedeki siyaset bilimciye bu yapıyı sorsak nasıl tanımlar acaba?

Ne der, nasıl tahlil eder, ne isim verir?