• 11.02.2020 00:00
  • (750)

 İdlib’den yine şehit haberi geldi. Yine kahrolduk.

Milli Savunma Bakanlığı askerlerimize saldıran hedeflerin yoğun ateş altına alınarak gerekli karşılığın verildiğini açıkladı.

Yani misliyle yanıt verilmiş. Bakanlık açıklamasında "şehitlerimizin kanı yerde bırakılmamıştır, bırakılmayacaktır" ifadelerine de yer verdi.

Kanın yerde bırakılmaması önemli ama daha önemlisi kanın yere düşmesini önlemek.

Astana Süreci'nin bittiğini Cumhurbaşkanı açıkladı. Soçi Mutabakatı da çöp oldu. Anlamını yitirdi.

Dışişleri Bakanı gözlem noktalarının işlevinin kalmadığını doğruladı. Çünkü barış bitti. Çatışmasızlık bölgesi Şam ordusunun kontrolüne geçti.

Türk askerinin orada olmasının anlamı kalmadı. Gözlem noktalarının birçoğu artık Şam ordusunun hakimiyet alanı içinde. Rus askeri polisinin koruması altında!

Bu işe kafa yoran sivil/askeri uzmanların ortak görüşü; Ankara’nın gözlem noktalarını sınırımıza yakın yerlere çekmesi. Böylece İdlib’den kaçan sivillere güvenli olan sağlanması.

Ama Savunma Bakanı farklı düşünüyor. "Askerlerimiz orada kalacak" diyor. Hafta sonu iki gece üst üste 300’er araçlık askeri konvoylar İdlib’e askeri malzeme taşıdı.

Mavi bereli komandoları yollamışız, tanklar, obüs topları, iş makineleri ve mühimmat yüklü TIR’larla girmişiz. Her var olan gözlem noktalarını güçlendiriyoruz hem yenilerini kuruyormuşuz.

Amaç ne?

İktidara en yakın gazete başlığı atmış; TSK İdlib’de göreve hazır.

Görev ne?

Pazar günü Hürriyet Gazetesi’nde Savunma Bakanı ile röportaj yayımlandı. Merak ettiğim sorulara yanıt bulabilmek umuduyla satır satır dikkatle okudum. Bakan hamaset yapmış.

Dediği şu: "Mücadelemizi ölürsek şehit, kalırsak gazi anlayışıyla sürdürüyoruz, sürdürmekte kararlıyız. Bunu muhataplarımıza böyle söyledik. Söylüyoruz."

Büyük plan ne?

Şam ordusunun (iktidar rejim güçleri diyor) ilerlemesini durdurmak, Soçi Mutabakatı'nın yapıldığı dönemdeki pozisyonlarına geri dönmelerini sağlamak. Yani gözlem noktalarının gerisine çekilmeye zorlamak...

Diyelim ki bu sağlandı.

Sonra. Ankara’nın İdlib planı ne? Ankara, İdlib’in bu halde daha kaç yıl kalmasını düşünüyor?

Gelelim merak edilen sorulara...

BİR: Ankara bu iki karayolunun (Halep/Şam M5, Halep/Lazkiye M4) Şam tarafından kontrol altına alınmasını istemiyor mu?

İKİ: Şam ordusu geri çekilirse bu iki karayolunun güvenliğini kim sağlayacak. Kontrol kimin eline geçecek?

ÜÇ: O iki karayolu cihatçı teröristlerin elindeydi Şam ordusu geri çekilirse yeniden onların eline geçerse daha mı iyi olacak? Yoksa karayolunun güvenliğini de askerimiz mi üstlenecek?

DÖRT: Şam ordusu ay sonuna kadar geri çekilmezse Suriye ile savaşa mı gireceğiz? Girersek ne uğruna gireceğiz?

Savunma Bakanı söyleşisi bu soruların hiçbirine yanıt vermiyor. "Gereğini yaparız, B ve C planlarımız var" diyor o kadar var.

Savunma Bakanı’nın söylediklerini sonuna kadar okudum. İdlib’i işgal eden cihatçı terörist gruplardan hiç söz etmemiş. Sanki İdlib terörist kaynamıyor. Sanki Hatay’ın hemen ötesinde terörist yapılanma yok.

Esas sorun bu.

Ama nedense Savunma Bakanı tek cümle dahi etmemiş. İdlib’e HTŞ denen cihatçı grup hakim. Birleşmiş Milletler de Ankara da terörist ilan etti. Sayıları 40-50 bin kadar. Kimine göre 60 binden fazla.

Çoğu Suriyeli değil. Yabancı savaşçı!

Moskova ve Şam bu iki grubun temizlenmesini istiyor. Türkiye için de en büyük tehdit bunlar.

Nedense meselenin bu kısmı görmezden geliniyor. Sanki İdlib’de hava güllük gülistanlıkmış gibi algı oluşturuluyor.

Şam ordusunu karşısına dikilirsek göçü bir miktar durdururuz ama dolaylı olarak cihatçı terörist grubun ekmeğine de yağ sürmüş oluruz.

Onlar rahat bir nefes alır.

Derdimizi dünyaya zor anlatırız.

Peki ne yapılmalı?

Ya askerimiz cihatçılarla Şam ordusu arasından çekilmeli ya da Ankara/Moskova/Şam işbirliği yaparak İdlib’i cihatçıların elinden almalı.

Siyasi çözümü hızlandırmalı.

İdlib normalleşmeden masa kurulmaz.

Ama denilecek ki, TSK aynı zamanda Şam ordusuna karşı muhalif güçleri de koruyor. Çekilirse onlar savunmasız kalır.

Aklıma geliverdi işte. Suriye Milli Ordusu nerde? Hani Ankara’nın öve öve bitiremediği, "Kuvayı Milliye" benzettiği ordu.

Ne yapıyorlar!

İdlib’de yaşayan soydaşlarını neden korumuyorlar? Neden Şam ordusunu karşısına dikilmiyorlar? Neden kendi topraklarını HTŞ denen cihatçı örgütten temizlemek için savaşmıyorlar?

Şam ordusunu durdurmak için kurulmadılar mı?

Nerdeler!