• 12.05.2020 00:00
  • (700)

 Siyasette birlik, beraberlik, birbirini dinleme, birbirini anlamak için gayret sarf etme, uzlaşma, ortak hareket etme bekleyenler avucunu yalasın.

Düne kadar siyaset böyledir diyorduk; birbirinin açığını yakalamak, birbirini itham etmek, kendinin veya partisinin menfaati için algı operasyonları yapmak, polemik yaratmak için yapılan çabaları mazur görüyorduk.

Siyasetin doğasında var diyor, geçiyorduk.

Ama; düşman saldırısı olursa, ülkenin geleceği tehdit edilirse, ülkenin insanları ölüm kalım savaşına girerse siyasetin tek vücut olacağına inanıyorduk.

Birbirlerine söyledikleri çirkin sözler unutulur, el ele tutuşurlar diyorduk.

Bundan emindik. Aksini düşünemiyorduk.

Yanılmışız.

Ülke saldırı altında. Hem de gözle göremediğimiz, ne zaman nerede ne şekilde karşımıza çıkacağı belli olmayan bir virüs tarafından tehdit ediliyor.

O virüs ki; yakaladığının bünyesi zayıfsa canını alıyor.

O virüs ki; AKP’li, CHP’li, HDP’li diye ayırmıyor. Doğrudan cana kastediyor.

O virüs ki; bu İslamcı, bu solcu, bu sağcı, bu milliyetçi, bu Kürt, bu Türk, bu Çerkez, bu Laz, bu Boşnak diye ayırmıyor.

Yakaladığını toprağın altına gönderiyor. Ele geçirdiğinin ciğerini söküyor.

Birlik olma zamanı değil mi? Bu sinsi düşmana karşı ortak mücadele etme zamanı değil mi? Aynı masanın etrafında oturma zamanı değil mi?

Değilmiş. İktidar bu durumda bile muhalefetle diyalog kurmuyor. Merkezi yönetim , yerel yönetimlerle (CHP'li belediyelerle) çalışmayı reddediyor. Daha da kötüsü onların çalışmasını engelliyor. Bunu virüsün en şiddetli zamanlarında yapıyor.

Yürütmenin yegane temsilcisi aynı zamanda TC Cumhurbaşkanı, yani Devlet Başkanı, ABD Başkanı’yla, Rusya Devlet Başkanı’yla görüşüyor, Almanya Başbakanı, Fransa Cumhurbaşkanı, Bulgaristan Başbakan’ı, Katar Emiri ile görüşüyor. Virüse karşı alınacak önlemleri konuşuyor.

İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Muğla, Mersin, Adana, Hatay, Eskişehir kısaca CHP’li belediye başkanlarıyla görüşmüyor.

Virüse yakalananların yüzde 60’ı İstanbul’da. 16 milyonluk kent virüs cenneti olmuş. Yürütme (tek kişi) o kentin belediye başkanını muhatap almıyor. Telefonuna bile çıkmıyor.

Neden?

Siyaset virüsün önüne geçtiği için mi?

Siyasal İletişim Danışmanı İbrahim Uslu, BBC Türkçe Servisi’nden Ayşe Sayın’a bu durumu şöyle izah bu durumu şöyle izah etmiş:

"Böyle bir kiriz varsa herkes gelsin benim etrafımda kenetlensin hiç kimse sorun çıkarmasın, hiç kimse benim istemediğim bir şey yapmasın. Benim koordinasyonumda ve benden gelecek direktiflere göre süreci yönetelim anlayışı var. AK Parti bu anlamda iş birliğine ve grup çalışmasına çok uygun bir kurum kültürüne sahip değil."

Yani, uzlaşma, dayanışma, birlikte hareket etme kültürlerinde yok.

Biat var, tam itaat var.

Konuşarak, tartışarak doğru yolu bulma anlayışı yok.

Muhalefete bakışları da farklı. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru görmüyorlar. Çıban başı kabul ediyorlar. Cumhurbaşkanlığı İletişim Danışmanı’nın muhalefete bakışı bu tespitimin ispatı gibi.

Bakın ne demiş:

"Karşımızda Türkiye düşmanlarıyla işbirliği yapan, terör örgütlerinden medet uman, ve milletin değerleriyle kavga eden anti demokratik bir muhalefet var. (…) Bizden, bu ülkeden milletten, Türkiye’den yana değilsiniz."

İktidarın bakışı bu. Onlara göre muhalefet gayrı milli. Yani düşman saflarında.

Hakim görüş buysa; o ülkede uzlaşma olur mu? Virüs kırıp geçilse bile siyasetçiler bir araya gelir mi?

Yürütmenin, CHP’li yerel yönetimlerin çalışmasını engellemesinin nedeni bu. Bedava ekmek dağıtan  Adana Belediye’sinin paralel devlet ilan edilmesi bu bakışın ürünü.

İktidara göre kendi gibi düşünmeyen, biat etmeyen, itiraz eden herkes gayrimilli.

Sözü uzatmaya gerek yok. İktidarın bu yaklaşımı kutuplaşmayı daha da derinleştirecektir. Galiba istenen de bu.

O halde...

Daha da uzlaşma beklemeyin.

Birlik beraberlik türküsü söylemeyin.

Siyasette güzel şeyler olacak, sonunda el ele verecekler umudunu aşılamayın.

Bu yönde kalem oynatmayın.

İnsanlara büyük hayal kırıklıkları yaşatmayın.

Biz de siyaset yapmak kutuplaştırmak demek!