• 25.09.2020 00:00
  • (410)

  Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı ile İçişleri Bakanı'nın birbirlerine söyledikleri yenilir yutulur cinsten değil.

2001 yılında yaşadığımız Anayasa kitapçığını atma krizinden farkı yok. Çünkü fiilen atılmasa bile tartışılan, Anayasa Mahkemesi Başkanı üzerinden hem mahkemenin varlığı hem de Anayasa.

Çünkü Bakan, şehirlerarası yollarda gösteri ve yürüyüşün yasaklanmasını istiyor ama bu Anayasal bir hak. Özgürlüklerle ilgili bir mesele.

Demek ki, yürütme meseleye böyle bakmıyor. Kendi tasarruflarına karşı çıkılmasına, engellenmesine, aldığı kararların iptal edilmesine bozuluyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun sözlerinden şunu anlıyoruz: Yürütme, tek doğru benim doğrumdur, anlayışında. Belli ki, arada sırada tekerleğe çomak sokan Anayasa Mahkemesi'ne karşı bir tavır var. Daha da ötesi kızgınlık var, öfke var.

 

"Can Dündar'ı bıraktılar" diye kükremesi öfke selini göstermiyor mu?

İçişleri Bakanı'nın yasa maddesinin iptaline verdiği tepki sıradan değil; derin.

AYM Başkanı'nın tepkiye verdiği tepki de sıradan değil; derin.

AYM Başkanı İçişleri Bakanı'nı okumamakla, okuduğunu anlamamakla, anlamadan eleştirmekle suçladı.

Daha da ötesi terörle mücadele ederken düşülen tuzağa dikkat çekti, "Bazen hukukun bir kenara bırakıldığını, bazen hukukun dışlandığını" söyledi.

Hukukun dışlanması...

Çok önemli uyarıydı.

Buna karşı Bakan ne yaptı?

Anayasa Mahkemesi'ni itibarsızlaştırmak, Başkanı'nı yaftalamak için itham vanasının ağzını sonuna kadar açtı.

AYM Başkanı'na yarım ağızla FETÖ'cü damgası vurdu. AYM'nin kuruluşundan beri doğru dürüst kararlar almadığını, başka bir zihniyete hizmet ettiğini ima etti.

2010 yılında HSYK'nın yapısını değiştirerek FETÖ'cülere hizmet ettiklerini söylemeye çalıştı. Hem söyledi, hem söylemedi.

AYM Başkanı'nı FETÖ'cü olmakla hem suçladı, hem suçlamadı.

Anlaşılan o ki, yürütme kurum olarak Anayasa Mahkemesi gibi bir yapının varlığından hoşnut değil, tartışmaya açmak istiyor.

Bakan altyapısını hazırlamaya başladı.

Önümüzdeki dönemde hedef Anayasa Mahkemesi olacak.

Yarın öbür gün iktidara yakın isimler meseleyi irdelemeye, AYM'nin bugüne kadar aldığı kararları karalamaya, televizyon tartışmalarında bu konuyla meşgul olmaya başlarsa şaşırmam.

Kısa süre sonra AYM'yi FETÖ'cü ilan ederlerse hayret etmem.

Bakan Soylu kapıyı açtı, rotayı çizdi.

1960'lara, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşuna, Yüce Divan göreviyle Başbakan'ı ve bakanları yargılamasına kadar gitti.

Adı konulmamış devlet krizine doğru adım adım gidiyoruz.

İçişleri Bakanı'nın bu tavrı Cumhurbaşkanı'ndan habersiz olamaz. Belli ki Saray'da konuşulmuş, tartışılmış.

Anayasa Mahkemesi'yle kavga etme görevini İçişleri Bakanı üstlenmiş.

Herhalde kavga etmedikleri tek kurum orası kalmıştı. Görünen o ki, önümüzdeki dönemde masaya konulan tabakta AYM de olacak.