•  
  • (434)

 Bir süredir ekranlarda dillendiriliyordu. Önceki akşam biz de Halk TV’de uzun uzun konuştuk, tartıştık. Köşe yazarlarının kapsama alınana henüz girmese de sonunda bildirilere de yansıdı.

Konu; muhalefetin politikası. Kimi muhalefetin iktidara karşı sert tepki göstermesini, aktif olmasını protesto eylemleri düzenlemesini istiyor, kimi de bunun oyuna gelmek olacağını, iktidarın işine yarayacağını iddia ediyor.

Meseleye bakalım.

Sert muhalefet isteyenlerin tezi şu: Yolsuzluk alıp başını gittiği, işsizliğin tavan yaptığı, neredeyse her ailede en az bir kişinin işsiz olduğu, enflasyonun azdığı, cüzdanların daraldığı, ülkenin çoğunluğunun açlık sınırında yaşamaya mahkûm olduğu, iktidarın Korona salgını ile başa çıkamadığı, havlu attığı, okulları açamadığı, vaka sayısını gizleyerek tepkileri en aza indirmeye çalıştığı ortamda muhalefet partileri daha neyi bekliyor?

Bundan güzel ortam olur mu?

Tayyip Erdoğan muhalefette olsa ortalığı inletirdi. Demirel yaşasaydı, partisinin başında olsaydı "gök kubbeyi başlarına" geçirirdi. Ecevit olsaydı iktidarı da titretirdi.

İktidar 18 yıl sonra iç politikada batakta, dış politikada batakta, ekonomide batakta, muhalefet daha neyi bekliyor?

Kitleleri peşine takıp sürükleyeceksin. Umut olduğunu göstereceksin. Bunlar gidici, geliyorum mesajını vereceksin. Seçmen kurtuluş formülünün sende olduğuna inanacak.

Karşı tezi savunanlar işe şunu söylüyor: İktidar her geçen gün oy kaybediyor, resmen eriyor. Halkın büyük çoğunluğu yaka silkiyor, insanların cebi delik, cepkeni delik. Dolar fırlamış gitmiş, ekonomi dikiş tutmaz hâle gelmiş, iktidarın motoru su kaynatıyor; stop etti edecek.

Bu durumda yapmak istedikleri şey kavga çıkarmak. Düşman yaratmak istiyor.

Meseleyi salgındaki, ekonomideki, dış politikadaki başarısızlıktan koparıp başka alana çekmek. Gündemi belirlemek, kutuplaşmayı körüklemek istiyor.

Bu oyuna gelmemek gerekiyor. Bir başka amaçları da Millet İttifakı’nın içine nifak tohumları atmak. İktidarın seçmenine söyleyeceği tek sözü yok. Verecek tek vaadi yok, sahte başarıların, algı operasyonlarının peşinde. Sahaya çıksak sert muhalefet yapsak işlerine gelir. Seçmenini konsolide edecek fırsat veririz. Kutuplaşmayı yeniden körüklerler.

Millet İttifakı’nı seçime kadar ayakta tutmalıyız. Yeni katılımları sağlamanın yolunu aramalıyız. O kapıyı açık tutmalıyız.

Bu söyleme karşı sert eleştiri isteyenler şu yanıtı veriyor: Tamam da iktidar çift baro sistemini getirerek, Kobani protestoları nedeniyle altı yıl sonra onlarca kişiyi tutuklayarak, Anayasa Mahkemesi’yle kavga ederek, yapısını değiştirmeyi dillendirerek gündem değiştirmiyor.

Kurduğu veya kurmak istediği rejimi tahkim ediyor. Kalıcı hâle getiriyor. Bahçeli’nin "Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle uyumlu hale getirilmelidir" talebi bunun en somut örneği değil mi?

Valiler AKP il başkanı gibi çalışıyor. AKP kongrelerine, toplantılarına izin var. Sivil toplum kuruluşlarına, barolara yok. İktidarın politikasını eleştiren Türk Tabipleri Birliği "Korona’dan beter" ilan edildi. "Tükeniyoruz, yönetilemiyoruz" diyen doktorların bir kilometrelik yürüyüşüne Covid - 19 bahane edilerek izin verilmedi. Oysa o doktorlar her gün Covit - 19'un içinde, korunmayı en çok onlar bilir. Bugün barolara yapılan yarın Tabipler Birliği’ne de, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'ne de, Eczacılar Birliği'ne de yapılacak.

Bugün HDP’ye yapılan yarın başka partilere de yapılabilir. Biraz palazlanırlarsa DEVA Partisi de Gelecek Partisi de FETÖ örgütüyle ilişkilendirilebilir. CHP’ye bile operasyon yapılabilir. Özellikle İstanbul, Ankara belediye başkanlarını etkisiz hâle getirmek için yasa hazırlanıyor. Belediye meclis başkanlıkları ellerinden alınmak isteniyor. Kayyım atamaları HDP’nin ötesine taşıp CHP’ye sıçrayacak, Urla’yla sınırlı kalmayacak. Sivil toplum örgütleri sindirilmiş halde. Sesi çıkanların da yakında sesi kesilir.

Böyle giderse muhalefet arkasında başka toplumsal güç bulamayacak.

Bu yanıta yanıt da şöyle: Seçmen bu rejimle bir yere gidilemeyeceğini anladı. İktidar ekonomiyi batırarak insanları yoksullukta birleştirdi, kutuplaşmayı bitirdi.

Çünkü virüs gibi ekonomik kriz de AKP’li ,CHP, MHP’li, HDP’li, İyi Partili seçmen diye ayırmıyor. Vurdu mu herkesi vuruyor.

Seçmen bu yönetimden bıktı. İstanbul seçimi bariz örnek. Büyük kentler beka meselesi dediler, PKK militanları belediyeler yerleşecek dediler halk inanmadı, oy verdi.

Bu yüzden iktidar debeleniyor. Bırakalım debelensinler, debelendikçe kendi kuyularını kazıyorlar.

Hangi görüş haklı.

Karar sizin.