• 13.11.2020 00:00
  • (318)

 Dolar da Euro da çok sert vurdu. Merkez Bankası Başkanı'yla yetinmedi, Hazine ve Maliye Bakanı'nın da koltuğunu altından çekti.

Hem de devletin ve yürütmenin yegane temsilcisine en yakın kişinin altından...

Saray şoke olmuş olmalı ki 27 saat sessiz kaldı. 27 saat ne diyeceklerini bilemediler. Bilememelerinin nedeni Bakan'ın "At izi it izine karıştı, Allah sonumuzu hayreylesin" ifadelerinin yer aldığı açıklamasına ne yanıt verileceği değilmiş.

Enkazı nasıl kaldıracağız, diye uzun uzun düşünmüşler.

Şükrolsun... Nedeni sonunda bulmuşlar. Veya fark etmişler diyelim.

Memlekette hukuk olmadığı için ekonominin dibe vurduğunu, işsizliğin tavan yaptığını, yabancı yatırımcının gelmediğini, yerli yatırımcının da yatırım yapmadığını parasını dolarda /Euro'da/altında tuttuğunu, yurt dışına gönderdiğini sonunda anladılar.

İlk sinyal yürütmenin yegane temsilcisinden geldi. Ülkenin güven kazanımına odaklanacağını ilan etti. Yatırımcıya cazibe merkezi olacağını söyledi.

Bu nasıl olur?

Hukukla.

Adalet Bakanı dün sanki yeni Adalet Bakanı olmuş, partisi de iktidara yeni gelmiş gibi esti gürledi.

Yargıyı kıyasıya eleştirdi.

Yargı reformu yapacaklarmış. Bu reform sayesinde keyfi tutuklamalar olmayacakmış. Hakimler artık dosyaya bakarak karar verecekmiş.

Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına uyulmadığı yerde hukuk güvenliğinden söz edilemezmiş.

Hukukun güvenirliliği ekonominin de güvenirliğini getirirmiş.

Yıllardır bunları söylemekten ağzımız kurudu.

Bu ülkede hukuk yok dedik.

Bu ülkede hakimler keyfi kararlar alıyor dedik.

Bu ülkede yargının talimatla karar aldığı algısı var, yabancı yatırımcı gelmez dedik.

Dinlemediler.

Dinlemedikleri gibi kalemşorlarını kullanarak hakaret ettiler/tehdit ettiler.

Dolar sert çaktı. Enflasyon yüzde 20'lerin üzerine fırladı. İktidar 7.4 büyüklüğünde depremle sarsıldı.

Adalet Bakanı dedi ki: "Arkadaş, yargı konjonktüre bakmaz, yargı hatıra, birilerinin dediğine bakmaz, yargı vicdanına hukuka bakar, Anayasa'ya bakar. Beklenti budur."

Güzel sözler, hoş sözler de sahadaki durum bu mu?

Değil tabii.

Onlarca örnek var da ikisini söyleyeyim.

Birincisi, Ahmet Altan'ın hapiste olması. Mahkeme'nin tahliye kararı vermesine karşı yan mahkemenin yetkisi olmadığı halde tutuklaması.  

1504 gündür hapiste.

Bu hukuksuzluğa karşı Adalet Bakanı'nın sesi çıkmadı.

İkincisi; Osman Kavala'nın 1109 gündür tutuklu olması. Haksız yere, hukuksuz yere!

 Adalet Bakanı demiş ki, haksız yere tutuklu kalanın o günleri geri gelmiyor.

Vay be! Yeni fark etmiş!

İki örnekle yetineyim.

Hukuk'un olmadığı mahkemelerin Anayasa Mahkemesi'ni tanımadığı, anayasal devletten anayasalı devlete geçen, medyanın emirle/telkinle haber yapıp yapmadığı, medyanın kahir ekseriyetinin kendini halatla Saray'a bağladığı bir ülkeye yatırımcı gelir mi?

Bırakın yatırımcıyı sıcak para bile gelmiyor.

Adamlar borç bile vermiyor.

Dolar sert çakınca, Euro 10 lirayı aşınca alarm zilleri çaldı, yürütmenin aklı başına galiba geldi.

"Hukuk" demeye başladılar. Önemli bir adım.

Hukukun olmadığını, hakimlerin keyfi tutuklamalar yaptığını, kararların birilerine bakılarak alındığını Adalet Bakanı kabul etti.

Dilerim gereğini yaparlar Türkiye'yi hukuk devleti yaparlar.

Dilerim yarın öbür gün...

Özgür medya demeye de başlarlar; gereğini yaparlar.

 Eleştirel medyanın önemini kavrarlar.

Çünkü demokrasinin olmazsa olmaz ikilisi bunlar.

Batı artık medyaya bakarak karar veriyor. Bir ülkede demokrasi olup olmadığını medyayla ölçüyor.

Yıllardır tepiniyoruz dilimizde tüy bitti. Dinleyen olmadı. Dolar/Euro/altın üçlüsü yaşamı alt üst etmeye başlayınca iktidar silkinmeye başladı.

Dolar iktidarın aklını başına getiriyor demem bundan.  

İnşallah getirmiştir diyerek noktayı koyarım.