• 3.02.2020 00:00
  • (390)

 CHP lideri önemli bir iddia ortaya attı. Dedi ki; "Almanya arama yapacağını bildirmiş, dört saat boyunca yanıt verilmemiş."

Mesele şuydu: Alman fırkateyn Libya'ya insani yardım götüren Türk bandıralı geminin önünü kesip saatlerce arama yapılmış, uluslararası hukuku çiğnemişti.

Çünkü, uluslararası sulardaki bir geminin aranması için bayrak devletinden izin alınması gerekiyordu.

Anlaşılan o ki; Berlin veya başka bir merkez Ankara'ya arama izni talebinde bulunmuş ama yanıt alamayınca operasyonu başlatmış.

Bu Yunan komutasındaki Alman savaş gemisinin yol kesmesini, gemiye çıkmalarını saatlerce arama yapmalarını haklı çıkarmaz.

Zaten meselemiz bu değil.

Meselemiz Ankara'nın dört saat boyunca yanıt vermemesi veya verememesi. "Evet arayabilirsiniz" veya "Hayır gemimize çıkamazsınız" diyememesi.

Öyle ya; evet veya hayır dersin mesele kapanır.

Ankara neden sessiz kaldı?

Şundan olabilir mi:

Cumhurbaşkanı'ndan izin alacaklardı, Cumhurbaşkanı'nın talimatı doğrultusunda hareket edeceklerdi, dört saat boyunca ulaşamadılar, temas kuramadılar. Cumhurbaşkanı'nın başka meşguliyeti vardı.

İşte yeni rejimin/sistemin defosu tam da burası.

Her meseleye bir kişi karar veriyor. Her konu bir kişiye soruluyor. Kimse inisiyatif kullanmak istemiyor.

Bürokratları geçtim. Diplomatları geçtim. Bakanlar bile...

Dört saat beklenmesinin nedeni budur kuşkusuz. Gemiyi arayın veya arayamazsınız kararını kim verecek? Kim vermeli?

Savunma Bakanı mı? Dışişleri Bakanı mı? Ticaret Bakanı mı?

Kim?

Belli ki kimse topa girmemiş, kimse sorumluluk almamış, kimse Cumhurbaşkanı'na ters düşerim korkusuyla yerinden kıpırdamamış, kimse konforunu bozmak istememiş, kimse başını ağrıtacak karara imza atma riskini almamış.

Yeni rejimin/sistemin defosu işte tam da burası.

Karar alınamaması.

Karar alınamadığı için, Cumhurbaşkanı'na soralım anlayışı bürokraside ve sözde özerk kurumlarda ilke haline geldiği için devlet iyice hantallaştı.

Ekonomide zamanında ve yerinde adımlar atılamadığı için ipin ucu kaçtı. Hedeflenenin tam tersi oldu. Türkiye yüksek faiz, yüksek kur, yüksek enflasyon ülkesi oldu. Yola çıkılırken hedef tam tersiydi.

Sormadan, onay alınmadan karar verilememesi ülkeyi bu hâle getirdi.

Ekonomik buhranın sebeplerinden biri de bu:

Yeni rejimin/sistemin defosu.

Pandemi meselesi de aynı. Salgının Kasım ayında pik yapacağı Haziran ayında belliydi. Ciddi önlemler alınması gerekiyordu. Avrupa 1 Kasım'da karantinaya girdi, bizde tık yok.

Korona yokmuş gibi yaşadık. Sağlık Bakanı verileri gizledi, maske - mesafe - temizlik öğüdü dışında bir şey yapmadı.

Karar alıcılar karar almaktan imtina etti. Saray'ın sesini bekledi. Pandemi kontrolden çıkınca yasaklar geldi.

Salgının kademe kademe yükseldiğini öğrenemedik. Vaka sayısının beş bin, on bin, on beş bin olduğundan haberimiz olmadı. Otuz binle defteri açtılar. Bir de baktık ki yoğun bakımlar dolmuş taşmış, hastaneler felç olmuş!

Neden böyle oldu? Zamanında önlemler alınsaydı, vaka sayısında Avrupa birincisi olmazdı diyeceksiniz.

Rejimin/sistemin defosu bu.

Vaka sayısı beş bini geçtiğinde, on bine yaklaştığında tedbir alsalardı şimdi her şey çok farklı olurdu. Virüs bile kırılırdı.

Sorun şu: Kimse karar alamıyor, kimse inisiyatif kullanamıyor, kimse gördüğünü söyleyemiyor, kimse gerçekleri açıklayamıyor, kimse halka doğru bilgi veremiyor.

Bürokratları geçtim.

Bilim insanları bile...

Maalesef...

Rejimin/sistemin defosu bu.