• 4.02.2020 00:00
  • (344)

 18 yıllık Erdoğan iktidarının temel politikası iktidardayken muhalefeteymiş gibi davranmaktı.

Cumhuriyet'in yerleşik bütün kurumlarıyla kavgaya tutuştular hepsinden galibiyetle çıktılar.

Eski Türkiye'yi çöpe atıp, yeni Türkiye'yi kuracakları iddiasıyla ülkenin genetiğiyle oynadılar.

16 Nisan 2017 referandumuyla son noktayı koydular. 24 Haziran 2018 seçimleriyle de yeni dönemin kapısı ardına kadar açıldı.

Artık muhalefet edecekleri, kötü gidişten sorumlu tutacakları kurum kalmamıştı.

Anayasa Mahkemesi'nden ,TSK'ya, HSYK'dan, eğitim sistemine kadar tüm yapıları istedikleri gibi istedikleri gibi yapılandırdılar.

Suçlayacakları kimse kalmadı. 18 yıldır ülkenin direksiyonu ellerinde. Hani bir söz vardır iktidar olursun ama muktedir olamazsın diye.

Erdoğan hem iktidar oldu hem muktedir.

Ama iktidar mensupları eski alışkanlıklarından vazgeçmedi.

Nedir o alışkanlıklar.

BİR: Kötü giden işe suçlu veya kendileri dışında gerekçe göstermek.

İKİ: 18 - 20 yıl önceki Türkiye ile bugünü kıyaslamak.

ÜÇ: İktidara dün gelmiş gibi davranmak. Özellikle bakanlık koltuğuna oturan kendinden önceki kendi partisinin bakanı değilmiş gibi davranıyor.

DÖRT: Sıkışınca bir punduna getirip CHP'ye yüklenerek gündem değiştirmek. Kutuplaşma politikasının ipine sarılmak.

Bugün hepsi yapılıyor.

Somut örnek: Maliye Bakanı enflasyonun beklenenin üzerinde çıkmasını petrol fiyatları ile dövizdeki artışa bağladı. Temmuz ayında 40 dolar olan petrolün varili kasım ayında 47 dolara kadar çıktı ama bunun enflasyona anında etkisi olmaz.

Bu kalemi geçelim.

Doların 6.80'lerden Ekim ayında 7.70'lere gelmesinin enflasyona etkisini daha görmedik. Bunu önümüzdeki aylarda göreceğiz. Ama kur zaten çok yüksekti.

Petroldeki artış elimizde olmayan bir kalem, ama yüksek kur iktidarın izlediği politika. Bir önceki Maliye ve Hazine Bakanı yüksek kur düşük faiz politikası izledi. Bu sayede enflasyonun ineceğine inandı, bu sayede yatırımların artacağını işsizlik meselesinin ortadan kalkacağına herkesi inandırmaya çalıştı.

İzlediği yöntem iktisat teorisine aykırıydı, Türkiye'ye bedeli ağır oldu. Ülke yüksek kur, yüksek faiz, yüksek enflasyon sarmalına girdi. Merkez Bankası'nın kasası boşaldı.

Yeni Maliye Bakanı sanki iktidara dün gelmiş gibi enflasyonun sebebini dövizdeki artışa bağlamış.

Sanki kendileri iktidarda değilmiş gibi konuşmuş.

Sanki izledikleri politikanın sonucu değilmiş gibi davranmış.

Maliye Bakanı ve Adalet Bakanı'nın TÜSİAD, TOBB, MÜSİAD'ı ziyaret etmeleri, iş insanlarıyla görüşmeleri nasıl izah edilebilir ki?

Sanki dün seçim oldu da o koltuklara yeni oturdular, iş dünyasıyla görüş alışverişi yaparak işe başlıyorlar.

Yaptıkları göz boyamadan başka bir şey değil.

Bazı alanlarda reform yapılacaksa bunun sınırını belirleyecek tek yer var; Saray.

Peki, ekonomideki sıkıntının gerçek sebep ne?

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Özilhan dünkü konuşmasında açıkladı. Kibarca dedi ki; "Ekonomide bir süredir sorunların üst üste yığılıp biriktiği bir dönemden geçtik."

Kabaca ekonomi çok kötü yönetildiği için bu haldeyiz dedi.

Faiz inerse enflasyon iner saplantısı nedeniyle ekonomiye artık şok tedavi gerektiğini söylemek istedi.

Yine dedi ki; "Faiz oranlarını kalıcı olarak düşürmek istiyorsak enflasyonu düşürmemiz, ekonomik reformları yapmamız, siyasi ve jeopolitik riskleri hafifletmemiz ve öngörülebilirliği sağlayacak olan hukuk reformlarını tamamlamamız gerekiyor. Aksi takdirde, faizler asansör gibi bir iner bir çıkar."

Yeni Merkez Bankası Başkanı bu sözleri dikkate alır mı? Yeni Maliye ve Hazine Bakanı üzerinde düşünür mü?

İnşallah, keşke diyeceğim ama ihtimal vermiyorum.

Peki yapılması gereken ne? Muhalefete özellikle CHP'ye bağırarak her gün yeni hain yaratarak sorun çözülmüyor. Ülke düzlüğe çıkmıyor.

Yapılması gerekeni Özilhan diplomatik dille sıralamış. Anladığım kadarıyla maddeleştirerek özetleyeyim:

* Düşünce ve eleştirinin özgürce dile getirildiği ortamın sağlanması.

* Çoğulcu ve özür medyanın var edilmesi.

* Birbirinin dinleyen, topluma kulak veren siyaset anlayışına dönülmesi.

* Bürokraside liyakat (yeterlilik) prensibine dönülmesi.

* Toplum içinde istişare mekanizmaları çalıştırılmalı.

* Deneme yanılma yönteminden vazgeçilmeli.

İktidar bu önerilere uyarsa bunun adı "şok tedavi" değil de nedir? Krizdeki ekonomiyi yoğun bakımdan çıkarmanın tek yolu bu.

Başka yolunu bilen varsa söylesin.