• 24.12.2020 00:00
  • (302)

 İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in "Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş için AK Parti ile ittifak değil ama bir masa kurulabilir. Ana muhalefet lideri de orada olmak durumundadır" çıkışı iyi oldu, yerinde oldu.

Rejim/sistem tartışmasının fitilini ateşledi. Önerdikleri güçlendirilmiş parlamenter rejimi tartışmaya açtı.

Köşe yazılarının konusu olmaya, televizyon tartışmalarında yerini almaya başladı.

Tabii muhalefetin önerisi konuşulurken ister istemez "Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi" denilen dünyada eşi benzeri olmayan, bana göre ucube rejim/sistem de masaya yatırılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yemin ettiği günde bugüne 54 ay geçti.

Fikir sahibi olmak için...

Rejimi/sistemi sorgulamak için...

"Evet, iyi oldu veya hayır iyi olmadı" demek için...

Karar vermek için yeterli süre.

Dikkat ediyorum; Türk usulü rejimi/sistemi savunanların elinde güçlü argümanlar yok. Elleri zayıf. Açıkçası tutunacakları dal yok.

Çünkü, Türkiye nereye el atsan tel tel dökülüyor.

Peki yeni rejimi/sistemi nasıl savunuyorlar?

Dedikleri şu: "Halk tercihini yaptı,bu sistemden dönüş artım mümkün değil." Sadece yazarlar, tartışma programına çıkan yorumcular değil AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş da meseleye bu perspektifle yaklaştı.

"Halk kararını verdi, geriye dönüş mümkün değil."

Muhalefet de diyor ki; "Geriye dönüşü isteyen yok, ileriye gidişin, daha demokratik rejimin yollarını arıyoruz, bu yüzden parlamenter rejime dönelim demiyoruz, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi öneriyoruz."

İktidarın tezine bakalım. Halk tercihini yaptı değiştirilmez savına.

1960 Anayasası'na, o Anayasa'nın 1971 muhtıra sürecinde delik deşik edildiğine kadar gitmeyeceğim.

Temel felsefesi, ruhu hâlâ yürürlükte olduğu için 1980 Anayasa'sı üzerinden derdimi anlatmaya çalışacağım.

194 maddelik Anayasa'nın 80 maddesi 2010 yılına kadar Meclis tarafından çeşitli yıllarda değiştirildi. 2007 yılının kasım ayında referandum yoluyla Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yüzde 69 oy oranıyla kabul edildi.

2010 yılında büyük çarpıcı değişiklik yapıldı. 26 madde oya sunuldu. Yüzde 57.8 oy oranıyla kabul edildi. (Küçük bir parantez; daha sonra anladık ki bu FETÖ'nün kurguladığı Anayasa değişikliğiymiş. FETÖ'nün yargı üzerinden devleti ele geçirme Anayasası da denilebilir!)

2017 yılında 18 maddelik Anayasa değişikliğiyle bugünkü rejimin temeli atıldı, halk oyuna sunuldu.

Yüzde 51.4 oy oranıyla kabul edildi. (YSK'nın sandıklar kapanmadan "itiraz var" gerekçesiyle ülkenin yer yerinde, her sandıkta mühürsüz oyları geçerli sayması mevzuuna girmiyorum, umut ediyorum bir gün o konu da enine boyuna ele alınacaktır.)

İyi kötü, doğru yanlış bu kısmını konuşmuyorum, ben de şiddetle karşıyım; 1980 Anayasası kaç oyla kabul edilmişti?

Yüzde 91.37.

Rejim/sistem değişikliği kaç oyla kabul edildi?

Yüzde 51.4.

"Atı alan Üsküdar'ı geçti" söylemiyle.

Bu rejimin/sistemin savunucuları diyor ki; halk bir kere kararını verdi, dönüş yok.

12 Eylül rejimi de benzer yaklaşım içindeydi; halkın kahir ekseriyeti kabul etti, dönüş yok.

Dönüldü işte.

Yüzde 90'ın üzerinde oy almıştı ama toplumsal katılımla yapılan Anayasa değildi. Tepeden inmeydi.

Cumhurbaşkanı vesayetini öngören sistemdi.

2017'deki rejim kurgusu da öyle. Toplumsal uzlaşmaya dayanmıyor. O da tepeden inme.

1980 Anayasası kişiye göre kurgulanmıştı.

2017 Anayasası da kişiye göre kurgulandı.

Kanıt… MHP lideri Bahçeli "Cumhurbaşkanı Anayasa'ya uymuyorsa biz Anayasa'yı ona uyduralım" diyerek süreci başlatmadı mı?

Son tahlil de 2017 değişikliği de kişiye özel, 1980 gibi.

Demem şu; kişilere göre kurgulanan Anayasalar eninde sonunda değişmek zorunda.

"Halk tercihini yaptı" diyorlar ben de diyorum ki, ya halk pişmansa?..

Hadi gelin soralım!