• 10.02.2021 00:00
  • (240)

 Durum aynı durum, korku aynı korku. Sadece teknoloji gelişti. Eskiden insanlar birbiriyle cep telefonuyla konuşmaya korkuyordu, şimdi tweet atmaya, mesaj göndermeye çekiniyor.

2007 yılından sonra estirilen fırtınayı hatırlayın. Neredeyse 7 - 8 yıl sürdü. Bakkal, manava derdini cep telefonuyla anlatmıyordu.

Korkuyordu.

2011 yılında memleketin durumunu şöyle anlatmışım.

"Telefonlar suspus. Zıır zııır ötmüyor.

Gazeteciler gazetecileri bile aramıyor. Kimse duyumunu paylaşmıyor, en küçük bir bilgi kırıntısının peşinde koşmuyor.

Çünkü gazeteci ya kendinin dinlendiğinden şüpheleniyor ya da aradığı kişinin dinlendiğini tahmin ediyor.

O konuşmaların kaç yıl sonra karşısına ne şekilde geleceği bilinmediği için telefonlar zır zır ötmüyor.

Alo denmiyor.

Hele mesleğin dışında olanlar hiç aramıyor. Siyasetçiler bile!

Durduk yerde ismim çıkar, kıyısından köşesinden bana da bulaşır diye hiç kimse kimseyi arayıp neler oluyor diye sormuyor. İleride biri çıkar niye bu kadar meraklısın diye sorar endişesiyle herkes suspus.

Telefonlar kaput!"
(6 Mart 2011/ Milliyet)

Telefonun yerini Twitter aldı, WhatsApp aldı, buna benzer mecralar aldı.

Hayır, durumu abartmıyorum. Beyza Buldağ'ın başına geleleri biliyorsunuz. Buldağ "Boğaziçi Dayanışma" adlı platform kurmaktan tutuklandı.

Efendim, o platform üzerinden Cumhurbaşkanı'na hakaret edilmiş.

Kim etmiş?

Belli değil, platformu yıllar önce kuran kişi bu işin içinde mi?

Hayır veya evet!

"Bu ne demek" diyeceksiniz, şu demek:

Hakim bile işin içinden çıkamamış. Tutuklama gerekçesinde "ihtimal dahilinde olduğunu" belirtmiş.

Tutuklama artık ihtimale göre. Ne oldu kuvvetli suç şüphesi maddesi!

Cumhurbaşkanı "Yeni anayasayı konuşmanın zamanı geldi" deyince gözleri dolan, sevincinden ağlamaklı olan Adalet Bakanı yanıt versin.

İhtimal dahilinde tutulama nasıl oluyor?

Beyza Buldağ

Saray'ın etkin ve yetkin çevrelerine sorsan karşı çıkarlar. Adalet Bakanı'na sorsan kabul edilemez bulur. Ama insanlar attıkları tweet'lerden dolayı takır takır tutuklanıyor veya sanal ortamda görüşme platformu kurmaktan.

İktidar yeni anayasa, hukuk reformu diyerek yine aynı tiyatroyu oynuyor. Sanki memlekette keyfi tutuklamalar olmamış gibi, kendisinin bunlarla ilgisi yokmuş gibi, kendisi bunlara karşıymış gibi, elinden bir şey gelmiyormuş gibi davranıyor.

Bazen arşive dalmak iyidir. Bazen ben bu filmi görmüştüm/yaşamıştım dersiniz ama hatırlamazsınız ya arşive dalınca gördüğümüzü anlarsınız.

Sizi 2012 yılına görüreyim.

Şu satırları kaleme almışım:

"Star'ın Açık Görüş ekini okuyorum. Şöyle cümleler var:

'Hukuk devleti, adil yargılanma hakkı ve tabii hakim ilkeleri açısından özel yargı kurumları çok sorunludurlar ve bu yüzden de kararlarının meşruluğu her zaman tartışılmıştır.'

Ne diyor bu ya!

Yerimden doğruldum. Resmen kararlarının meşruluğu tartışma konusudur diyor.

Hepsinin mi?

Yazıya devam ettim.

'Savcıların yapması gereken her şey doğrudan polis tarafından yapılmakta ve polisin hazırladığı fezlekeler iddianameye dönüşerek mahkemelere gönderilmektedir. Türkiye yargı tarihine 'fezleke hukuku' kavramını ve mekanizmasını armağan etme yolunda adım adım ilerlemektedir.'

Şaka mı!

Yani bütün davalarda iddianameleri savcılar değil de polisler mi hazırladı?

Polis fezlekeleri iddianame mi oldu?

Ergenekon'da, Balyoz'da, OdaTV'de, Andıç'ta, ötekilerde!

Allah Allah dedim yanlış gazetenin ilavesini mi aldım.

Kontrol ettim; doğru.

Okuduğum iktidara yakınlığıyla bilinen Star'ın Açık Görüş eki.

Bu satırları yazan da SETA'dan Yılmaz Ensaroğlu.

Şaşırmadım desem yalan olur. Star için bu ne süratli dönüştür. Düne kadar bunları söyleyenler.

Davaları sulandırmakla.

Ergenekonculara hizmet etmekle.

İddianameleri, davaları irtibatsızlaştırmakla itham ediliyordu.

Neredeyse savcılar tarafından eleştirilerin önünü kesmek için 'itibarsızlaştırmak' diye yeni bir suç türü oluşturuluyordu.

Bir anda işler değiştir. Nehir tersine akmaya başladı.

Okuyorum ama kendimden emin değilim.

Bir karışıklık olmasın diye ilavenin birinci sayfasına bir daha baktım.

Nal gibi Açık Görüş yazıyor.

Başyazıyı da Başbakan'ın danışmanı, AKP milletvekili Yalçın Akdoğan yazmış.

Doğru yerdeyim yani.

Ağzım bir karış açık okumaya devam ettim.

'Daha öncekilerde olduğu gibi, bu son operasyonda da masumiyet karinesini yerle bir eden 'şüphelileri' açıkça ve kesin bir dille mahkûm eden ifadelerle dolu bir kara propaganda, bizzat özel yetkililerimizin eliyle yürütülüyor.'

MİT olayındaki tavırlarını anladım da, 'Daha öncekilerde olduğu gibi' girizgahını anlamadım.

Tüm davalarda masumiyet karinesini yerle bir eden kara propaganda mı vardı?

Kaçak var dedim, makale sızma. Başka yer için yazıldı, yanlışlıkla Star'a gönderildi, karambolde sayfaya kondu.

Başka türlüsü olur mu?

Bu eleştirileri yapanlara yıllardır söylenmedik laf kalmadıktan sonra.

Şu saptamaya bakın.

'Özel yetkilere sahip olmanın verdiği aşırı özgüvenle korku toplumu yaratılmakta.'

Kalktım banyoya gittim yüzüme soğuk su vurdum.

Geldim bir daha okudum.

Korku toplumu yaratılmakta denilmiş.

Hem de Star gazetesinde.

Bu, CHP'nin iddiası değil miydi?

Sayfayı çevirdim bir yazı daha. Başlığı söyleyeyim gerisini anlayın.

Özel Yetkili Mahkeme'nin miadı doldu.

Eki bıraktım ana gazeteyi aldım. Manşetteki haber ilavede okuduğum makalelerin üzerine kaymaklı kadayıf gibi geldi.

HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, özel yetkili mahkemelerin yetkisinin daraltılması gerektiğini söylemiş ve

'Kamuoyunda emniyetten ne gelirse davaya dönüşüyor, kişilerin lekelenmeme hakkına, masumiyet karinesine özen gösterilmiyor, soruşturma ve davalar özensiz yürütülüyor şeklinde bir algı var' demiş.

Mahkemeleri özgürlükleri askıya alacak uygulamalardan kaçınmaları için uyarmış.
(20 Şubat 2012 /Milliyet)

Bugün de aynı lafları söylüyorlar.

Kanmayın!