• 20.05.2021 05:55
  • (117)

Adam yolda görüyor, adam markette görüyor, adam metroda görüyor, adam otobüste görüyor, soruyor:

Abi ne olacak sizin haliniz?

"Allah'a şükür halimden bir şikâyetim yok, yuvarlanıp gidiyoruz" dedim…

"Yanlış anladım be abi" diyerek sözümü kesti; "Şahsını değil, medyayı kastediyorum".

Üstüne gittim; "Medyanın nesi var ki?"

"Benim söylediğim de bu abi bir şeyi yok ki, medya kalmadı ki!"

İkimiz de sustuk, bir daha konuşmadık.

Düşündüm, medya mevta mı oldu? Ortalık birbirine girmiş kendini merkeze konumlayan medyada tek satırlık bilgi yok.

Mafya-siyaset-gazeteci ilişkisi ortalığa saçılmış. Büyük olasılıkla bu üçgene hakim/savcı-güvenlik-bürokrasi ilişkisi de girecek. Üçgen altıgen olacak, belki de sekizgen!..

Açıyorsun televizyonları kelime yok.

Açıyorsun gazeteleri satır yok.

Tamam, mafyanın iddialarını gerçekmiş gibi yansıtmak yanlış. Tamam, her iddia üzerine tartışma programı yapmak doğru değil ama 15 günde işin boyutu değişti.

Suçlamaların adresi eski siyasetçi Mehmet Ağar ciddiye aldı yanıt verdi.

Suçlamaların ikinci adresi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yargıya başvurdu. Sadece mafya lideri konuşmadı, İçişleri Bakanı da konuştu.

En çok o ciddiye aldı. Arabuluculuğa soyunan gazetecileri, bilerek isteyerek suç örgütüne yardım ve yataklık etmekle itham etti, suç duyurusunda bulundu.

Haberin daniskası orada…

Tartışma programının zirve konusu bu… Veya bu olmalı!..

Bizim kanalların yüzde 90'ı bambaşka meseleleri konuşuyor, tartışıyor.

Bariz örnek.

CHP Grup Başkan Vekil Özkoç'un basın toplantısının sonuna denk geldim. Ticaret Bakanı Ruhsar hanımın yaptığı usulsüzlüklerden, yaptığı iddia edilen yolsuzluklardan söz etti. Ve dedi ki; "Konuyu Meclis'e getirdik, MHP'liler konuşmadı, kürsüye çıkan AKP'li vekiller de bize Filistin'i anlattı, Ruhsar Hanım konusuna hiç girmediler."

Hakikaten, neredeyse unutacaktık. Bir de Ruhsar Hanım meselesi var. Hani bakanlıktan atılan hanımefendi. Sedat Peker'in açıklamalarına dalınca Ruhsar Hanım arada kaynadı gibi.

Özkoç bunları söyledikten sonra soru/cevap kısmına geçildi. Bir gazeteci söz alarak sordu: İktidara gelirseniz HDP'ye bakanlık verecek misiniz? Kurumsal olarak bu soruya cevap verin.

Medyamızın hali tam da bu.

Ruhsan Pekcan'ın yaptıkları cııız konu.

Sedat Peker'in açıklamaları cııız konu.

Soylu'nun tepkisi bile cııız.

'CHP iki yıl sonra iktidar olursa HDP'ye bakanlık verecek mi' baş konu!..

Vallahi, 12 Eylül darbesi döneminde bile böyle medya olmadı. Sansür vardı ama gazeteler ucundan bucağından yazmaya kalkıyordu. En açınan sansür yiyen bölüm beyaz sıkıyordu, okur sansürlendiğini anlıyordu.

En azından gazeteciler/yazarlar yazmaya çalışıyordu, beş yıldızlı generaller sansürlüyordu.

Şimdi gazeteci/yazar kendini sansürlüyor…

Vahim olan bu.

Anlı şanlı yazarlarımız, anlı şanlı gazetelerimiz, anlı şanlı televizyonlarımız bu meseleye girmediler, yok hükmünde saydılar. Ama millet görüyor, millet duyuyor.

Son 10 yıldır hatta 15 yıldır vahim bir durum ile karşı karıyayız. Kısaca şöyle özetleyeyim.

Gazeteciler de yazarlar da kendilerini iktidarın parçası görüyorlar. Bakın, iktidarı desteklemek başka, parçası görmek başka.

Biri milletvekili oluyor, öteki bakan, diğeri bürokrat, bir başkası yargıç, savcı, polis müdürü. Hepsi kendini iktidarın ortağı sayıyor. Bugün bana hâkimlik görevi verildi, yarın bakan olabilirim veya vekil. Gazeteciler de böyle düşünmeye başladı. İktidarın üyesi gibi davranmaya başladılar. Gazeteciliklerini unuttular.

Bugün de durum aynen bu. Maalesef medyanın büyük çoğunluğu iktidarın paydaşı!..

Siz daha ne haber almayı bekliyorsunuz ki.

Siz daha ne yorum arıyorsunuz ki.

İyi ki, T24 gibi yayınlar var. İyi ki varlar.