• 7.05.2021 07:38
  • (135)

AKP’nin  parti programın da bunlar yazıyordu:

“Bu ülkede bir kişi özgür değilse o toplum özgür değil” diye sıralamasını yapıyorlardı...

Bireyin özgürlüğünü savunacaklardı.

Çözemedikleri sorunları “dış güçlere bağlayan siyasetçilerden” olmayacaklardı.

Yasakları yasak haline getireceklerdi.

Muhalefetsiz bir iktidarı meşru görmeyeceklerdi.

Sandık demokrasinin namusuydu..

Sandıktan çıkan sonucu milli irade olarak kabul ediyorlardı.

Demokrasi hukuk çeşmesinden beslenir diyorlardı.

Çoğunluğa  değil azınlık haklarına vurgu yapıyorlardı.

Kürt sorunu da benim sorunum diyorlardı..

Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldıklarını söylüyorlardı.

Ortak akla dikkat çekiyorlardı.

Çok seslilikten bahsedip, çoğulculuk kavramını dillerinden düşürmüyorlardı.

Devletin nötr olacağına söz veriyorlardı.

Devlet vatandaşına format atmamalı diyorlardı.

Devlet özel hayata müdahale etmeyecekti.

Üstünlerin değil hukukun üstünlüğü olacaktı.

AİHM Kararları Türkiye’de ki yasaların üzerinde bunu herkes böyle bilsin diyorlardı.

Türkiye’nin  AB üyeliği bizim olmazsa olmazımız sözünü veriyorlardı.

Garson devletten bahsedip...

Vatandaş devletin değil, devlet vatandaşın emrinde ve hizmetinde  olacak sözünün altını çiziyorlardı.

Üç “Y” diye adlandırdıkları ”Yolsuzluğu, Yoksulluğu ve Yasakları” yok edeceklerdi.

Amma velakin...

Devlete hakim olup, iktidar ömürleri uzadıkça.

Güç zehirlenmesine yakalandılar.

Parti programlarına  yazdıklarından ve topluma verdikleri sözlerden bir bir  uzaklaştılar.

 Biz bu “devleti sokakta bulmadık” diyerek itiraz edenlere karşı “derin devletin fabrika ayarlarına döndüler...”

Yasakları yasal hale getirmenin yoluna saptılar.

 Yasaklara ilk  önce düşünce ve basın özgürlüğünden başladılar.

Ne kadar muhalif aydın, gazeteci ve siyasetçi varsa hepsini tutuklattılar.

Kendilerini desteklemeyen gazete, televizyon, dergi, radyo ve dernekleri OHAL ilanını fırsat bilip, hepsinin kapısına kilit vurdular.

Medyanın yüzde 95’ni ele geçirdiler. Yandaş medyanın  8 büyük  gazetesi aynı manşetle çıkması olağan  hale geldi.

Kaybedince sandıktan çıkan sonucu tanımadılar, seçimleri tekrarlattılar.

HDP’nin kazandığı 65 Belediye başkanlarını hukuksuz görevden alıp cezaevlerine atarken, yerlerine kayyımlar atadılar.

Kendileri gibi düşünmeyen ve politikalarını desteklemeyen her kesimi hedef gösterdiler. Toplumda bir korku iklimi yarattılar.

Hatta muktedir “bir taraf olmayan bertaraf olur” diye tehditler savurdu.

Kendi medyası gibi kendi zenginin yarattı. Bunların başında da  beşli beton çetesi gelir oldu.

Muhalif İş insanlarının iş yerlerine vergi operasyonları yaptılar, örgütlerini susturdular.

Ardından da  muhalif olan toplumun her kesimini terörist ilan ettiler.

Toplam 366 cezaevinin 196’sı AKP döneminde açıldı...

AKP iktidara geldiğinde ceza evlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 58 bin iken,2020 yılı itibarı ile ceza evlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 295 bine çıkmış durumda. Ülke hapishaneye döndü.

Askeri darbeler döneminde bile toplum böylesi bir hukuksuzluğu yaşamadı.

AİHM’in ve Anayasa Mahkemesinin kararlarını yok saydılar, uygulatmadılar.

Devlet vatandaşına format atmamalı diyen adamlar, ”Dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz” diye eğitim sistemini yaz-boz tahtasına çevirdiler. Eğitimi bağnaz  cemaatlere teslim ettiler.

Devlette kadrolaşmayı  “mülakat sistemi gibi bir torpil komisyonu” ile yürüttüler..

Kadrolaşmada liyakati değil, biat ve sadakati kriter olarak aldılar.

Devlette en fazla  kadrolaşmayı da  topluma Adalet dağıtacak olan “Hakim ve Savcılar”  üzerinden yaptılar. FETÖ’den boşalan Hakim ve Savcıların yerine, Cumhur ittifakı anlaşarak, partilerinde siyaset yapan militan  avukatları yerleştirdiler.

Yargı bu kadar siyasallaşınca.. Yargı olmaktan çıktı, talimatla karar verir oldu.

Yargıya olan güven yüzde 30’lara indi ...Sonuçta tuz kokmuş oldu.

Ya ekonomi için verdikleri sözleri nereye koymalıyız:

Başta ekonomi olmak üzere çözemedikleri sorunları “dış güçleri suçlar” oldular.

Bize dış güçler “ekonomi ve döviz üzerinden operasyon çekiyorlar” demeye başladılar.

Biz bir kaç hurma ile karnını doyuran Peygamberin ümmetleriyiz; ”komşusu tok iken aç yatan bizden değil” diye inanç ve duygu sömürüsü yapma gereği duymaz oldular...

Vatandaş açlığa ve yoksulluğa mahkum edildi .Devlet töreni ile yoksullara patates soğan dağıtır hale geldiler..

Kendileri dolar milyarderi olurken vatandaş yoksullaştı.. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğunu yaptılar.. Merkez Bankasının 128 milyar dolarının hesabını da veremez oldular.

Kovid-19’u hiç iyi yönetemediler. Ekonomi bunalıma girdi.14 ayda  41 bin kişi  hayatını kaybetti ve ölüm rakamları her gün artarak devam ediyor..Pandemi  süreci ile işsizlik, açlık ve yoksulluk kol gezer oldu...Açlık ve işsizlik korkusu ölüm korkusunun önüne geçmiş durumda.

Vatandaşın mutfağında yangın var. Zamlar yağmur sağanağına dönüştü.

İki yıl içinde doğalgaza yüzde 44 zam yaptılar...

Bu yetmezmiş gibi 2021 yılında doğalgaz zammını otomatiğe bağladılar, her ay doğalgaza yüzde 1 zam yapmaya başladılar.

Bir de kalkıp fakir gurabadan bahsetmiyorlar mı? Pes vallahi.

Devletten hukuku çıkartınca...

Meydan da  çetelere kaldı.

Kimi çeteler siyasal iktidarın  milis güçleri gibi hareket edip, muhaliflere meydan dayağı atarken...Kimi de   iktidara yakın Kripto genç çeteler türedi, bakanlarla poz vererek  piyasadan üç yüz bin vatandaşın iki milyar lirasını dolandırıp tüydüler.

İktidara yakın bir  Mafya lideri  sosyal medya hesabından  videolar paylaşarak  peşrev çekiyor..

Bir başka çete başta AKP’li Belediyeler olmak üzere gri pasaport temin  ederek, insan kaçakçılığı yapmaya başladı.

Bunlar hak, hukuk, adaletten uzaklaşmanın umumi manzarası.

Geldiğimiz yere bakar mısınız, nereden nereye?