• 5.07.2021 09:20
  • (256)

“Eğer bir Tanrı varsa, onu affetmem için bana yalvarmak zorunda kalacak” (Nazi Kampı duvarına kazınmış bir cümle)

Cumhur ittifakın hukuku yok sayan  “temel hak ve özgürlükleri tanımayan” uygulamaları insana her türlü çağrışımı hatırlatıyor..

Toplum olarak askeri darbelerde  görmediğimiz” insan hakları ihlallerini” yaşıyoruz.

 İktidarın uyguladığı siyaset toplumda  bir korku iklimine dönüşmüş durumda.

Anayasal hakkını kullanmak isteyen, hak arayan, sokağa çıkan vatandaş terörist muamelesi görüyor.

Son günlerin deyimi ile “ağzını açanı” içeri alıyorlar.

Siyasal İslamcıların muhalefete uyguladığı baskılar  “Nazi kampı duvarına kazınan  cümleyi” hatırlatıyor.

Haydi başlayalım...

AKP iktidara geldiğinde  cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 58 bin iken...

 2020 yılı itibarı ile cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 295 bini geçmiş durumda.

AKP 2019 yılına kadar 178 cezaevi açmış.

Adalet Bakanlığı 2021 yılında 39 cezaevi daha  açacağını açıkladı..

Bir kişi özgür değilse o toplum özgür değil  diye iktidar olanlar şimdi muhalefete terörist diyorlar.

Türkiye hukuk indeksinde uluslararası 126 ülke arasında 109’cu sırada...

Uluslararası Basın indeksinde ise 180 ülke arasında 153’cü sıraya gerilemiş durumda.

Türkiye dünyada en fazla gazetecinin tutuklu olduğu bir ülke olarak biliniyor.

Yargıyı  iktidar muhaliflerine karşı bir  sopa olarak kullanıyor.

Mevcut yürürlükte olan  anayasayı yok sayan  “Ucube Başkanlık Sistemi” ülkeyi karanlık bir tünele soktu.

Ortaya çıkan  tabloyu bakınca “Nazi kampında duvara kazınmış cümleyi” nasıl hatırlamazsınız?

Ülkeyi bu karanlık tünelden çıkartmada  CHP’ye çok büyük tarihsel görev düşüyor..

Muhalefeti demokrasi etrafında toplayacak “temel hak ve özgürlükler” etrafında örecek tek parti CHP gözüküyor.

CHP muhalefeti demokrasi bloku içerisinde AKP’ye karşı ilkeli siyaset yapan partilerle ittifak yapmak için, büyük çaba sarf ettiğini görüyoruz.

Partisini, kendini Akp kadrosundan  milletvekilliği için  AKP’ye yamayan, yüzde bir oyu bile olmayan; Büyük Birlik Partisi(BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici ile kameraların önüne çıkıp; parti Genel Merkez binasının önünde teşekkür eden, CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu...

HDP ile ittifak söz konusu olunca veya bir araya gelince..

HDP’ye karşı “mesafeli ve utangaç duruşu” izaha muhtaç bir durum ortaya çıkıyor.

Altı milyon seçmenin oyunu almış parlamentonun üçüncü büyük partisi;HDP Eş Genel  Başkanı Mithat Sancar’ın CHP’yi ziyaretinde Kılıçdaroğlu’nun Mustafa Destici’ye gösterdiği yakınlığı; basın önünde ve kameraların karşısında, HDP Eş Genle Başkanı Mithat Sancar ve arkadaşlarıyla fotoğraf vermekten kaçınması, kabul edilir bir durum değil.

İktidar ortakları mafya ile ittifak yapmadan, işine göre PKK ile görüşmekten kaçınmaz iken...

Parlamentonun üçüncü büyük partisi ile CHP’nin bir araya gelmemek için köşe bucak kaçmasında, bir tuhaflık yok mu?

Birde CHP Kürt sorununu biz çözeriz demiyorlar mı?

Kürt sorunu üzerinden toplumda siyaseten  var olan HDP’yi dışlayarak mı, Kürt sorununu çözeceksiniz?

Kılıçdaroğlu ve  ekibi siyasi yaşamlarında  en büyük yanlışlarını Milletvekilliği dokunulmazlığına iktidara destek vermekle yaptılar..HDP’li ve kendi partisinden milletvekilinin tutuklanması; HDP’li Belediye Başkanlarını hukuksuz görevden alınıp tutuklanmalarını ve yerine   kayyımlar atanmasının önün açarak, parlamentoyu devre dışı bırakarak ayağına kurşun sıktı.

Dileriz CHP bu yaptıklarından ders çıkartarak HDP ile ittifak yapmaktan kaçmaz.

CHP’nin içinde “Kışlacı ve Askeri laikliği savunan”  CHP’yi Kürtlere, liberallere ve muhafazakar mütedeyyin insanlara kapatan bir damar var bunlar; CHP’nin HDP ile ittifakını  istemiyorlar, bunu biliyoruz.

Ama CHP HDP’siz ve toplumun farklı kesimlerinden destek almadan  iktidara gelmesi de  imkansız.

Son İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlık seçiminde HDP seçmenin desteğini kim yok sayar.

HDP’ye  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlık seçimini AKP’ye kaybettirmesinin ve Erdoğan’a biat etmediğinin, bedelini ödetmek istiyorlar.

Eğer CHP HDP ile açık ittifak yapsa idi...

HDP’ye  saldırlar münferit olur, kapatma davası açmaya da  cesaret edemezlerdi.

HDP’ye açılan kapatma davasında yer alan, inandırıcılığı olmayan akıllara durgunluk veren iddianameden bir kaç örnek.

*Parti teşkilatları örgüt evi gibi çalışıyorlarmış...

*Parti örgütleri aracılığı ile iç savaş denemesi yapıyorlarmış...

*2015 yılında İŞİD tarafından bombalı saldırı sonucu Suruç’ta katledilen 34 genç insan teröristmiş.

İddiaya  bakar mısınız, bu  İŞİD’in yaptığını aklamak değil de ne Allah aşkına?

HDP kapatılırsa bu Kürtlerin kapatılan altıncı partisi olacak.

1990 yılında kurulan HEP kapatıldığında oyu yüzde 3 iken, HDP’nin oyu an kamuoyu araştırmalarında yüzde 13’lerde gözüküyor.

Meşru zeminde siyaset yapanlara getirilen yasaklar o partileri küçültmez  büyütür.

Bunun siyasal tarihimizde çok örnekleri var.

Peki HDP’yi kapattınız  6 milyon HDP seçmeni size mi oy vereceğini, sanıyorsunuz?

HDP’yi kapatmak dağın yolunu da kapatmaz, tersine PKK’nın değirmenine su taşır..

Siyaset yapanlar  yeter ki  silaha ve şiddete baş vurmasın.. En aykırı fikirlerini siyaseten söylemelerinde  bir sakınca yok, demokrasi aykırı fikirleri içinde barındıran çoğulculuk kavramının,  adı değil mi?

HDP toplumsal sorunlara çözüm getirirse siyasi varlığını sürdürür, getiremezse millet sandığa gömer ve tabela partisi olur.

Yasaklanan siyasi partiler isim değiştirerek, her yasaktan sonra daha da güçlenerek toplumun önüne çıktığını, bunu da  en İyi Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan bilir.

Cumhur ittifakı HDP’ye kapatma davası açtırarak bir taşla iki kuş vurmak istiyor.

Bir: “Bunalıma girmiş ekonomiyi gündemden düşürmek..” 1 Temmuz’dan geçerli olacak Elektriğe yapılan  yüzde 15 ve Doğal Gaza  ilk 6 ayda  yüzde 18 zam yapmaları, ekonominin dip yaptığını göstermiyor mu?

İki: “Muhalefet partileri arasında iktidara karşı oluşan “millet ittifakını” HDP üzerinden parçalamak, HDP ile yapılacak ittifakın da önün kesmek” istiyorlar.

HDP ‘ye “utangaç ve çekingen” sahip çıkmanın bedelini sadece Kürtler ve HDP’ye oy verenler ödemez..

Demokrasiden ve hukuktan yana olan toplumun her kesimi öder.