• 23.08.2021 15:21
  • (161)

Notlarım arasında rastladım...

 CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal’a Küreselleşme ile  “Ulus Devletlerin sonu geldi mi” sorusuna verdiği yanıtını not etmişim.

“Ulus Devletlerin sonu geldi mi” diye sorulan  soruya Deniz Baykal şöyle diyor:

“Biz millet ve devlet olarak uluslaşma sürecini tamamlayamadık, bu bizim için geçerli değil .”

Baykal’ın bu açıklamasının yaldızını kazıyınca altından şu cümleyi okuyoruz:

”Biz Kürtleri Türkleştiremedik, Alevileri de Sünnileştiremedik.”

Yani bu iki kesimi asimile edene kadar “ulus devlet politikamızı “uygulayacağız demektir.

Kürtlere yapılan baskılar ve katliamlar kurucu iradenin bilgisi dahilinde oluyor..

Kürtlere yapılan baskılar ve katliamlar hiç rastgele değil maalesef...Kürtlere Batı illerinde  eşit şartlarda siyaset yaptırmadıkları gibi  ticarette yaptırmıyorlar...

Kürtlerin ölülerini mezarlıklarına gömdürmedikleri bile oluyor ne yazık ki...

Haydi başlayalım:

13 Nisan 2010 yılında Kürt siyasetçi  vakur adam Ahmet Türk, Samsun Adliyesinde bir duruşmayı izlemeye gittiğinde;  İsmail Çelik adında faşist ırkçı bir genç tarafından  güvenlik güçlerinin gözü önünde, kameraların kayıtta olduğu bir ortamda,  “yumruklu saldırıya uğradı, burnu ve iki dişi kırıldı  anlı yarıldı...”

Bu saldırı basında manşetten  kınanması gerekirken...

O dönem Hürriyet gazetesinin yazarlarından ulusalcı Yılmaz Özdil: “Adaletin Tokmağı” başlıklı bir yazı kaleme aldı... Ahmet Türk’e atılan bu yumruğun; ”pek çok kişinin duygularına tercüman olduğunu yazdı..” Dönemim Hürriyet gazetesinin  Genel yayın yönetmeni de bu yazıyı desteklediğini söyledi.

Medyanın amiral gemisi olarak bilinen logosunda “Türkiye Türklerindir” yazan gazetenin bu saldırıya  destek vermesi, tesadüf olmasa gerek.

Saldırganlar basından destek gördükçe Kürtlere saldırılar  ülkenin  batı illerinde gittikçe yaygınlaşıyor.

Mevsimlik işçilere, inşatta çalışan Kürtlere saldırılar öyle bir hal aldı ki, geleneğe dönüştü.

“Suyun bulandırdın” misali “inşaatta Kürtçe türkü söylüyorsunuz” diye veya “sokakta Kürtçe konuşarak bölücülük yapıyorsunuz” diğer saldırabiliyorlar. İnanılır gibi değil...

Gel gör ki, Kürtlerin ana dilini yok sayan ırkçılar Arapça, İngilizce ve başka dille konuşanlara saygı da kusur etmiyorlar. Sadece bunlar mı?

Çok daha vahimleri var...

Hatırlayın:

Kürtlerin ölüsünü mezarlıklarına gömdürmediler.”

14 Eylül 2017 Yılında HDP Eş Genel Başkanı eski Milletvekili şuan Kandıra ceza evinde tutuklu Aysel Tuğluk’un annesi, Hatun Tuğluk’un Gölbaşı mezarlığında toprağa verilen cenazesini; bir grup ırkçı faşist “gömülen cenazeyi mezardan çıkarttılar” ve mezarlığa gömdürmediler. “Gömülen cenazeyi mezardan çıkartmak” ne demek? Bu dehşet Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde yaşandı.. Aysel Tuğluk ve HDP’liler Hatun Tuğluk’u memleketi Tunceli’de toprağa verdiler, çaresizce...

Bir de kalkıp Kürtlerle bin yıllık kardeşliğimiz var demiyorlar mı?

Ticaret yapan Kürtlere yapılanları nereye koyacağız?

Hatırlayın...

8 Eylül 2015 Tarihinde  Kırşehir  “ Toplu bir  katliamın eşiğinden  döndü...”

Ülkü ve Osmanlı Ocakları: “Şehitlere Saygı ve Teröre Lanet Yürüyüş” mitingi düzenleme kararı aldılar.

Mitingi düzenleyenlerden birisi sosyal medya hesabından ”Kırşehirli Türkler Meydana” diye yazdı.

Bir başkası sosyal medya hesabından ”Terör örgütüne ilaç desteği sağlayan Kürt kökenli Eczacılar ve 22 iş yeri var” alayı yakılacak diye paylaştı.

Irkçılar Sosyal medya üzerinden örgütlenerek 5 bine yakın kişiyi topladılar

Toplanan kalabalık ilk olarak malum adres ilk önce Kırşehir  HDP il örgütüne saldırdılar...Partinin tabelasını parçalayıp yerine  Türk bayrağı astılar, cam çerçeve indirmeler zaten beklenen  bir olay.

Saldırganlar ardından yıllardır sol içerikli kitaplar ve kırtasiye malzemesi  satan “GÜL KİTAB EVİ” ne yönelerek kitap evini ateşe verip, öte yandan kitap evinin sattığı okul çantalarını yağmaladılar.

Olaylar çığırından çıkarken...

Bu olaylar güvenlik güçlerinin gözünün  önünde ve kameraların karşısında oldu. 

Öyle organize ve planlı hareket ediyorlardı ki saldırganlar.

İtfaiye arabası giremesin  diye, yakacakları Kürtlerin  iş yerlerinin yollarını arabaları ile  kapattılar.

Hatta birisi yangını söndürmeye gelen itfaiye aracının hortumunu kesti..

 Saldırganlar, Kentte ticaret yapan önceden yerleri belirlenen Kürtlerin iş yerlerini tek tek saldırıp camı, çerçeveyi indirip, sonra da yakıyorlardı.

Yusuf çay ocağını basıp camlarını kırdılar, buzdolabını pencereden dışarı attılar, çay ocağının parkelerini ateşe verdiler.

Şehrin merkezinde Ankara caddesinde bulunan ‘Diyarbakır Tatlı, kebap, lahmacun salonunu’ hedef aldılar. Yanıcı madde ile dükkanı ateşe verdiler, iş yerinde çalışan 6 kişi bodruma sığınarak canlarını zor kurtardılar.

İşin en vahimi bu yağmalama ve yakmalar polisin gözünün önünde oluyor, TV kanalları da canlı verdi...

Irkçı faşistlerin bir sonraki adresi başka bir Kürt kökenli vatandaşın iş yeri olarak bilinen, ucuz eşya satılan “Çöl pazarı” oldu.

Saldırganlardan biri tatlıcıdan çaldığı kolanya ile çöl pazarının kepengini tutuşturdu.

Bu olay polis karakoluna 50-60 metre mesafede oldu ama “polis üç maymunu oynadı.”

Kırşehir’de hedef gösterilen ve önceden tespit edilen  ne kadar Kürt kökenli esnaf varsa, hepsinin iş yerleri gece saat 24’e dek  kundaklandı.

Saldırganlar Kırşehir-Kayseri karayolunu  trafige kapattılar.

32 iş yeri ve ev hasar gördü.

Dönemin Kırşehir Valisi Necati Şentürk; kalabalığı dağıttıracağı yerde;  TOMA’nın üzerine çıkarak kalabalığa İstiklal Marşı söyletti.

Kırşehir “Bir Madımak faciasından, Maraş katliamımdan döndü” desek abartmamış oluruz.

Faillerin kimine 2 bin TL gibi komik bir para cezası verilirken, kimine ise 3 ay hapis cezası verildi. Tutuklanan 4 kişi bir kaç ay sonra salıverildiler.

Dikkat ederseniz Kürtlere yapılan saldırılar ölümle sonuçlanmadığı sürece, saldırganları  tutuklamıyorlar.

Olaylardan sonra bazı Kürt kökenli esnaflar iş yerlerini açarken, “Gül Kitap Evi” bir daha açılmadı.

Bu satırların yazarı Kırşehirli ve  İzmit’te yaşıyor; yolum Kırşehir’e düşünce ‘Gül Kitap Evi’ sahibinin ortaklarından biri ile tanışıp kitaplarımı hediye etmiş, birlikte  çay kahve içmiştik.. Geçmiş olsun deyip  olaylar hakkında bilgi almıştım.

Sohbet ettiğim kişi “bizim kitap evini açmamız artık imkansız,  bizim bu işi yapmamız mümkün değil” demişti.

Almanya’da Hitler ve taraftarları da kitap yakıyordu.

Devam edeceğim.