• 30.08.2021 07:34
  • (257)

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Doğu Ve Güney Doğu bölgelerinde,doksanlı yıllarda  ölüm kol geziyordu.Köy yakmaları,köy boşaltmaları yaygındı.Faili meçhul cinayetler, gözaltı kayıplar yargısız infazlar  adeta devlet politikasına dönüşmüştü... “Beyaz Torosların” ölüm timi olarak bilindiği bir  süreçti.Sonraları bulunan toplu mezarlar bu sürecin sonuydu.

1987 ile iki  binli yıllar arasında Kürt sorununun çözümü  konusunda “Raporlar” havada uçuşuyordu..

Başta siyasi  partiler olmak üzere; sivil toplum kuruluşlarından, meslek örgütlerinden, Barolar ve Tabip odalarından ,İş veren kuruluşlarından kamuoyuna tanıtılan  en az 50 tane, “Kürt Raporu”  yayınlandı...Devlet ise  20 Kürt raporu yayınladı.

Bu raporların  sorunun çözümsüz kalmasının sonucu, ülkeye bedeli “300 milyar dolar” olarak hesaplanıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan’nın da sahiplendiği bir Kürt raporu var..

1991 yılında  Refah Partisi(RP) İstanbul İl Başkanlığı yaptığı ve MYK üyesi olduğu  dönemde; Partisi adına hazırlattığı ve Parti Genel Merkezine sunduğu; çok kapsamlı radikal siyasi  bir  “Kürt raporu”  hazırlatmıştı.Erdoğan’ın hazırlattığı  raporu Yazar Belma Akçura’nın ”Devletin Kürt Filmi,1925-2007 Kürt Raporları”  adlı kitabında da yer almakta...

Erdoğan’ın hazırlattığı bu raporda geçen önerilerin bugün  yüzde birini dile getirenin veya yazanın  gece yarısı evi basılır;kapısı koçbaşı ile kırılarak gözaltına alınır,mahkemeye çıkartmadan da  PKK’lı ilan edilir.

Kürt sorununun çözümü konusunda rapor hazırlayan Erdoğan;Kürt sorununu çözmek bir tarafa, şimdi Kürtlerin “seçme ve seçilme haklarını elinden alıyor” ve “iradelerini  yok sayıyor.”

Raporda geçen radikal önerileri anımsatayım:

“Türkiye’de 75 yıldan beridir resmi ideolojinin Kürt meselesinde inkarcı,asimilasyoncu,baskıcı davrandığını açık seçik söylemeli ve resmi ideolojiyi yüksek sesle sorgulayabilmeliyiz...”

-Türkiye’de Kürt kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasaların kaldırılması..

-Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin öğrenilmesi ve öğretilmesi için yasal imkanların hazırlanması  gerekir...

-Bütün bu hakların Türkiye’de yaşayan diğer haklara da-Laz,Çerkez,Gürcü,Arap vs-tanınması gerektiğini; bu çerçevede Türkiye’nin Kültürel bir çoğulculuğa sahip olması gerektiğini savunmalıyız...

-Partimizin bu bölgede Kürt sorunu konusunda somut bir adım atmadığını görüyoruz...

-Halbuki PKK terörünü kınadığımız kadar devlet terörünü de kınamalıyız..”Devlet-PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmemek,devletin eleştiri üslubunu benimsememek;bölücü,Terörist,ayrılıkçı  vs. gibi. Terminolojisini kullanmamak gerekir.

-Özel Tim’in bölgede ki uygulamaları hukuk dışıdır.

-Bölgede yaşayan insanlara bölgede gerektiğinde “Bok” bile yedirilmektedir.

-Demokratikleşme ve insan hakları noktasında Güneydoğu son derece yetersizdir...

-Kürt sorunu tam demokrasi ve kültürel çoğulculuk temelinde yaklaşmayı getirmektedir...

-Her türlü ırkçılığa karşı çıktığımızı,Türk ırkçılığına da Kürt ırkçılığına da karşı çıktığımızı ilan etmek ve bunu davranışlarımızla göstermeliyiz...

“Milli Görüş Gömleğimi çıkarttım” diyerek, iktidara gelen  Erdoğan, iktidarının ilk yıllarında “Kürt sorunu benim de sorunum” diyerek icrata  başlamıştı.

21 Mart 2014 yılının Newroz Bayramında, Diyarbakır meydanında, 1 milyon toplanan Kürtlere;Abdullah Öcalan’ın mektubunu Kürtçe ve Türkçe okutmakla kalmadı, TRT kanallarından da  canlı yayınlattı...

Çözüm süreci ile daha da ileri  gidip ;Abdullah Öcalan’ın 10 maddelik önerisini AKP’nin kurmayları ve bakanları ile HDP’liler, “Dolmabahçe Mutabakatı” olarak kamuoyuna açıkladılar.

Her zaman olduğu gibi; aradan bir kaç gün sonra Erdoğan “böyle bir anlaşmayı tanımıyorum” deyip, masayı devirdi.

Nereden nereye..

Bugün gelinen noktada da; Kürt sorunu yoktur Kürt kardeşlerimizin sorunu var demeye başladı.

Geçmişte hazırlattığı “Kürt  raporunu”  ve varılan anlaşmaları yok saydı.

Gelinen sürecin sonunda “Derin devletin fabrika ayarlarına döndü.”

Dümeninde Devlet Bahçeli’nin oturduğu  iktidar gemisini yüzdürmeye çalışan, bir  Erdoğan çıktı karşımıza.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden sonra Kürt sorununu çözmek şöyle dursun...

Kürtlere baskılar ve katliamlar olağan bir hale geldi.

İktidara uzanırken “bir ülkede bir kişi özgür değilse o toplum özgür değildir” diyen Erdoğan;şimdi kendine muhalif olan toplumun her kesimini “terörist” ilan ediyor,”dış güçlerin içerideki uzantıları,darbeciler”  diye yaftalıyor.

Meşru zeminlerde siyaset yaparak 6 milyon seçmenin oyunu almış, Parlamentonun üçüncü büyük partisi HDP’yi “terör örgütünün meclisteki uzantısı” diyerek hedef gösteriyor...HDP’yi kapattırmak istiyor ve milletvekillerine de siyaset yaptırmıyor.

Doğu ve Güney Doğu’da  Kürt  il ve ilçelerinde 65 Belediye Başkanlığını kazanan HDP’nin  Belediye Başkanlarının çoğu görevden alındı, yerlerine kayyımlar atandı.Belediye  Başkanları da   tutuklandı... Bir de kalkıp:

 “Sandık Demokrasinin Namusu” demiyor mu?

Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan “benim iktidarımda hiç bir faili meçhul cinayet “Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak” diyordu.

Aydınlandı mı?

Haftaya devam edeceğim.