• 5.09.2021 19:06
  • (147)

AKP  iktidara geldiğinde Erdoğan  iktidarımızda iddia edilen 17 bin faili meçhul cinayetin  üzerine gideceklerin “Hiç bir faili meçhul cinayet”, “Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacağını”  bütün cinayetleri aydınlatacağı sözünü vermişti.

1995 yılında başlattıkları gözaltında kaybedilen çocuklarını ve yakınlarının akıbetini arayan,800 haftadır Galatasaray Lisesinin önünde “Cumartesi” günleri  toplanan ve adını da bu günden alan; “Cumartesi Anneleri” ni temsilen bir heyetle görüşen  Erdoğan bu kayıplarında üzerine gideceğini söylemişti.

Verdiği sözü tutmadığı gibi…

Cumartesi annelerini itibarsızlaştırmak için  eylemlerine engeller çıkartmakla kalmadılar, yaftalamaya da başladılar… Daha sonra Cumartesi annelerinin her hafta toplandıkları Galatasaray Lisesinin önünde eylem yapmalarını  yasakladılar,İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Cumartesi Annelerine “Paçozlar” diyerek hakaret etti..

Ardından “Cumartesi Annelerine”,” alternatif Anneler”  çıkarttılar.

3 Eylül 2019 yılında çocukları PKK tarafından dağa kaçırılan veya çocukları  dağa çıkan anneleri bir araya getirip;adını da “Diyarbakır Anneleri” koyup;HDP Diyarbakır  il binasının önüne çadır kurarak devlet destekli bir eyleme öncülük ettiler.O anneler de orada nöbet tutmaya başladılar.

Her iki olayı da aydınlatması ve önlem alması gereken iktidar “anneleri karşı karşıya getirmenin” yolunu seçti.

Erdoğan  çözemediği veya üstesinden gelemediği her sorunu dış güçlere veya muhalefete fatura etmeyi bir gelenek haline getirirken,karşıtını türetme gibi bir mahareti de var.

Cumartesi Annelerinde olduğu gibi.

AKP’nin iktidarında ilk siyasi cinayet 18 Aralık 2002 yılında işlendi. Ankara’da akademisyen Necip Hablemitoğlu silahlı bir saldırı sonucu öldürüldü…Necip Hablemitoğlu FETÖ’nün devlet  yapılanması üzerine kapsamlı  çalışması yapanlardan bir  olarak biliniyordu.Bu cinayette o zamandan bu yana  karanlıkta kaldı.

Nasıl darbecileri yargılayıp cezalandırmadığınız  sürece o ülke de darbe tehlikesi var ise…

Siyasi cinayetleri aydınlatamazsanız  başka siyasi cinayetlerin önünü de alamazsınız..

Ve öyle de oldu..

19 Ocak 2007 yılında AGOS Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni, Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink’in gazetenin binasının önünde,Şişli’de gündüz gözü; 17 yaşındaki  Ogün Samast adında bir genç tarafından silahlı  saldırı sonucu öldürüldü.

Hrant Dink cinayeti dışarıda ve içeride çok büyük tepkilere neden oldu… İstanbul’da on binlerce kişi Hrant Dink’in  öldürüldüğü AGOS Gazetesinin önünde mahşeri kitlesel  bir kalabalık oluştu ve yürüyüşe geçti.

Erdoğan ve yetkililer klişe açıklamalar yaptı; bu cinayet “Ankara’nın Karanlık dehlizlerde kaybolmayacak” sözlerini  tekrarladı.

Katil Ogün Samast gözaltına alındığı  karakolda sosyal medya hesaplarından görevlilerle  ‘selfie’ paylaşımları yaptı.Bu ‘selfie’, “cinayetin derin devletin” işi olduğunu göstermez mi?

Yani, katilin  devlet içinden desteklendiğini işaret etmez mi?

Üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen Hrant Dink cinayetinin azmettiricileri hala  ortaya çıkartılamadı. Hrant Dink öldürülmeden kısa bir süre önce İstanbul Valiliğine çağrılarak iki kişi tarafından valilik makamında  tehdit edildiği hala yanıtlanmış  değil. Dink cinayeti de faili meçhul cinayetler listesine eklendi.

Derin güçler “faili meçhul cinayetlerin Avukatı aynı zamanda Diyarbakır Baro Başkanını  öldürerek” bir vahim hamle daha yaptılar.

28 Kasım 2015 Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi Diyarbakır’ın Sur semtinden şehrin tam da  göbeğinde öğleyin üstelik de kameraların kayıtta olduğu anda; Basın açıklaması yaparken silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

Tahir Elçi öldürülmeden önce  katıldığı CNNTÜRK televizyonunda:”Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır, ve bu bir  siyasi sorundur çözülmeli demişti…” Bu konuşma sonrasında malum odaklar Elçi’yi hedef gösterdi. Tahir Elçi önce gözaltına alındı, sonra çıkartıldığı mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

 “Tahir Elçi mahkeme tarafından serbest bırakıldıktan sekiz gün sonra  öldürüldü.”

Tahir Elçi’nin eşi cenazede yürekleri dağlayan şu konuşmayı yapıyordu:”Tutuklanmadığına sevinmiştim, keşke tutuklansaydı.. Hiç değilse ziyaretine gider çıkacağı günü beklerdim diyordu.”

Tahir Elçi uzun yıllardır yakınlarını faili meçhul cinayetlerde kaybeden ailelerin,davalarına bakan bir Avukattı.Hedef seçilmesi sıradan bir olay değildi.

Tahir Elçi’nin hangi davalara baktığını hatırlayınca neden öldürüldüğü daha iyi anlaşılıyor.

Elçi’nin baktığı bazı davaları hatırlatayım!..

-Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 22 Ekim 1993 yılında öldürülen 16 kişinin  kapatılan  davalarını, 21 yıl sonra tekrar açılmasını gündeme getirmesi.

-Şırnak’ın Cizre ilçesinde  1993-1995 yıllar arasında 21 kişinin öldürülmesine  ilişkin bu katliamı,22 yıl sonra bu davanın  açılmasının hukuki mücadelesini vermesi ve gündeme taşıması.

-26 Mart 1994 yılında Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı  köylerinin Türk Silahlı Kuvvetlerine ait F-16 savaş uçaklarıyla bombalanması sonucu,38 köylünün öldürülmesi ile ilgili katliamı;12 Kasım 2013 tarihinde AİHM’e taşıyarak, Türkiye’yi “Köy Bombalamak” suçundan mahkum ettirmesi.

-28 Aralık 2011 yılında Roboski’de  sınır ticareti yapan 16’sı çocuk 34 Kürt vatandaşın,PKK’lı diye F-16 Askeri  savaş uçağı ile bombalanarak vahşice öldürüldüğü davanın takipçisi  olması.  

Tahir Elçi’nin niçin öldürüldüğü şimdi daha anlaşılmıyor mu?

Faili meçhul cinayetleri aydınlatmak şöyle dursun, AKP’e iktidarında  Kürtlere saldırı ve katliamların yanında,Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil katliamı oldu.

Devam edeceğim.