• 4.10.2021 08:21

Erdoğan “Kürt sorunu benim de sorunum” demesine rağmen,doksanlı yıllarda “derin devletin”  Kürtlere yaptığı katliamların ve faili meçhul cinayetlerin üzerine gitmekten vazgeçti.

Kürt sorununu  buz dolabına kaldırdı.

Kendi iktidarındaki  cinayetlerin de önüne geçmedi veya geçemedi.

Erdoğan “Kürt sorunu benim de sorunum” yaklaşımından “Kürt sorunu yok Kürt kardeşlerimin sorunu var” söylemine yatay geçiş yaparken...

Derin devletin fabrika ayarlarına geri dönüp MHP ile ittifak yaptı.

Doksanlı yıllarda Doğu ve Güney Doğu’da Kürtlere “kan kusturdular.”

Doksanlı yıllarda işlenen  faili meçhuller,gözaltı kayıpları,yargısız infazlar,köy yakmalar ve köy boşaltmalar karanlıkta bırakıldı.

Bugüne uzanan cinayetlerin ve katliamların da önü alınmadı veya alınamadı.

 Doksanlı yıllarda Kürt sorununa duyarlı olanlara ve sorunun bitmesini isteyenleri  “derin güçler “ suçlu ilan etti.

Kürt kökenli olan kanat önderleri,sivil toplum yöneticileri ve Kürt iş adamlarına karşı;ülke genelinde bir sürek avı başlatıldı.

Bugün de doksanlı yılları aratmayan hukuk dışı uygulamalar sadece Güney Doğu ve Doğu Anadolu da değil, Batı illerinde de devam ediyor.

Gün geçmiyor ki Kürtlere karşı saldırılar,cinayetler ve  toplu tutuklamalar yapılmasın.

Doksanlı yıllarda  Kürtlerin yaşadığı bölgelerde yaşanan cinayetler ve katliamlar ne yazık ki, toplumda hatırlanmaz oldu.

 “Karıncanın yangına su taşıması misali”, bu olayları ve cinayetleri  gündemde tutmaya  çalışıyorum.

7 Haziran 1990 yılında siyasete adım atan Halkın Emek Partisi(HEP)  Kürt sorununu gündeme taşıması ile,Kürt coğrafyasında faili meçhul cinayetlerin başlaması tesadüf olabilir mi?

-5 Temmuz  1991 yılında HEP Diyarbakır kurucu   il Başkanı  Vedat Aydın,  JİTEM tarafından kaçırılarak 7 Temmuz 1991 yılında,Elazığ’ın Maden ilçesi yakınlarında bir köprü altında işkence edilerek öldürülmüş olarak cesedi bulundu.

-10 Temmuz 1991 yılında Diyarbakır’da Vedat Aydın’ın düzenlenen cenaze töreninde, toplanan binlerce  kalabalığın üzerine otomatik silahlarla ateş açıldı.Resmi rakamlara göre 3,dönemin Diyarbakır Emniyet İstihbarat Şube müdürü Hanifi Avcı’nın açıklamalarına göre ise 23 kişi öldü.Hanifi Avcı’nın verdiği ölü sayısı hiçbir yetkili tarafından yalanlanmadı.

Derin Devlet:”Vedat Aydın cinayetini protesto eden binlerce insanın üzerine otomatik silahlarla ateş açmasıyla, Kürt sorununu gündeme getirene hayat hakkı tanımam mesajı” veriyordu.

Öyle de yaptılar…

Doksanlı yıllarda Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgede ölüm kol gezerken; bunları ülkenin gündemine taşıyan HEP, 14 Temmuz 1993 yılında  Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.

HEP’in yerine Demokrasi Partisi(DEP)kuruldu ama faili meçhul cinayetler hız kesmedi.

- 4 Eylül 1993 yılında DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar, Batman’da bir faili meçhul cinayeti araştırmak için geldiği ilde;DEP Batman il yönetim kurulu üyesi Metin Özdemir birlikte şehrin merkezinde  gündüz gözü  “susturucu bir silahla”  öldürüldü.

Mehmet Sincar ve Metin Özdemir  cinayetini o dönem   devlet içinden destek gören “İslamcı Hizbullah terör örgütü” üstlendi.

-4 Ocak 1994 yılında Kürt iş adamlarından Behçet Cantürk şoförü ile birlikte kaçırıldı,cesetleri ertesi gün Sapanca yakınlarından bulundu.

-4 Haziran 1994 Tarihinde Kürt İş adamlarından Savaş Buldan kimliği bilinmeyen kişilerce kaçırıldı ve  cesedi Bolu-Yığılca’da bulundu.Savaş Buldan şuan HDP Eş Genel  Başkanı milletvekili  Pervin Buldan’ın eşiydi.

Kürt iş adamlarına karşı yapılan bu katliamların arkasında Jandarma İstihbarat  ve Terörle Mücadele  Grubu Komutanlığı(JİTEM) olduğu,Susurluk komisyon raporu ile ortaya çıktı.

Kürt İş adamlarına ve siyasetçilere böylesi vahşi cinayetler işlenirken.

Kürtlerin Milli iradeleri bugün olduğu gibi doksanlı yıllarda da yok sayılıyordu.

“17 Mart 1994 yılında  sekiz DEP’li milletvekili  Leyla Zana,Orhan Doğan,Hatip Dicle,Mahmut Alınak,Ahmet Türk,Zübeyir Aydar Sırrı Sakık ve Selim Sadak’ın;DGM tarafından  dokunulmazlıkları  kaldırıldı..DEP’li vekillere yönelik   polis meclise operasyon düzenledi ve tutuklayarak cezaevine götürdü.  Bu vekiller tam onar  yıl cezaevlerinde tutuklu kaldılar.”

Doksanlı yıllarda Kürt sorununa duyarlı olan sivil toplum yöneticileri ve sendikacılar da  nasibini alıyordu..

Bunlardan birisi  Petrol-iş sendikasının uzun yıllar merkez yöneticiliği ve Genel Başkanlığını yapmış Kürt kökenli  Münir Ceylan’dı..

Ceylan 1995 yılında PKK’nın “ateş kes ilan etmesi”  üzerine  “Özgür Gündem” Gazetesine yazdığı “Yarın Geç Olacak” başlıklı yazısından dolayı;hakkında İstanbul DGM Savcılığı tarafından terör örgütüne destek vermekten dava açılıyor ve mahkum edilerek,sendikadan uzaklaştırılıp hapse atılıyordu.

Münir Ceylan kendisine yapılan bu haksızlığı AİHM’e taşır,AİHM’de Türkiye’yi suçlu bulur ve  sendikacı Münir Ceylan’a 20 bin Avro tazminat ödemeye mahkum eder..

 Doksanlı yıllarda hukukun denetimine girmeyen devlet destekli  “derin güçler” onlarca Kürdün hayatını kararttılar,yaşamlarını altüst etiler.

Aradan otuz yıl geçmesine rağmen bugün de değişen bir şey yok..

Hukuku yok sayan  iktidar, kendine  muhalif olan toplumun her kesimini  terörist ilan eder oldu.

Devam edeceğim.