KÜRTLER VARAN-10

  • 25.10.2021 07:51

Doksanlı yıllarda Kürtlerin yaşadığı bölgeler de meşru yollardan  siyasi   mücadele veren  Kürtler, “faili meçhul cinayetlere” kurban gidiyordu…

Kürt sorununun askeri yöntemlerle,polisiye tedbirlerle çözülemeyeceğini;bu sorunun  “siyasi  olduğunu”  dile getirdikleri için  gazeteciler bombalanarak,yüksek rütbeli subaylar ve siyasiler peş peşe kaza süsü verilerek ortadan kaldırılıyordu.  

Halbuki dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “Kürt sorununun çözümü “ üzerine barışçıl yönden çözüm arayış içindeydi.

Turgut Özal’ın ilk defa Gazeteci Cengiz Çandar aracılığı ile Irak Kürdistan bölgesel yöneticilerinden  Mesut Barzani ve Celal Talabani ile görüşmesi;onlara Türk pasaportu vermesi ve PKK lideri Abdullah Öcalan ile dolaylı  diyalog kurması ve PKK’ya silah bıraktırmak için çaba sarf ettiği bir süreçti.

Turgut Özal Güney Doğu da akan kanın durdurulması için “Kürt sorununu çözümü üzerine” bir plan oluşturmuştu.Çözüm planını ANAP’ı beraber kurduğu arkadaşlarından Milletvekili eski Bakan Adnan Kahveci icra ediyordu.Bu bağlamda Kahveci  Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ile görüşüyordu.

Gazeteci Uğur Mumcu dahil ,Adnan Kahveci ve Orgeneral Eşref Bitlis’in bir araya geldikleri ve Kürt sorunu üzerinde konuştukları; Cumhurbaşkanı Özal’ın bir plan üzerinde çalıştıkları yazılıp çiziliyordu.

Zaten Cumhurbaşkanı Özal “Kürt sorunu” konusunda “Federasyon dahil” her görüş açıkça tartışılmalı diyordu.

Uğur Mumcu arabasına konulan  bombayla öldürüldü...

Adnan Kahveci’nin şaibeli bir trafik kazasında yaşamını yitirdi.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in TSK’ya ait bir uçağın garip bir şekilde düşmesi sonucu yaşamını kaybetti.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümü üzerindeki şaibe de hiç dinmedi.

 Bu kadar da tesadüf fazla değil mi?

Kürt sorunun çözümüne karşı olan devletin içine yerleşmiş “hukukun denetimine girmeyen karanlık güçlerin” devreye girdiği yaygın bir kanıydı.

 1993 ve 1995 yıllarında  bu ölümlerin fikri takibini yaparak tekrar hatırlayalım:

- 24 Ocak 1993 yılında Gazeteci Uğur Mumcu’nun arabasına yerleştirilen bir bomba  ile Ankara’da evinin önünde havaya uçurularak katledilmesi…

Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar Uğur Mumcu’nun eşine bu cinayetin üzerine gidemeyiz,duvardan çekeceğimiz bir tuğla ile duvar üzerimize yıkılır diyordu.

-Uğur Mumcu suikastından 12 gün sonra 5 Şubat 1993 tarihinde Cumhurbaşkanı Turgut  Özal’ın yakın dostu kimilerine göre Özal’ın kuryesi olarak bilinen; eski Bakan Adnan Kahveci Ankara’dan İstanbul’a özel otomobili ile eşi ve iki çocuğu ile seyahat ederken; Gerede yakınlarında ters yola girerek karşıdan gelen bir araba ile çarpışma sonucu kendisi,eşi ve kızı  birlikte anında  ölmesi..

Kazanın nedeni olarak havanın çok sisli olduğundan Kahveci’nin ters yola girdiği raporu verilse de…

Adnan Kahveci’nin yakın dostu gazeteci müzisyen Zülfü Livaneli “kaza olduğuna inanmıyorum”; Adnan bu yolu avucunun içi gibi bilirdi, bende kendisiyle bu yolda seyahat ettim “ölümü şüpheli “diye açıklama yapmıştı.

Hatta yol bakımı nedeniyle levhanın ters yola  Kahveci’yi yönlendirdikten sonra levhanın sonradan düzeltildiği, Kahveci’nin bilinçli olarak öldürüldüğü ve  trafik kazası süsü verildiği   iddiaları ortaya atıldı ama bir sonuç çıkmadı.

Adnan Kahveci 57  yıldır yurt dışında siyaset sürdüren yasaklı Türkiye Birleşik Komünist Partisinin (TBKP) yurt dışından ülkeye dönmesine aracılık eden;demokrat bir siyasetçi olması ve yasaklara karşı çıkması ile bilinen, “camicilerin ve kışlacıların ezberini bozan” bir politikacıydı.  

-Adnan Kahveci’nin ölümünden 12 gün sonra 17 Şubat 1993 Tarihinde  dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in de  içinde olduğu; TSK’ya ait bir uçak ile Diyarbakır’a gitmek üzere havalanan  uçağın, Yenimahalle’deki PTT işletme Merkezinin bahçesine  düşmesi sonucu, 3 subay,bir astsubay ve bir PTT görevlisi ile orgeneral Eşref Bitlis hayatlarını kaybettiler.

Genelkurmay kaynakları Bitlis’in uçağının bir teknik arıza nedeniyle düştüğünü açıklamasıyla  olay kapandı.

Ama…

-Orgeneral Eşref Bitlis’in ölümünden iki ay sonra 17 Nisan 1993 Tarihinde Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümü ve zehirlendiği iddiaları;bu kazaların ve bombalı suikastın devamı olarak tartışmalara konu olurken..

 Kürt sorununu barışçıl yönden çözümü konusunda duyarlı olanlar arasında,peş peşe gelen ölümlerin bu kadar da tesadüf olamaz tartışmaları günlerce devam etti.

Bu tartışmaları doğrulayan  cinayetler kaldığı yerden tekrar devam etmeye başladı.

- Orgeneral Eşref Bitlis’in ekibinden olan üst düzey iki subayın Diyarbakır ve Mardin’de  görevlerinin başında  öldürülmesi ile;Eşref Bitlis’in uçağının bir arıza nedeni düşmediği, sabotaj olduğu iddialarını  güçlendiriyordu. Bu iddialar karşısında  hiçbir yetkili kamuoyunu ve cinayete giden kişilerin  yakınlarına  tatmin edici bir açıklamada bulunamadılar.

-Orgeneral Eşref Bitlis’in ekibinden olan Diyarbakır  Jandarma Bölge Komutanı olan Tuğgeneral Bahtiyar Aydın 22 Ekim 1993 tarihinde; Lice Asayiş Bölük Komutanlığı binası önünde vurularak öldürüldü.Yetkililer  Bahtiyar Aydın’ın PKK tarafından öldürüldüğünü açıkladılar.

Bahtiyar Aydın’ı PKK öldürdü iddialarını çürüten itiraf mahkeme salonunda yankılandı...

“Yüksekova Çetesine yönelik soruşturma kapsamında sorgulanan bir çete üyesi verdiği ifade de, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın; JİTEM adına çalışan itirafçılar tarafından öldürüldüğünü iddia etti.”

Genelkurmay ise JİTEM iddialarının reddetmekte ve  Aydın’ın PKK tarafından öldürüldüğünü savundu.

-Orgeneral Eşref Bitlis’in ekibinden olan  Mardin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden,12 Ağustos 1995’te PKK ile girdiği bir çatışmada iki korumasıyla Özden’in alnından vurularak hayatını kaybettiği açıklandı.Cenazesi otopsi yapılmadan toprağa verildi.Albay Özden 1994 yılının Nisan ayında Mardin’e gitmiş, burada PKK ve JİTEM’in uyuşturucu  ticaretini ortaya çıkartmış.1994 yılında resmi aracına kurulan pusudan sağ olarak kurtulmayı başarmıştı.

Bundan sonrasını Albay Rıdvan Özden’in eşi Tomris Özden’den  dinleyelim:

“Albay Rıdvan Özden’in eşi Tomris Özden,eşinin ölümünü kuşkulu bulduğunu ifade etti.Ölüm raporuna göre Özden’in sol kaşının 6 santim üstünde bir kurşun deliği bulunmaktaydı.Eşi Tomris Özden ise cenaze töreninden önce eşinin cansız bedenine baktığında; alnında hiçbir  kurşun yarasının olmadığını ve başının arka tarafı kan içinde olduğu için ensesinden vurulmuş olabileceğini, kameraların karşısında açıklıyordu.

Tomris Özden eşinin Mardin’de görev yaptığı sırada Veli Küçük ve ekibi tarafından JİTEM’e girmesi yönünde baskı yapıldığını öne sürdü.

Bir PKK itirafçısının Albay Rıdvan Özden’in çatışmada ölmediğini söylemesi ve askerlerinden birinin ”Komutanımızı yanındaki asker öldürdü”  iddiası üzerine;Rıdvan Özden suikast dosyası 2009 yılında sivil savcılık tarafından yeniden açıldı ama bir arpa boyu yol alınamadı.”

Tomris Özden Rıdvan Köy yakmalarına karşıydı:

”Köy yakıyorlar ,yakmayın dedim dinlemediler,köyün içini boşlatmadan  yaktılar ve 13 yaşında bir çocuk yanarak öldü.Rıdvan bu olaydan sonra çok kötü oldu.Tugay Komutanın adamları yaktılar beni de dinlemediler .Bu olaydan sonra DGM hepsini tutukladı ve Rıdvan’da İl Jandarma Alay Komutanı olarak görevi ihmalden yargılandı ama Rıdvan Mayıs 1995 Tarihinde berat etti.Rıdvan’ı Köy yakmalarını deşifre edecek diye öldürdüler.Rıdvan beni öldürecekler beş kuruş paramızda yok köydeki evi satarsın artık dedi bana.Rıdvan’a madalya vermediler.”

 Tomris Özden  bunları “Ben Öldüm Beni Sen Anlat:Savaşın Tanıkları Anlatıyor” isimli Kitaba 2006 yılında verdiği mülakatta dile getiriyor..

Bu ölümlerin hiç biri aydınlatılamadı ve dosyalar tozlu raflara kaldırıldı.

Toplum olarak “Kürt sorununu barışçıl yoldan siyaseten çözemediğimiz  sürece..”

Doksanlı yıllardaki olaylar ve  katliamların benzerleri  değişmez kaderimiz olacak.

Devam edeceğim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.