HAYAT HANIM

  • 6.12.2021 00:47

“Hayat Hanım”,Ahmet Atan’ın beş yıl yattığı Silivri cezaevinde yazdığı Romanın adıdır.

Hayat Hanım, Türkçe yazıldı ama önceleri Türkiye’de hiçbir yayın evi basmaya cesaret edemedi.

İlk önce İtalya’da basıldı.

Ardından Fransa’da…

“Hayat Hanım” Fransa’da önce 2021 yılı ”TRANSFUGE En iyi Avrupa Romanı” ödülüyle taçlandırıldı.

Ardından Fransa’da 117 yıldırı verilen 2021 yılı  “FEMINA Ödülünü ” aldı ve ödül ilk defa  bir Türk yazarına veriliyordu.

Ahmet Altan Kitabına verilen ödülü almaya yurt dışı yasağı olduğu için gidemedi…

Ödül törenine gönderdiği mesajında şöyle yazıyordu:

”Edebiyatın yarattıkları Tanrının yarattıklarından uzun ömürlüdür.”

“Sizi hapse atacak güçler olsa da zihninizi hapsedebilecek bir güç kimsede yoktur” diyordu.

Hayat Hanım, Avrupa’da rüzgârlarnarak dolaşmaya başladıktan sonra, doğduğu topraklarının ana dilinde ”Everest Yayın Evi” tarafından,5 Kasım 2021 Tarihinde 50 bin baskı ile yayınlandı ve okurlarına kavuştu.

Kendisini talimatla yargılayan mahkeme heyetinin yüzüne Altan’ın,”Ben yargılanmaya değil yargılamaya geldim.”

“Beni hapse koyabilirsiniz ama beni hapiste tutmazsınız” dediğine tanık oldum.

Gerçekten de tutamamışlar…

Tutamadıkları noktada bu kitaplar doğmuş…

Romanın çok etkileyici büyüsünü okura bırakıp, geniş bir özetini vermeye çalışayım…

 Büyük bir domates üreticisinin domates ihracatının durdurulması ile domateslerinin elinde kalması sonucu  üreticiyi iflasa götürür. Adam iflasını kabullenemez ve beyin kanaması geçirir  kısa süre sonra da ölür.Babası ile birlikte domates yetiştiren oğlu edebiyat öğrencisi Roman’ın baş karakterlerinden ‘Fazıl’ın okumak için  geldiği kentte;yoksulların ve garibanların yaşadığı  Han’a yerleşmesi ile  de kitabın hikayesi başlar.

Fazıl  okula başladığı kentte hayata tutunmanın mücadelesini verir ama çok büyük  ekonomik sıkıntılar içindedir.

Parasızlıktan Fazıl cep telefonunu bile satar.

Fazıl, bir televizyon kanalının çekimlerde Figüran seyirci alınacağını öğrenir, çekimi yapılan kanala başvurur ve kabul ederler.

Çekimler sırasında ara verildiğinde salonda yalnız başına otururken, Fazıl gibi  figüran olarak çekimlere katılan orta yaşlı ve yaşını göstermeyen güzel kadın ‘Hayat Hanım’ la yolu kesişir.

Hayat Hanım Fazıl’ın  farklı biri olduğunu sezer  ve yemeğe davet eder, birlikte yemekte iki duble bir şeyler içerek tanışmalarıyla başlar ve bu tanışma  daha sonra ki günlerde  aşka dönüşür.

Kitabın öyküsü Fazıl,Hayat Hanım edebiyat  fakültesinde okuyan Sıla,Fazıl’ın edebiyat öğretmeni Nermin hanım, Tarih hocası Kaan,Han’dan Fazıl’ın  komşuları Şair,Gülsüm,kız çocuğu Teşhide ve babası Emir üzerinden, yazar  romanın  hikayesini örer.

Hayat Hanım, Fazıl’dan  yaşça büyük bir kadın ama albenisi olan, çekici, dişiliğini öne çıkartan, cinsiyetinin bilincinde, kendine öz güveni olan,birey,kendini karanlıkta ışık gibi fark ettiren, bakımlı güzel bir kadın.

Artık Fazıl ile Hayat Hanım kanalın çekim günlerinde buluşup, Hayat Hanım’ın evinde kalıp sabahlara kadar sevişirler.

Fazıl hep edebiyattan bahseder ama Hayat Hanım edebiyata ilgisi olmayan birisi fakat,Fazıl’ın her sorusunu farklı bir yorumla,Fazıl’ın ezberini bozar.Fazıl buna şaşırır bu kadın okumadığı halde bunları nereden biliyor diye.

Sonradan öğrenir ki  Hayat  Hanım iyi bir hayvan belgeseli izleyicisidir.

Fazıl bir gün sohbetlerinde “edebiyat beni iyileştiriyor” der.

“Belki hasta olmadığından” diyerek lafı yapıştırır Hayat Hanım.

 Bir araya geldiklerinde sevişmelerinin dışında  Hayat Hanım ile Fazıl televizyonda hayvan belgeselleri izlerler.

Fazıl Hayat Hanım ile her buluşmalarında Hayat Hanım’ın geçmişini ve ne iş yaptığını öğrenmek ister,sorular sorar ama Hayat Hanım sonunda Fazıl’a ağzının payını verir.

“Geçmiş tehlikelidir. Değiştiremezsin, değiştiremeyince o insanın geçmişine düşman olursun.O geçmişi öldürmek istersin. Âmâ  bir insanın geçmişini öldürmek için  o insanı öldürmen  gerekir. O insanın geçmişini yok etmek için  o insanı öldüreceksin.”

Fazıl bir daha Hayat Hanım’ın geçmişini sormadı ama Hayat Hanım’ın geçmişi ve ne iş yaptığı da hiç  aklından  çıkmadı.

 Hayat Hanım Fazıl’a evden çıkarken  araba kullanmasını biliyor musun diye sordu?

“Evet.”

“Al bu anahtarı sitede parkta olan araba benim” der.

Fazıl birden şaşırır,anahtarı alıp arabaya bindikten sonra,bu arabayı bu kadına kim aldı, kendisinin doğru dürüst bir işi de yok,Hayat Hanım’ın  geçmişini tekrar merak eder.

Fazıl  kendisi gibi edebiyat fakültesinde  okuyan Sıla ile tanışır.

Sıla ile buluştuklarında bir çay ve bir poğaça ile karınlarını doyururlar edebiyat üzerine uzun  sohbetler yaparlar ama,Fazıl Hayat Hanımla yaptıkları sohbetlerde ki heyecanı duymaz.

Fazıl’ın Sıla ile olan ilişkileri ilerledikçe bu ilişki aşka dönüşür.. Sevişmelerini de  Fazıl’ın han da ki odasında olur,Sıla  sevişmelerinden sonra   kalmaz ve hemen ailesinin yanına   döner.

Artık Fazıl her erkeğe nasip olmayacak iki kadın arasında aşk yaşamaya başlamasıyla, yalan kültürünü de geliştirir…

 Ama şu soruyu da kendine  sorar; onlarda beni aldatıyorlardır kesin diye, hayatın tezattı ile yüzleşir.

Bir akşam Fazıl ile evinde beraber olduklarında, Hayat hanım kendimi “Kleopatra gibi hissediyorum” der.

Fazıl “anlamadım”

Fazıl’ı öper,ben de bilmiyorum  “Marcus Anatonius” deyip.

Mutlu bir şekilde içeri gidip kıyafetini değiştirip bir şarkı söyleyerek döner: Aşk tesadüfleri sever/Kader Ayrılıkları/yıllar geçmeyi sever/insan aramayı der.

 Aşk:” tükenmeyecek birine bağlanmadır” Anotis.

Hayat Hanım her konuyu buna aşkta dahil hayvanların yaşamıyla hayata uyarlar,bazen bir arı olur bazen de bir böcek.

Polonya’da geçen bir at belgeselinde izlemiştim ,”genç aygır ile yaşlı kısrak atları yönlendiriyordu” der.

Fazıl yalnız kaldığında kendi içinde çıktığı yolculuklarda “insana hayatı mutluluk değil, mutsuzluk öğretiyor ”diye yorum yapar.

Fazıl, Han’dan komsusu olan Şair diye bilinen kişi ile ortak kullandıkları mutfakta çay sohbetleri yaparlar, bu sohbetlerine handa kalan  Gülsüm ,Emir ile Küçük kızı Teşhide de katılır.

Yalnız Fazıl Şair’in boş olmadığını fark eder. Bir gün şair bir siyasi dergi çıkarttıklarını ve yöneticisi olduğunu söyler Fazıl’a..Sana dergide düzeltme işi vereyim birkaç kuruş haşlık olur.Fazıl’da kabul eder, bu dergi de düzeltmenin yanında başka bir isimle de yazılar yazar.

Aradan birkaç gün sonra,bir gece yarısı hanı polis basar ve Şairin odasına dayanır “aç kapıyı polis sesleri” hanı inleten sesler  han da kalanlar uyanır,hanın etrafını  polis arabaları sarmıştır.

Fazıl’ın Yan komşusu olan şair, odasının balkonuna çıkar kapıyı açmaz ve balkona çıkan Fazıl ile göz göze gelir ve  polise teslim olmaz şair,  hiçbir şey söylemeden kendini hanın boşluğuna bırakarak intihar eder.

Bu olayın etkisinde kalır günlerce  üzerinden atamaz Fazıl.

Şair’in başına bu dergiden dolayı geldi sıra bana da gelebilir der.

Fazıl şairin intihar olayını ilk önce Hayat Hanım’a anlatır. Hayat Hanım da “kendine dikkat et buralar tekin yer değil.”

Fazıl Şair’in başına gelenleri  Sıla’ya da anlatır.. Sıla, artık bu ülkede yaşamak zorlaştı gittikçe daha da zor günler bizi bekliyor..Ben Kanada’ya gitmeyi düşünüyorum, sen de istersen gel beraber gidelim.Bizim aile dostumuz birisi var  Üniversite de öğretim görevlisi  bize yardımcı olur, ne dersin?

Haklısın der Fazıl, Üniversiteden edebiyat hocamız Nermin öğretmenle, Tarih hocamız  Kaan  hocayı polis gözaltına almış ve tutuklamışlar. Nermin hoca öğrencileri gözaltına almaya gelen polisi okula sokmamıştı, bunun intikamını alıyor polis herhalde.

 Hayat Hanımın evinde buluştuklarında  Fazıl Kanada’ya gitmeyi düşündüğünü söyler.

“Sıla’ ile mi gideceksin?”

“Evet.”

“Git Sıla aklı başında bir kız buralarda yaşamak çok zor.”

Ama “param yok” der Fazıl Hayat Hanım’a

Sıla Kanada’ya gitmek için bütün işlemlerini yapar Fazıl’ı bekler.

Fazıl’da hazırlığını yapar  ama  Sıla’dan sonra gidecektir.

Fazıl Sıla’yı yolcu ederken, Sıla sorar, “sen ne zaman geleceksin” ona göre hazırlık yapayım.

Çok düşünmeden Fazıl’ın ağzından şu cümle  çıkar “ben gelmeyeceğim,vaaz geçtim” der.

“O yaşlı kadını  düşünüyorsun” değil mi, der Sıla.

Hiç başka bir konuşma geçmez aralarında vedalaşırlar  Sıla Kanada’ya uçar.

Fazıl ise Hayat Hanım’ın evine gider.

Hayat Hanım kapıyı açar ama Fazıl’ın hiç beklemediği şekilde makyajsız,bakımsız, kılık kıyafeti pejmürde bir durumdadır şaşırır. Fazıl’ı çok soğuk karşılar  içeri buyur eder bir hoş geldin der gülmez bile.

Fazıl ne oldu diye sorar?

“Bir şey yok.”

Kanada’ya ne zaman gidiyorsun diye Fazıl’a sorar?

“Param yok nasıl gideyim” der.

Fazıl’ı kibarca evden kovar Hayat Hanım..

Fazıl’da evden çıkarken arabanın anahtarını masanın üzerine bırakır ama Hayat Hanım anahtarı bırakma demez.

Fazıl yalnız başına kaldığını hisseder hayat Hanım’ı ne kadar telefonla aradıysa hep telefonuna ulaşılamıyor sinyali gelir.  Hayat Hanım’ın evine gider siteye girince apartmana bakar evinin perdeleri  kapalıdır, yine de çıkıp zili çalar ama hiçbir ses gelmez, üzgün bir halde hanın yolunu tutar.Bu arada Şairin çıkarttığı dergi kapanır  kendine gelen üç beş kuruşta kesilir.

Fazıl akşam han’a geldiğinde odasının kapı kolunda bir bankadan gönderilmiş bir mektup vardır. Açıp mektubu okur  bankaya gelmesini  yazıyor.

Bankaya gider çok yüklü hem de 100 milyar lira hesabına para yatırılmış. Kimin yatırdığını banka görevlisi söylemez  ama Fazıl tahmin eder,bu parayı Hayat Hanım’ın yatırdığını,parayı dolara çevirip hesabına geçtikten sonra. Hemen  Hayat hanımı telefonla arar yine bildik ses ulaşılamıyor. Hayat Hanımın evine gider siteye girdiğinde araba parkta yoktur,yanılmaz Fazıl arabayı satıp benim hesabıma yatırdı, Kanada’ya gitmem için. Hayat Hanımın Perdeleri yine kapalıdır çıkar evin zilini çalar ama kapıyı açan olmaz.

Han’a döndüğünde Fazıl, hanın odasının kapısında bir zarf vardır, zarfı açar başlar okumaya:

“Neden hala gitmedin? Evet,seni izliyorum arada gelip. Ben senin gidip gitmediğine bakıyorum. Ben yarın gidiyorum.Ülkenin derinlerine doğru gideceğim. Uzun süre dönmeyeceğim.Belki de hiç.Evet üzüldüm.Hem de çok.Benim üzülmemi istiyordun.Üzüldüm işte.Üzülmenin ne olduğunu unutmuştum.Hatırladım.Dünyanın her yirmi bin yılda titreyen bir kaya parçası olduğu gerçeğini unutmakmış üzülmek.Mutlu olunca da bu gerçeği unutuyorsun.Ne garip,mutluluk mutsuzluk birbirine benziyor,ikisi içinde gerçeği unutmak gerekiyor. Bu ikisini de sayende yaşadım.Git buradan. Sıla’yı da al git.Senin güvende  ve iyi olduğunu bilmek  bana iyi gelecek.Senin için endişeleniyorum.Korkmayı da bana yeniden hatırlattın.

Ne yaparsan yap,kimi seversen sev benden sana bir ‘an’  kalacak değil mi?bir ‘an’ seçmeyi ve onun içinde bir yerde saklamayı unutma. Bunu hala istiyorum.

Benim yakışıklı kibar Antoniusum…”

Fazıl “Hayat Hanım’ın beni sevdiğini onu bir daha göremeyeceğimi, ayrıldıktan sonra  öğrendim”der.

Shakespeare’in edebiyat dersinde öğrendiği dizelerine sığınır:

“Bu rüya sürdükçe mutluluktu sahip olmak sana/

Uykumda bir kraldım ama bir biçim uyandığımda.”

Geçmişte Hayat Hanımla yaşadıklarını,gülüşünü,kendini tahrik eden kıyafetleri ve sevişmelerini özler.

Her akşam ne olursa olsun aksatmadan  Hayat Hanım’ın evine gider,pencerelere bakar tesellisi evin tutulmaması bir umut olur, tekrar gelecek günlerde  Hayat Hanım’la karşılaşacağını düşünür.Bir umutla hayata tutunmaya çalışır Fazıl.

Yazar da Romanın hikayesini böylece sonlandırır.

Roman da  artık   yazanın değil okuyanın  olur.

Naçizane okurken aldığım küçük notlarım var.Onları da ihmal etmeyeyim.

”Yazar Domates üreticisinin hangi il de veya  bölge de olduğunu belirtmeli ve biraz detaya girmeliydi.. Romanın hikayesinin geçtiği yer İstanbul olduğunu okuyunca anlıyorsunuz ama yazar İstanbul’un tarihi dokusu, güzelliği ve meşaketli bir kent olduğunu romana yansıtmalıydı.

Roman da geçen siyasi bir derginin kapatılması ve üniversite hocalarının tutuklanmasının, siyasi atmosferin ülkede nasıl bir korku imparatorluğuna dönüştüğüne, romanda daha geniş  yer verebilirdi.

 Roman’ın baş kahramanı Fazıl’ın bu çağda cep telefonu olmadan hem de İstanbul gibi metropol  bir kentte, hayatını sürdürmesi düşündürücü geldi bana.”

Ama asıl önemli olan Romanı bitirdiğimde duygu ve düşüncelerim…

Okurların Hayat Hanım’ın hikayesini,kurgusunu,betimlemelerini çok seveceklerine eminim.

Hayat Hanım’ı okumaya başlayınca  kitabı  elinizden zor bırakacak,sayfaları çevirirken  kaçıncı sayfadayım diye bakmaya zamanınız bile olmayacak, biran önce Romanı bitirmek isteyecek,hatta uykunuzdan bile feragat edeceksiniz.

Hayat Hanım’ın akıcı ve sürükleyici dili sizi hem heyecanlandıracak hem kitabın içine gömecek,hem de edebi bir lezzetler tattıracak.

Ahmet Altan’ı bir dostu ve okuru olarak kutluyor ellerine sağlık diyor, sabırsızlıkla hapishanede yazdığı ikinci romanını bekliyorum.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.