• 13.12.2021 11:37

Bu veciz sözün sahibi Türk siyasetine uzun yıllar damgasını vurmuş rahmetli eski Başbakanlardan ve 9’cu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’dir.

Demirel’in siyasette demode olmayan savı AKP’nin 20 yıllık iktidarının sonunu da “Tencere Getirecek”  gibi.

 İktidarların ömrünü “uzatan da   kısaltan da”  tartışmasız “ekonomidir.”

Ülke ekonomisi iyi gidiyor ise hukuk da iyi gidiyor demektir.

Hükümetler için diğer sorunları çözmek o kadar da zor değildir.

İktidarda olanlar için ekonomi kötü, bir de hukuktan iyice uzaklaştığında…

Bizde olduğu gibi..

Bütün sorunlar çözülemez bir karanlık tünele girer.

Ekonomideki kriz de bunalıma dönüşür.

Kriz ilk önce işsizliği, yoksulluğu, peşinden hayat pahalılığını ortaya çıkartırken, vatandaşın da alım gücünü  düşürürken, ağır şekilde fakirleştirir.

Cumhur ittifakın son dört  yılda uyguladığı ekonomi bilimine aykırı politikaları, toplumun her kesimini perişan etmiş durumda.

2018 yılının Haziran  ayında sistem değişikliğine giderek, ”demokrasinin kuvvetler ayrılığını, kuvvetler birliğine dönüştüren”, “Cumhurbaşkanlığına bağlı hükümet modeline ”geçtikten sonra; ne bir toplumsal sorun çözüldü,  ne de demokratikleşme konusunda bir arpa boyu  yol alındı.

Aksine tepe tepetaklak olduk.

“Şahsım devleti” son dört yılda uyguladığı ekonomik tablonun nereden nereye geldiğinin, kısa bir fikri takibini yapalım.

-Şahsım devlet  2018 yılında iktidara geldiğinde bir dolar 3.60 TL iken, an itibarı ile bir dolar 14 TL seviyesinde dolaşıyor.

-2018 yılında 260 Gram ekmek 1.5 TL iken, şimdi 230 Gram ekmek 3 TL’ye çıktı.

-Vatandaş şimdi ucuz ekmek almak için Belediyenin sattığı büfelerin önünde, uzun kuyruklar oluşturuyor.

-Şahsım devletin iktidarında son dört yılda Türk parası dolar karşısında, yüzde 65 değer kaybetmiş durumda.

-Şahsım devlet iktidara gelmeden önce bir gram altın 215 Liradan, bir çeyrek altın ise 351 liradan işlem görürken; an itibarı ile bir gram altın 780 Liradan, bir çeyrek altın ise 1.250 liradan alıcı buluyor.

-Altın ve döviz tüm zamanların rekorunu kırarken; TL sadece dolar ve Avro karşısında değil, dünyadaki bütün para birimleri karşısında değer kaybediyor, tarihinin en değersiz sürecini yaşıyor.

-Geniş tabanlı işsizlik 10 milyonu geçmiş en fazla da genç nüfusu etkiliyor, genç nüfus ta işsizlik yüzde 30’larda..

-AB ülkelerin de asgari ücretle çalışan nüfus  yüzde 2 veya 3’ne tekabül ederken, biz de ise çalışan nüfusun yarısı 7 milyon kişi asgari ücretten maaş alıyor. Asgari ücret Türkiye’de   normal  ücret durumuna geldi.

-Doların önlenemez yükselişi vatandaşı TL’den uzaklaştırırken, insanlar tasarruflarını dolar ve altına yatırıyor, bu da TL’ye olan güvenin olmadığını gösteriyor.

-Şahsım devletin sahibi vatandaşa sürekli çağrıda bulunuyor; yastık altı birikimlerinizi ,dolarınızı ve altınlarınızı TL’ye çevirin diye, avazı çıktığı kadar bağırıyor ama’ TL’den kaçışı önleyemiyor.

-Bankalarda bulunan mevduatın yüzde 65’nin döviz olması  ve bankalardaki döviz mevduatının 235 milyar dolara çıkması, yerli ve milli safsatalarını da bertaraf etmiş durumda.

Artık dolar ve Avro üzerine mizahlar üretilip sosyal medyada paylaşımlar yapılıyor: ”Erdoğan konuşmaya başlayınca  dolarını sat, Erdoğan konuşmasını bitirince de  dolar al.”

-Şahsım devletin sahibi   ülkeyi sadece  yoksullaştırmıyor, uluslararası  arenada ülkeyi demokrasi liginden düşürmüş durumda.

-Muhalefeti terörist ilen eden, hukuku yok sayan bir iktidarı demokrasi ligine kim kabul eder?

-Uluslararası hukuk endeksinde Türkiye 127 ülke arasında 119’cu sırada yer alırken.

-Şahsım devletin sahibi biz  uluslararası hukukun parçasıyız diyor ama, AİHM kararlarını da tanımıyor.

Bir de kalkıp şahsım devletin sahibi “demokrasi hukuk çeşmesinden beslenir” demiyor mu?

-AKP iktidara geldiğinde yasakları güya yasaklayacaklardı; 2002 yılında cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 58 bin iken,2020 yılında tutuklu ve hükümlü sayış 295 bine çıkmış durumda.

-Basın özgürlüğü sırlamasında  185 ülke arasında 154’cü sıradayız, Türkiye Çin’den sonra en fazla  gazeteci tutuklayan  ülke durumunda.

Hayat pahalılığı ve yoksulluk öyle bir hal almış durumda ki…

-20 milyon insan açlık sınırında yaşıyor,50 milyon insan ise yoksullukla boğuşuyor.

-13 milyon emeklinin 8 milyonu 2 bin TL ile geçinmeye çalışıyor.

-AKP iktidara geldiğinde toplumun en varlıklı kesimi Milli Gelirin yüzde 39’nu alırken…

-2020 Yılı itibarı ile toplumun en varlıklı kesimi Milli Gelirin yüzde 70’ni alıyor,gelir dağılımı  gittikçe daha da bozuluyor.

Hani siz “yoksulluğu, yolsuzluğu ve yasakları” yok edecektiniz?

Millete  yerine getiremediğiniz sözü niye veriyorsunuz, etik mi bu yaptığınız?

Vatandaşa geçmişini mumla aratır duruma getirdiniz.

TÜİK’e  enflasyon rakamını düşük gösterterek…

YSK’ya talimat verip Milli iradeyi yok saydırmanız…

Yargı kararlarını yok sayıp,yargıyı muhaliflerine karşı sopa olarak kullanmanız…

Anadolu Ajansına asparagas haber yaptırmanız…

RTÜK’e muhalif  medyaya  sansür uygulatmanız ve ekran kararttırmanızla…

Devletin kurumlarına olan güveni yok ettiğinizin farkında mısınız?

Bir insanı ayakta tutan nasıl kemikleri değil kasları ise.

Devleti de ayakta tutan ve güven veren kurumlarıdır.

Bir yılda  Hazineden ve Maliyeden  sorumlu 3 Bakanın değiştiği,4 Merkez Bankası Başkanının görevden alındığı ülkede, bir de kalkıp ekonominin iyiye gittiğini açıklamanıza, kendiniz de inanmıyorsunuz.

Artık hangi ekonomik modeli uygularsanız uygulayın inandırıcılığınız yok.

Varlıklı bir avuç kesiminin dışında, on milyonlarca insan açlık ve yoksulluk korkusu ile yaşıyor.

Durum bu kadar vahim.

“Şahsım devletin” dikkatine!.

Sizi iktidara getiren 2001 yılında ki ekonomik kriz ve Tencere değil mi?

Çözümün yolu biran önce seçime gitmek ve hukuka dönmektir.

 “Tencere gücünü  açlıktan, yoksulluktan ve hukuksuzluktan  alır.”

Bu söze kulak verin!..