• 20.12.2021 08:57

17/25  Aralık “yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu aydınlatmadan”  bugün “ekonomide yaşadığımız krizin  bunalıma dönüşmesini ve hukuksuzluğu ” anlayamayız..

17/25 Aralık iddiaya göre  AKP’nin: ”yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama, adam kayırma, İhaleye fesat karıştırma, Evrakta sahtecilik düzenleme, devleti yönetenlerin hukukun denetimine girmediği,hesap vermediği, keyfiyetin  ortaya çıkartıldığı operasyonun adıdır.”

17/25 Aralık’ta  ne olmuştu, kısaca hatırlatalım:

“2013-2014 yıllarında yürütülen ve bazı kamu kurum ve kuruluşları ile aralarında dört Bakanın ve yakınlarının yer aldığı, kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanma ve rüşvet ile suçlandığı soruşturmalar olarak tarihe” geçti.

Bu süreçte yapılan operasyonlarda bakanların çocukları, bir kamu Bankasının Genel Müdürünün evinde, ayakkabı kutularının içinde çıkan milyon dolarlar gibi unsurlar kamuoyunun gündemine geldi…

 Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evine yapılan polis operasyonda, ayakkabı kutularının içinde saklanan 4 milyon dolar bulundu...

4 milyon doları bir banka genel müdürü  neden bankada tutmaz da, evinde ayakkabı kutlarının içinde gizler bunlar sorulmadı ve dosya kapandı.

Dönemin içişler Bakanı Muammer Güler’in oğlunun evine yapılan polis operasyonda da, milyon avrolar ve liralar, para sayma makineleri ele geçirildi, bu da sonuçsuz kaldı…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan’ın aralarında geçen telefon konuşma olduğu  iddia edilen tapeler sosyal medyada yayınlandı ama, bundan da bir sonuç çıkmadı.

 Dönemin Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan’ın İranlı iş adamı  Rıza Zarraf’tan 300 bin İsviçre  Frankı değerinde saat hediye aldığı belgeleriyle ortaya çıktı…

Yalanlanmadı.

Kamuoyunun büyük baskısı sonucu,yolsuzluka suçlanan Muammer Güler, Zafer Çağlayan,Erdoğan Bayraktar ve Egemen Bağış’tan oluşan  dört bakan görevden el çektirildi ama “Yüce Divanda” yargılanmalarının önü kesildi..

Ancak Oylamada AKP’li  40’ın üzerinde milletvekili yolsuzlukla suçlanan bakanların aleyhinde, muhalefetle birlikte hareket etti.

17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu  yürüten ne kadar savcı ve emniyet müdürleri varsa hepsi görevden alındı ve bunlar hakkında tutuklanmaları için düğmeye basıldı.

Hatta 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk haberlerini yapan gazetelere ve gazetecilere karşı da bir sürek avı başlatıldı..

Şimdiki  Cumhur İttifakın ortağı Devlet Bahçeli,o gün  meydanlarda  17/25 Aralık üzerine Erdoğan’a ve iktidarına, çok ağır sözler söylüyordu.

 Bahçeli,”çalışma masamdaki saatimi 17.25’e ayarlayarak dondurdum; bunu ne unuturum ne de milletime unuttururum, bu yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun hesabını Erdoğan’dan  sormazsam, namussuzum diye meydanlarda   haykırıyordu.

17/25 Aralık sürecini evrensel bir yargı sürecini uygulayarak çıkartamamanın  sonucu, toplum olarak ekonomide en ağır bedelini ödüyoruz.

Hukuk zedelenince ekonomi de yaralanıyor çünkü…

17/25 Aralık’tan kısa bir süre  sonra AKP’nin medyadaki amiral gemisi  Sabah Gazetesinde, Erdoğan’a önerimiz diye  bir yazı yayınlandı:

“İktidarında kendi zenginini, kendi medyanı  yaratamaz, yargı vesayetine son veremezseniz;isterseniz yüzde doksan oy alın, hükümet olursunuz ama muktedir olmazsınız” diyordu.

Bu öneriler  Erdoğan’ın aklına yattı ve değişmez yol haritası oldu.

Bahçeli’nin hiç siyasette hesaplanmayan, karar değiştirerek “ülkenin bekası tehlikede ”diye Erdoğan’a doğru dümeni kırması ile ülke de bütün siyasi hesaplar altüst oldu.

Erdoğan rüyasında görse inanamayacağı Bahçeli’nin bu çağrısını iyi değerlendirdi.

Boğaz köprüsünün Avrupa yakasına geçişin serbest, Anadolu yakasına geçen arabaların kontrol altına alındığı, “Trajikomik   bir darbe kalkışması” ile Erdoğan’ın planlarını hayata geçirmesine vesile oldu.

15 Temmuz Kontrollü darbe operasyonu ile düğmeye basılırken, planlar da tek tek  devreye sokulup “şahsım devletin” temelleri de atılmaya başlandı.

-Ülke de hemen  OHAL ilan edildi..

- Sistem değişikliği için 16 Nisan’da Referanduma gidildi.

-Kuvvetler ayrılığından, kuvvetler birliğine geçilerek, TBMM’i devre dışı bırakıldı.

-Ucube Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildi..

-Doğan medyanın Erdoğan’a yakın bir iş adamına, kamu bankasından uzun vadeli, 900 milyon dolar düşük faizli kredi ile el değiştirmesi sağlandı ve böylece  kendi  medyasını yarattı.

-Kendine yakın iş adamları olarak gördüğü  “beşli beton çetesini”  kamu ihaleleri  üzerinden zengin etti.

-Muhalefeti terörist ilan etmesi..

-Muhalif medyayı RTÜK ile baskı altına alması, kapatma ve ekran karartma cezaları vermesi, muhalif  gazetecileri  tutuklatması..

-Muhalefetin milli iradesini YSK ile yok saydırması.

-Siyasette korku iklimi oluşturarak ülkenin “beka sorununu tehlikede” diye siyasi bir kampanya başlatması.

-AB sürecinden uzaklaşıp, AİHM kararlarını yok sayıp, beğenmediği yargı kararlarını  uygulatmaması, muhaliflerine karşı yargıyı da sopa olarak kullanmaya başladı.

15 Temmuz darbe kalkışmasının, “siyasi ayağı ortaya çıkartılamayınca”,Kontrollü darbe” iddiası, inancı da güçlendi.

17/25 Aralık “yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan ”  sonra ki  gelişmeler ve izlenen yol, bugünkü “ekonomik bunalımı ve hukuksuzluğu ” resmetmiyor mu?

Hukuk yok ise, sağlıklı bir ekonomi de yok oluyor.