AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin kongresinde yeni Anayasa ile ilgili vaadini tekrarlarken şunu söyledi:

"Gelin, ideolojik, zümrevi ve kişisel tüm bagajlarımızı, duvarlarımızı, şerhlerimizi bir kenara bırakarak, Türkiye'yi en az bir asır boyunca taşıyacak lafza ve ruha sahip yeni bir anayasaya kavuşturalım. Biz buna varız ve hazırız."

Nasıl, heyecanlandınız mı yoksa?

Bana sorarsanız, o kadar heveslenmeyin derim.

Konuşmasının tamamını okuduğunuzda bütün "bagajları, duvarları, şerhleri" bir kenara bırakacak olanlar bizleriz, Recep Tayyip Erdoğan değil.

Aynı konuşmasında, bir yandan "hiç kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden" diyor ondan bir paragraf önce "zillet ittifakından" söz ediyor.

Konuşmasını yaparken duvardaki pankartta "inandığın yolda yürü" yazıyor, salondakiler böyle slogan atıyor.

Belli ki Erdoğan, "inandığı yolda" yürümekte serbest olacak ancak bizler inançlarınızı, düşüncelerimizi bir kenara bırakacağız.

Mesela Atatürkçüler, "Atatürk bagajlarını" kapıda bırakıp, içeri girecekler.

Kürtlerin "duvarlarını" yanlarında taşımaları elbette söz konusu olmayacak.

Aleviler, "ille de cemevi" diye tutturmaktan vazgeçecekler. Bagajsız Anayasa yapacağız çünkü.

Sosyalistler, yeşiller ve LGBTİ+ bireyler bagajlarından, şerhlerinden, duvarlarından kurtulmasalar da olacak, çünkü onlara zaten Anayasa görüşmelerinde yer olmayacak.

"Hiç kimseyi dışlamadan" dediyse o kadar da değil tabii, "milli ve manevi değerler" bagajı Anayasa salonunun baş köşesinde yerini almış olacak çünkü.

Bizler "bagajlarımızdan kurtulup" rahatlayacağız ama "İslamcılık bagajı" kapıda sahipsiz bırakılamayacak kadar önemli olacağı için o da salondaki yerini alacak.

Elbette Erdoğan'ın inandığı yolda uslu uslu yürümemize izin verecekler.

Bizlerin bagajlarını, duvarlarını, şerhlerini içermeyen bir Anayasa yapılacak ama 2053 yılına kadar Cumhur İttifakı bildiği yoldan yürümeye devam edecek.

Gerçekten müthiş bir Anayasa olacak gibi görünüyor.

Tek maddelik bir Anayasa: Recep Tayyip Erdoğan devletin başı ve her şeyidir; o ne isterse, nasıl isterse o olur!

* * *

Deniz taşımacılığında dev işbirliği!

AKP kongresinin ardından Erdoğan, parti yönetiminde bazı değişiklikler de yaptı.

Bu değişikliklerin, partiyi 2023 seçimlerine "taşıyacağı" da bildiriliyor.

Ben de bu bilginin ışığında listeyi dikkatle inceledim.

Gördüm ki Binali Yıldırım Genel Başkanvekili olmuş.

Eskiden bir tane Genel Başkanvekili vardı: Numan Kurtulmuş.

Şimdi iki kişi bir araya gelip, Genel Başkan'a vekalet edecekler.

Bu Numan Bey açısından 1/2 oranında bir tenzili rütbeye işaret ediyor olmalı.

Belli ki Oğuzhan Asiltürk'ün, kapının aralığına ayağını dayaması Numan Bey'in aleyhine olmuş.

Öte yandan bunun Binali Bey açısından tenzil-i rütbe mi, yoksa terfi mi olduğunu tam olarak kavrayamadığımı söylemeliyim.

Cumhurbaşkanı Yardımcılığı beklerken, partide dıgırık bir vekalet görevi Binali Bey'i kesmez aslında.

Tabii şöyle bir tuhaflık da ortaya çıkıyor: Erdoğan, TC'yi tek yardımcıyla yönetirken, partisini ancak iki vekil ile yönetebiliyor.

Buradan anlayın artık, AKP mi büyük, TC mi?

Ancak Binali Bey'e verilen bu yeni görevden sonra şunu söyleyebilirim ki Türkiye artık deniz taşımacılığında büyük bir atılıma hazırdır!

Maşallah hem Erdoğan'ın büyük mahdumu ve biraderi hem de Binali Bey'in çocukları, bu deniz taşımacılığı işinde "sihirbaz" mertebesinde ustalaştılar.

Babaların açtığı yoldan ilerleyecek bu çocuklar, yakında dünyanın en büyük deniz taşımacılığı filosunun sahibi de olabilirler.

Tabii bu, görevlendirmedeki sembolizme de dikkatinizi çekmek için bir vesile oldu: Partiyi "2023 seçimlerine taşıyacak kadro" deyip, başına da Binali Bey getirilince şunu anladım: AKP, 2023 seçimlerine deniz yoluyla taşınacak!

* * *

Vakıf mazbut lakin

Gezi Parkı, Şişli Etfal Hastanesi, Pera Palas Oteli, Vefa Lisesi, Sait Halim Paşa Yalısı'nın devredildiği "Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı", meğerse "mazbut" bir vakıfmış.

"Mazbut", Arapçadan dilimize geçmiş bir sıfat; "düzenli, düzgün, kayıtlı" gibi anlamları var. Bir örnek cümle içinde kullanalım: "Ya seydi, veled mazbut lakin ortam p..t."

Yani aslında sadece arşivde bir "kayıttan" ibaret, yönetimleri bugüne kadar gelememiş vakıflar bunlar.

"Mazbut" olması, kelime anlamındaki gibi "kayıttan ibaret" olmasından ileri geliyor.

Şimdi bu kadar malı, bu kayıttan ibaret vakıf ne yapacak derseniz, bilmiyoruz.

Bildiğimiz şu ki Recep Tayyip Erdoğan, Ekrem İmamoğlu'ndan hem nefret ediyor, hem de ölesiye korkuyor.

Onun için bu tür "el kol bağlama" operasyonlarıyla Ekrem İmamoğlu'nu halkın gözünden düşürmeye çalışıyor.

Seçim günü geldiğinde "bugün bir parkına sahip çıkamayan, yarın bu memlekete nasıl sahip çıkacak" türünden demagojik nutuklar atmazsa, ben de bir şey bilmiyorum.

Bu tür konular gündeme gelince benim de aklıma hep Yunus Emre gelir nedense:

Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan!

Acaba Padişah 2. Beyazıt'tan önceki, ondan da önceki, ondan da önceki sahipleri kimlerdi?

Erdoğan da gayet iyi bilir ki böyle işlerin ömrü, seçimde iktidar değişene kadar sürer.

O zamana kadar "var biraz da sen oyalan"!

  • Abone ol