• 5.05.2021 00:16
  • (173)

"Ellerini arkaya atmak suretiyle Fatih Sultan Mehmet Türbesi'ne saygısızlık yapmak" suçunu yaratan zihniyet ile, derenin altında su içen kuzunun, kurdun suyunu bulandırması arasında ciddi bir bağ var.

Amaç kuzuyu yemek olunca, pozisyon fark etmiyor çünkü.

Savcının Ekrem İmamoğlu hakkında ön inceleme başlatılmasına yol açan uydurma suçlardan biri de İmamoğlu'nun, HDP'li bazı belediyeleri ziyaret etmesi var.

Savcı beyin hayal gücü o kadar geniş ki, yarın mesela ciğer dürüm yedi diye de İmamoğlu hakkında soruşturma izni talep edebilir.

Şunu artık kabul etmemiz gerekiyor ki eski ortaklarına göre suç uydurma konusunda daha yeteneksizler.

İmamoğlu'nun olası Cumhurbaşkanlığı adaylığını önlemek için insanları daha az güldürecek bir suç icat etmelerini beklerdim.

Yakında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında da böyle garip suçlamalar nedeniyle "ön inceleme" başlatıldığını duyabilirsiniz, sakın şaşırmayın.

Emin olun ki bunları Meral Akşener için uydurulacak soruşturma konuları takip edecektir.

Araştırma sonuçları, Recep Tayyip Erdoğan'ın hiç bitmeyecekmiş gibi görünen iktidarı için artık kesintisiz alarm zilleri çaldığını gösteriyor.

Alarm zillerinin gürültüsünden şaşkına dönen ördek de suya artık tersinden dalmaya başladı, bu açıkça görülüyor.

Geçtiğimiz hafta da dikkatinizi çekmeye çalışmıştım: Yapmak istedikleri şey, Türkiye'de demokratik muhalefeti ve siyaset yapmayı yasaklamaktır.

Ana muhalefet partisinin, genel başkan dahil 18 yöneticisi hakkında, FETÖ'nün Siyasi Ayağı broşürü için hazırlanan iddianame de aynı planın bir parçasıydı.

Tıpkı, 128 Milyar Doların hesabını soran parti pankartlarının polis marifetiyle indirilip, il-ilçe yöneticilerinin "karakola çekilmesi" olayında olduğu gibi.

FETÖ'nün siyasi ayağı iddianamesi ile ilgili olarak milletvekili dokunulmazlığına sahip olmayan tek yönetici Gökçe Gökçen için TCK 310 / 2. Maddesinden soruşturma yürütülüyor.

Bu suç Cumhurbaşkanı'na "fiili saldırı" demek!

Bir broşür yayınlamak, Cumhurbaşkanı'na fiili saldırı suçuna dönüştürülebiliyor.

Ve bütün bunlar Adalet Bakanı'nın "insan hakları eylem planı ile ilgili olarak muhalefet eksik bulduklarını söylesin" dediği bir ortamda gerçekleşiyor.

Şaka gibi!

* * *

Rus aşısının kobayı mı olacağız?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'ya göre, Rusya'da üretilen korona aşısı Sputnik V'den 50 milyon doz almak için anlaşmayı imzaladık.

Cumhurbaşkanı da "inşallah" Putin ile görüşüp, aşının bir an önce gelmesini sağlayacak.

Sağlık Bakanı'nın aşı konusundaki sözleri genellikle doğru çıkmadı ama bu kez doğru çıkarsa, aşılamaya bayramdan sonra başlanacak.

Dün Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktör Yardımcısı Dr. Mariangela Simao, Sputnik V aşısı ile ilgili açıklamalar yaptı.

Dr. Simao, aşının güvenliği ile ilgili değerlendirme sonuçlarının Haziran ayı sonunda ya da Temmuz ayında açıklanabileceğini söyledi.

Hatırlarsınız, Brezilya, bu aşıları incelemiş ve içinde canlı virüs tespit etmişti.

Onun için DSÖ'nün Rusya'da sürdürdüğü güvenlik çalışmalarının sonucu gerçekten çok önemli.

Sağlık Bakanlığı, henüz DSÖ tarafından güvenirliği onaylanmamış bir aşı için bağlantı yapmış durumda.

Bir başka deyişle aşının ne kadar güvenli olduğu ve ne kadar işe yaradığı ile ilgili fiili araştırma, Türk milleti üzerinde yapılacak.

Türkler, Çin aşısından sonra Rus aşısı için de kobay olarak görev yapacak anlamına geliyor bu.

* * *

Bir bilmecem var çocuklar

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Metina'daki operasyonda ele geçirilen silahlar ile ilgili olarak şunu söyledi:

"Ele geçirilenler arasında uzaktan kumandalı 2 Doçka var. Zagros dediğimiz dürbünlü keskin nişancı silahları, Bixi, Kanas keskin nişancı tüfeği, RPG roketatar, M-16 var. Kalaşnikofların üçünde susturucu var. Bomba atarlar var. Çeşitli ve ileri teknoloji muhabere sistemleri var. Ele geçirilen malzemelere baktığımızda, bunlara bu malzemeleri kimler verdi? Bunların hepsi düşünülmesi, tartışılması gereken konular."

Milli Savunma Bakanı, sobada kestane pişirirken çevresinde bekleyen çocuklara bilmece soran tonton bir dede sayılmaz.

Türkiye gibi geniş istihbarat olanaklarına sahip bir ülkenin Milli Savunma Bakanı.

Sadece askerin değil, MİT'in de istihbarat olanakları son derece geniş.

Milli Savunma Bakanı, bu silahların ve ileri teknolojili muhabere cihazlarının PKK'nın eline nasıl geçtiğini bal gibi de biliyor olmalı.

Ama nedense söyleyemiyor, laf çeviriyor, üzerinde düşünecekmişiz, tartışacakmışız!

Neyini düşüneceğiz, neyini tartışacağız?

Ve bunu niye bizlerin yapması gerekiyor?

PKK dünyadaki genel kabule göre de bir terör örgütü.

Bir terör örgütünü kimin beslediğini tespit edip, dünya kamuoyunun önünde teşhir etmezseniz, o silahların o örgüte gitmeye devam etmesini seyretmekle yetiniyorsunuz demektir.

Diplomasi bunun için var.

Türkiye'nin dünyanın parasını verdiği lobi şirketlerinin eli armut mu topluyor?

Hani "diklenmeden dik durma" konusunda kimse elinize su dökemiyordu?