• 21.05.2021 09:07
  • (122)

Siyasal İslamcıların iktidarında, Türkiye Cumhuriyeti giderek bir çadır devletine dönüşüyor. Önceki akşam bunun bir örneğini daha, üstelik de Türkiye'nin resmi televizyon kanalında izledik.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TRT ekranlarına çıktı ve organize suç örgütü lideri ile ağız dalaşına girdi.

Kurumları işleyen devletlerde bu tür açıklamaları yapma yeri meclislerdir.

Bakan sıfatını taşıyan kişi, hakkındaki iddialarla ilgili bir açıklama yapacaksa bunu TBMM'de yapmalıydı. TRT'de değil.

Başkanlık sistemine geçtiğimizden beri TBMM, "dış kapının mandalı" muamelesi görüyor.

Kendi bakanlığına fahiş fiyatla mal satan bakanı bile soruşturmaktan aciz bir "irade-i milliye" kurumumuz var.

Soylu, mafya reisine "Karının iç çamaşırlarının arkasına saklanma" dedi.

Halkının çoğunluğu muhafazakâr geçinen bir ülkenin muhafazakârlık bayrağını en yukarda tutan bakanı, açık yayın yapan devletin televizyon kanalında söyledi bunu!

La Havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim!

Belli ki "muhafazakâr siyasette" utanma duygusu, aile terbiyesi gibi kavramlar hayli geride kalmış, Allah ıslah etsin!

Dikkat ettim yüzü de kızarmadı bu cümleyi kurarken.

Benim bildiğim "eski Türkiye'de" böyle bir cümleyi mahalle kahvesinde tartıştığınız birisine söyleyemezdiniz.

AKP icadı "yeni Türkiye" her türlü rezilliğe bizi alıştırdığı gibi buna da alıştırmış belli ki.

Ve Soylu bununla da yetinmedi, polisin Peker'in evinde arama yaptığı sırada çektiği videodan bir bölüm de yayınladı.

Böylece kaç kanunu çiğnedi bilemiyorum ama en azından kişisel verilerin korunması kanununu, hazırlık soruşturmasının gizliliğini, özel hayatın dokunulmazlığını ihlal ettiği kesin!

Ve bu adam İçişleri Bakanı!

Soylu, TRT ekranlarından açıkladı ki organize suç örgütü lideri Sedat Peker, bir siyasetçiye ayda 10 bin Amerikan Doları gönderiyormuş.

Bunun doğru olduğuna eminim.

Çünkü hatırlarsınız bizzat kendisi milletvekilleri ile ilgili mahrem bilgilere sahip olduğunu daha önce açıklamıştı.

Bu siyasetçi kim?

Onu söylemiyor ama.

Niye söylemiyor? Söz konusu siyasetçiye aba altından sopa mı gösteriyor yoksa? "Sen beni koru, ben de bunu açıklamayayım" gibisinden!

Bir suç örgütü lideri bir siyasetçiyi ayda 10 bin dolar maaşa bağladıysa ve bakan bunu biliyorsa bu bilgiyi niye kendisine saklıyor?

Her muhalif milletvekiline fezleke yazmak için birbiriyle yarışan savcılara niye gitmemiş?

Hadi onlara gitmedi, partisinin genel başkanını niye uyarmamış?

Uyardı ve genel başkanı da buna ses çıkarmadıysa "dürüstlük timsali bir babanın oğlu" olarak o partide işi ne?

Öyle görünüyor ki Ankara'da kanalizasyon bir mafya şefinin koyduğu bombayla patladı, pislik artık açıktan akıyor!

Bir kabile devletinde bile yaşanmayacak rezillikler, AKP'nin yeni Türkiye'sinde sıradan olaylar olmuş.

* * *

Dünyanın en başarılı şirketi

Yeniden görülen Man Adası davasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve yakınlarına 142 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkûm edildi.

Hatırlarsınız, Kılıçdaroğlu, Erdoğan ailesi fertlerinin Man Adası'nda kurulu Bellway şirketine para gönderdiklerini iddia etmişti.

Erdoğan bunun üzerine mahkemeye başvurdu ve para trafiğinin yönünün ters olduğunu söyledi.

Ve sadece bu "terslik" Kılıçdaroğlu'na 142 bin liraya patladı.

Biraz sonra okuyacaklarınızı hatırlıyor gibi olabilirsiniz, merak etmeyin, sorun sizde değil.

Daha önce kaç kere yazdığımı hatırlamıyorum ama bu yeni mahkeme kararı vesilesiyle, günün anlam ve önemine binaen bir kez daha hatırlatacağım.

Bir ticari sihirbazlık örneği olan bu alışverişle ilgili olarak daha önce sorduğum sorulara yanıt alamamıştım.

Harvard İşletme mektebinde örnek olay olarak anlatılsa yeridir.

Buyurun, "kurarken de, satarken de, dedikodusu yapılırken de kazandıran" Bellway şirketinin 32 kısım tekmili birden öyküsünü benden dinleyin.

* * *

10 Nisan 2006 günü, İstanbul'da 1 Milyon TL sermayeli bir şirket kuruldu: Turkuvaz Denizcilik.

Ortakları Ziya İlgen (Cumhurbaşkanı'nın eniştesi), Mustafa Erdoğan (Cumhurbaşkanı'nın kardeşi), Burak Erdoğan (Cumhurbaşkanı'nın oğlu), Osman Ketenci (Cumhurbaşkanı'nın dünürü), Mustafa Gündoğan (Cumhurbaşkanı'nın eski özel kalem müdürü) olan bu şirket kuruluşundan 4 ay sonra adını BUMERZ olarak değiştirdi.

BUMERZ isminin sözlükte bir karşılığı yok.

Burak'ın "Bu"su, Mustafa'nın "M"si, Erdoğan'ın "Er"i, Ziya'nın "Z"sinden oluşan bir isim!

Çok da yaratıcı bir isim olmadığını söylemeliyim.

İrlanda Denizi'nde, üzerinde 81 bin kişinin yaşadığı, bir ada olan Man Adası'nda aynı ismi taşıyan bir başka şirketin kuruluşu da 2,5 yıl sonrasına denk geliyor.

Şirketin kuruluş evraklarında Ziya Ülgen'in adı var, diğer ortakların yok. (Bu şirket daha sonra adını Bellway olarak değiştiriyor.)

"Vergi cenneti" Man Adası'nda 2 Pound sermaye ile kurulan bu şirket, kuruluşundan 2 gün sonra Malta'da kurulu Pal Shipping Trader One Ltd. şirketini satın aldı.

Bu şirket petrol taşımacılığında kullanılan, 25 milyon dolar değerindeki Agdash tankerinin de sahibiydi.

Pal Shipping Trader One Ltd. şirketinin sahibi de FETÖ'den sanık olan ve Peker'in açıklamalarıyla da "malına çöküldüğü iddiaları" gündeme gelen Mübariz Mansimov'dan başkası değildi.

İddialara göre 25 milyon dolarlık bu şirket için 7 milyon dolarlık ilk ödeme, Sıtkı Ayan isimli iş adamı tarafından yapılmıştı.

Sıtkı Ayan, Türkiye'den geçen borularla doğal gaz taşımacılığı işi yapar, Cumhurbaşkanı'nın sevdiği bir şahsiyettir. Onu deraguş etmek istediğiniFETÖ'nün "yargı eliyle darbe girişimi" günlerinden biliyoruz.

BUMERZ şirketi, Mansimov'a kalan borcunu ödemek için 23 Ekim 2008 tarihinde, Letonya'nın Parex Bank'ından 18 milyon 400 bin dolar kredi alır.

Mansimov, BUMERZ'e sattığı gemiyi, BUMERZ'den 2015 yılına kadar kiralayarak alınan kredinin taksit ve faizlerini üstlenir.

Süper bir ticari işlem yani!

Arabamı size satıyorum, sonra da satın almak için bana ödediğiniz parayı geri verip, arabayı sizden kiralıyorum.

BUMERZ şirketinin daha sonra Bellway adını aldığını ve bu isimle Sıtkı Ayan'a satıldığını da biliyoruz.

Bellway'in satış bedeli 15 milyon dolar olarak belirlenmiş ve 15 Aralık 2011 ile 4 Ocak 2012 arasında eski ortaklara ödenmişti.

MASAK ve savcılık soruşturmasının kesin olarak ortaya koyduğuna göre Man Adası'ndaki şirketin satışından, BUMERZ'in ortaklarına şu ödemeler yapılmıştı:

Burak Erdoğan'a (Cumhurbaşkanı'nın oğlu): 3 milyon 750 bir ABD Doları.

Mustafa Erdoğan'a (Cumhurbaşkanı'nın kardeşi): 3 milyon 750 bin ABD Doları.

Ziya İlgen'e (Cumhurbaşkanı'nın eniştesi): 3 milyon 750 bin ABD Doları.

Osman Ketenci'ye (Cumhurbaşkanı'nın dünürü): 2 milyon 250 bin ABD Doları.

Mustafa Gündoğan'a (Cumhurbaşkanı'nın eski özel kalemi): 1 milyon 500 bin ABD Doları.

Ortada büyük bir başarı var!

2 Pound sermayeyle bir şirket kuruyorsunuz.

Sonra bu şirket bir gemi satın alıyor. Gemiyi size satan, geminin satış bedelini geri ödeyerek, gemiyi sizden kiralıyor.

Sonra bu şirketi bir başka iş adamına satıp, 15 Milyon dolar kazanıyorsunuz!

Kılçıksız, tertemiz para!

Bir de bunun dedikodusunu yapan Kemal Kılıçdaroğlu'ndan 142 bin lira tazminat alıyorsunuz.

"Yaşasın Türk adaleti" diye sevinçten bağırsalar yeridir yani!

Hatırlar mısınız bilmem; 2018 seçimlerine gidilirken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu sözü çok sık tekrarlıyordu:

"Bizim hizmetlerimizin ulaştığı yere, bunların hayalleri bile ulaşamaz!"

Gerçekten de öyle görünüyor; "şahsım olarak" bunun hayalini bile kuramıyorum!