• 30.08.2021 06:48
  • (200)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Taliban ile görüşme konusunda itirazları olan muhalefete yanıt verdi:

“Biz çözüm odaklı çalışıyoruz. ‘Taliban’la aynı masaya oturulmasın!’ diyorlar. Bir defa aynı masaya oturmadan hiçbir yerde siz bir çözüm üretemezsiniz.”

Aynı Erdoğan’ın sırf Sisi ile aynı masada yemek yememek için ABD Başkanı’nın davetini geri çevirdiğini hatırlıyorum da bu ilerlemeyi takdir ediyorum.

Demek ki Erdoğan çaktırmadan bizlerin yazılarını filan okumuş, muhalefetin eleştirilerine kulak vermiş.

Devletler arasındaki sorunların aynı masada oturarak çözülebileceğini öğretebilmişiz ancak şunu da söylemeliyim ki bu sefer de yanlış kişilerle masaya oturma telaşında.

Yani illa ki bir hata yapacak.

Erdoğan yönetiminin dış politikasının temel sorunlarından biri meselelere Türkiye’nin çıkarları odaklı yaklaşmıyor olmasıydı.

Uluslararası sorunlarda, taşıdığı ideolojik bagajın ağırlığı altında kalıyor ve sığ ideolojisiyle çizdiği politika da Türkiye’yi yalnızlaştırıyordu.

İşte Mısır ve Sisi konusu tam da böyle bir yanlış politikanın sonucu oldu.

Mısır, Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan arasında daha çok Türkiye’yi gözeten bir denge politikası izlerken, bu ideolojik bagajın ilişkilerde yol açtığı tahribat nedeniyle bir de baktık ki Doğu Akdeniz’de karşı tarafa geçivermiş.

Aynı tutumu İsrail ile ilişkilerde de aynı sonucu verdi.

İsrail tarihinde ilk kez Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını doğrudan tehdit eden Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan ile aynı çizgiye geldi.

Üstelik, Türkiye’ye çok pahalıya mal olan bu dış politikanın iç tutarlılığı da yoktu.

Sisi’ye darbeci diye bir savaş ilan etmediği kalmıştı ancak darbeyle işbaşına gelen ve soy kırımla suçlanan El Beşir, bin odalı sarayın değişmez konuklarından biriydi.

Şimdi de silahla ülkenin meşru yönetimini devirmiş Taliban ile konuşarak, sorunlara çözüm üretmeyi hedefliyor.

Taliban ile aynı fotoğraf karesinde yer almanın Türkiye’nin uluslararası imajında yol açabileceği sorunları şimdilik bir kenara bırakıyorum.

Erdoğan bir yandan Taliban ile görüşeceğini filan söylüyor, diğer yandan gazetecilere öğretilmiş soruları yanıtlarken Taliban’ın savaşarak yönetimi devraldığı gruplarla “Libya türü ikili anlaşmalardan” söz edebiliyor.

Belli ki kafası hayli karışık.

Bir yandan sempati duyduğu Taliban’ı kucaklama hevesini taşıyor, diğer yandan sanki Afganistan’da emperyal çıkarlarımız varmış gibi ülkenin içişlerine müdahale anlamına gelecek ikili anlaşmalar peşinde.

Öyle görünüyor ki Saray’da ya da partisinde kimse “Reis biraz sakin olup, olayları izlesek de öyle karar versek” diyebilecek durumda da değil.

 

***

 

Vakfın hesapları şeffaf olarak açıklanmalı

 

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, 15 Temmuz Dayanışma Kampanyası’nda toplanan 310 milyon 198 bin 40 TL’nin kamu sermayeli bankalarda açılan hesaplara aktarılıp nemalandırıldığını belirterek, “Vakıf hesaplarından şehit yakını, gazi ve gazi yakınlarına 84 milyon 27 bin 443 TL ödeme yapılmıştır” dedi.

Bakan’ın açıklamasına göre 15 Temmuz şehit yakınları ve gazilerine ayda 1500 lira ödeniyor, dini bayramlarda da 1100 lira bayram ikramiyesi veriliyor.

Bakan’ın açıklamasında Beşiktaş’taki terör saldırısından sonra toplanan yardımların hak sahiplerine nasıl bir ödeme yapıldığı ile ilgili bir açıklama yok.

Hatırlarsınız, o saldırıda toplanan o günkü değeri 15,5 milyon ABD Doları olan para da 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için kurulan vakfa aktarılmıştı.

15 Temmuz şehit ve gazileri için toplanan yardımın büyüklüğü de toplandığı dönemin kurundan 100 milyon ABD Doları idi.

Yani toplam büyüklüğü 115,5 milyon ABD Doları olan bir fondan söz ediyoruz.

Yardım paralarının kamu bankalarında faizde olduğu anlaşılıyor.

Bakan’ın açıklamalarından şu anda bankalarda kaç lira olduğunu bilmiyoruz.

Ancak bu para dövize yatırılmış olsaydı şu andaki değeri 1 milyar liraya ulaşmış olurdu.

Para doğru kullanıldı mı, yoksa kamu bankalarında düşük faiz yüzünden deve mi edildi, bu açıklanmalı.

Beşiktaş’taki terör saldırısının kurbanlarına ne ödeniyor, bu da şeffaf olarak açıklanmalı.

Şehit ve gaziler arasında bir ayrımcılık yapılmadığını düşünmek isteriz.

Bakan, vakıf yöneticilerinin ve mütevelli heyetinin vakıftan ücret vs. elde etmediklerini söylüyor.

Bu güzel elbette ancak yeterli değil.

Vakfın gelir gider hesapları da şeffaf olarak açıklanmalı.

“İlgili raporlar Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne veriliyor” demek bir şeyi açıklamıyor.

Bu bir ticari sır da olamaz.

Parayı millet topladı, nasıl kullanıldığı da olanca açıklığıyla millete anlatılmalı ki kimsenin kafasında kuşku kalmasın.