• 26.11.2021 06:29

Yazının başlığını Pazar Dergisi’nin 20 Nisan 1969 tarihli sayısındaki bir haberden aldım.

Haberin hikâyesini, bu yazının sonuna kadar sabrederseniz, anlatacağım.

Ama önce havuz gazetesinin yaptığına bakalım; dün mutluluktan çıldırmış gibiydi.

“10 milyar dolarlık tarihi anlaşma” manşetinin altında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile tören kıtasını teftiş eden BAE Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bir Zayed Al Nahyan’ın fotoğrafı vardı.

Erdoğan hatırlarsınız bu adamla küsmüştü, çünkü Fetullahçı darbe girişiminin finansörü olduğunu söylüyorlardı.

İki gündür dikkatle takip ettim, o konuda bir açıklaması olmadı.

BAE’ye bu nedenle küserken Erdoğan’ı yine mi kandırmışlardı diye aklımdan geçirdim.

Erdoğan’ın 9 yıldır küs kalmasına neden olan Veliaht Prensin yediği herzeler bununla sınırlı değildi.

Erdoğan’ın canı ciğeri Mursi’yi deviren darbecileri desteklemiş, Libya’da Türkiye’nin çıkarlarına çomak sokmuş, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlarla Türkiye’ye karşı iş tutmuş, Körfez’de Türk ürünlerine karşı başlatılan boykotlarda en ön safta yer almıştı.

Yani başımıza çorap örmek isteyen “dış güçlerin” başında bu adam vardı.

Baktım, Erdoğan bunlardan hiç söz etmiyor.

Belli ki gözünü bu 10 milyar dolarlık yatırım vaadi bağlamış.

Bu kadarla kalsa yine iyi.

Hatırlarsınız, ABD şirketi Exxon Mobil, Kıbrıslı Rumlardan aldığı ruhsatla Doğu Akdeniz’de sondaja başlayınca harp gemilerimiz korumasında sondaj gemilerimiz onu engellemeye koşmuştu.

Navtex’ler havada uçuşmuş, neredeyse savaşın eşiğine gelinmişti.

Tarihte ilk kez Mısır, Yunanistan, Kıbrıslı Rumlar ve İsrail, Türkiye’ye karşı birleşmişti.

Bu yüzden AB ile sorunlarımızın arasına bir de “Doğu Akdeniz’de saldırganlık” meselesi girmiş, Türkiye’nin AB için “tehdit” unsuru olduğu iddiası neredeyse resmi AB belgelerine girecek hale gelmişti.

Geçen hafta Exxon Mobil, aynı bölgede, aynı sondajlara yine başladı.

Erdoğan “tıssssss”!

Tamam gidip adamların gemilerini batırmak gerekmez ama bir demeç olsun verilmez mi?

Üstelik her gün her konuda konuşuyor, ekonomik kurtuluş savaşından, dış güçlerden söz ediyor ama “dış güç” burnumuzun dibinde, ortak olduğumuzu iddia ettiğimiz bir alanda sondaj yapıyor, bir kelime yok!

Ya S 400 rüşveti vererek Suriye’de kendimize bağlayacağımızı zannettiğimiz Rusya’ya ne demeli?

Dışişleri Bakanı Lavrov, devletin PKK diye tanımladığı YPG’nin üst düzey yöneticilerini Moskova’da ağırladı.

İnsan bir demeç olsun vermez mi, “Rusya teröristlerle arasına mesafe koysun” diye?

Yazının başında sözünü ettiğim Pazar dergisi haberi, Korkusuz Tarzan isimli filmin üç yıl süren çekim öyküsü ile ilgili.

Çetin Başaran’ın “Tarzan”, Güler Sürer’in “Ceyn” rolünü oynayacağı film, parasızlık nedeniyle yarım kalınca, dergi bu başlığı uygun görmüş.

Haberi okuyalım:

“Tarzan, Tarzan olalı beri hiç böyle güç durumda kalmamıştı. Üstelik de üç senedir kurtulamadı gitti içinde bulunduğu zor durumdan. Eski gücü, kuvveti var ama neye yarar?

Filmin çekimi­ne başlandığı o sıralarda İstanbul’a gelen bir sirkin maymun ve fillerinden yararlanılmıştı ama bu onlara biraz pahalıya mal olmuştu. Sekiz bin lira filler, dört bin de maymunlar için verilmiş ve elde­ki para suyunu çekivermişti.”

Hikâye hep aynı yani!

Zor durumlara düşmek istemiyorsan, bütçeni idareli kullanacaksın.

Paranı geçilmeyen köprüler, ulaşılamayan hastaneler, saraylar, özel uçaklarla çarçur edersen, Tarzan gibi kala kalıyorsun.