• 6.12.2021 09:11

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, meğerse Çin’e çok özeniyormuş da bugüne kadar farkında değilmiş.

Partisinin idarecileri ile yaptığı toplantıda bunu açıklamış. “Çin böyle büyümüş, biz daha avantajlıyız, pazara yakınız” demiş.

Partisinin “kurmayları” da “1970’lerin Almanya’sında mülteci nüfus var. Çin ise genç nüfus, sanayi ve üretimle büyüdü. Biz de genç nüfusla, üretimle büyümeliyiz” diye Genel Başkanları’nı onaylamışlar.

Buradan anlıyoruz ki bir yandan Suriyeli ve Afgan mülteciler ve diğer yandan “genç Türkler” üç kuruşa çalıştırılacaklar ve Türkiye de büyüyüverecek.

Formül de hazır: Üreteceğiz!

İnsanın cahil olduğunu bilmemesi ne kadar güzel bir şey, bu tabloya bakınca açıkça görülüyor.

Hiçbir şey bilmediğin gibi, bir şey bilmediğini de bilmiyorsan hayat şahane!

Bizim memlekette böylesine çok rastlanıyor.

Mesela iki günlüğüne New York’a gider, bütün Amerika’yı çözdüğünü zanneder.

Almanları anlaması için bir gün Münih gezisi yeterli olur.

Bunlar da Çin’e bakmışlar ki çok hızlı büyümüş ve büyümeye de devam ediyor, karar vermişler Çin modeli büyüyelim:

“Çinli üç kuruşa çalıştırılıyor, biz de çalıştırabiliriz. Devalüasyon ne güne duruyor, döviz cinsinden ücretleri indirelim, zaten Avrupa da burnumuzun dibinde, üretip üretip satalım, gelsin paracıklar!”

Bilmedikleri şu ki Çin, kapitalist üretim biçimine geçmeye karar verdiğinde bugünkü Türkiye’nin nüfusu kadar mühendisi, fizikçisi, yetişmiş işgücü vardı.

Kendi motorunu kendisi ürettiği otomotiv sanayi, kendi füzesini yaptığı uzay endüstrisi, kendi tasarımı iş makineleri vardı.

Kendi içinde yeterli bir ekonomiye ve üretim gücüne sahipti. 1 milyar kişilik bir pazarın ihtiyaçları için üretim yapmak üzere örgütlenmiş sanayisi, tarımı vardı.

Çin’deki o fabrikalar bir günde kurulmadı. Eğitimli işgücü de bir günde okullara sokulup, çıkartılmadı.

Her türlü hak arama isteği devlet zoruyla bastırılmış, kendisine verilenle yetinmek zorunda kalmış bir işgücü deposu vardı.

Çin’in kalkınma tarihinden çıkarılacak, öğrenilecek dersler kuşkusuz ki çok var ama bunların derdi o değil.

Duvara çarpmış ekonomiyi idare edemeyeceklerinin farkındalar, mezarlıktan geçerken ıslık çalıyorlar aslında.

Bakalım bu yeni keşifleriyle, kendilerini ve seçmenlerini ne kadar oyalayabilecekler.

***

İyi şeylere özenseniz

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin’e özenmesinin tek nedeni kuşkusuz ki Çin’in ihracata dayalı büyüme programı değil.

Xi Jinping’e daha çok özeniyor olmalı.

Adam Çin Komünist Partisi’nin tarihini bile yeniden yazdırdı, Mao’nun tarihteki yerini bile “bir ara Çin’i yönetti”ye indirgedi.

Tek parti yönetimi altındaki Çin, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı, parti politikalarını ve yöneticileri eleştirmenin ağır cezalarla yasaklandığı bir ülke.

Buna da özeniyor gibi geldi bana.

Almanya, Fransa, İtalya filan da gelişmiş ülkeler ama onlara özenip, model almıyorlar.

Haklarını yemeyeyim, arada bir onlara da özendikleri oluyor.

Ama iyi taraflarına değil, kötü taraflarına özeniyorlar.

Mesela polis Paris’teki göstericileri, tekme tokat, gaz, cop dağıttı mı? Buna bayılıyorlar, “bakın Fransa’da nasıl oluyor” diye.

Rahmetli anneannem gibi söyleyeceğim: “Biraz da iyi şeylere özenin!” 

***

En ziyade müsaadeye mazhar tecavüzcü

Siirt’te 18 yaşındaki bir genç kadına tecavüz edip, intihar etmesine neden olan Musa Orhan, “nitelikli cinsel saldırı” suçundan 10 yıl hapse mahkûm edildi.

Mahkeme, Orhan’ı tutuklamadı, adli kontrol ve yurtdışı yasağı koymakla yetindi.

Böylece Musa Orhan, istinaf ve Yargıtay süreçleri tamamlanana kadar hapse girmekten kurtulmuş oldu.

Kaçma ve delilleri karartma ihtimali olmadığı sürece, katalog suçlar hariç tutuksuz yargılamanın esas olduğunu biliyoruz.

Ancak “nitelikli cinsel saldırı” da bu katalog suçlar arasında yer alıyor.

Mahkeme bu mahkûmiyet kararını verirken, tutuklamayı neden gerekli görmedi?

Bu olayın ilk gününden itibaren, kamu görevlileri değişik düzeylerde de olsa bu suçluyu koruma güdüsüyle hareket ediyor.

Musa Orhan’ı, diğer “nitelikli cinsel saldırı” suçlularından ayıran şey nedir?