• 24.12.2021 06:51

Bir alacak – verecek meselesi için suça bulaşmış iki eski polisin öldüğü olayın güvenlik kameraları tarafından kaydedilmiş görüntülerini izlediniz mi, bilmiyorum.

İzlemediyseniz de duymuş ya da okumuşsunuzdur.

Böyle sahnelerin sadece filmlerde olacağını zannedenler için Kalamış Develi'de yaşananlar bir ders olmalı.

Böyle olaylar, devletin adaleti sağlamakla görevli kurumlarının işlevsiz kaldığı, devletin iç güvenliği sağlamak için görevli kurumlarının yani polis ve jandarmanın "kirlendiği" ülkelerde olur.

Filmlerde gördüğünüz sahneler, bir tekrardan ibarettir; sanat hayatı taklit eder.

Ve bu tür hayatlara sadece tepeden tırnağa kirlenmiş ülkelerde rastlanır.

Mesela Finlandiya'da, Helsinki Yat Kulüp'te böyle bir olay yaşanmaz.

Çünkü ticarette aldatıldığını düşünen Pirjo Hanpaa, Haari Kekkonen ile olan sorununun çözülmesi için mafyaya değil, avukatına gider. (Bu isimleri ben uyurdum, umarım bu isimde birileri Finlandiya'da yaşamıyordur.)

Avukatı dava açar, tanıklar, kanıtlar filan derken mahkeme sorunu öyle ya da böyle çözer, herkes o sonuca saygı duyar, hakkına razı olur.

Bizim gibi yolsuzluklara boğazına kadar batmış ülkelerde ne polise güvenebilirsiniz ne de mahkemeye.

Çünkü polis de o işin bir parçası olabilir, mahkeme de.

Bu işleri çözmeye hazır ve size sadece bir telefon mesafesinde olan suçlu tipler, güvenmeniz gereken polisi de mahkemeyi de parmaklarında oynatabilirler. Yardımına ihtiyaç duyacakları kamu görevlilerinin "mamalarını" eksik etmezler.

Nitekim bir mega yat alışverişindeki bir anlaşmazlık, iki kişinin ölümü, 5 kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı.

Ünlü 'Susurluk fotoğrafı' (Soldan sağa): İbrahim Şahin, Abdullah Çatlı ve çatışmada ölen Ziya Bandırmalıoğlu. 

Ölenler bildik tipler. "Su testisi" hikâyesi anlatabiliriz ama sonuç olarak iki insan öldü.

Çünkü Türkiye, tepeden tırnağa yolsuzluklara batmış bir ülke.

Bu ülke, mafya reislerini siyasi denge kaygısıyla özel af ilan edip, hapisten çıkaran bir ülke.

Bu ülkede hapisten çıkan mafya reisi, koşturarak önce iktidarın küçük ortağına teşekküre gidiyor.

Bu ülkede mahkemeye güvenemezsiniz; "avukat tutma hâkim bul" deyişi güzel Türkçemize girdiyse, bunun bir nedeni olmalı.

Hatırlayalım, bu ülkenin İçişleri Bakanı ile bir kara para aklayıcısını buluşturmak için kendisine gazeteci süsü veren bir kişi 10 milyon Euro istedi!

O parayı kimler aralarında bölüşeceklerdi? Tahminlerinizi sosyal medyada yazmayın sakın.

Hatırlayalım, bu ülkede bir savcı ve bir hâkim, olmayan bir MASAK raporunu gerekçe gösterip, bir kara para aklayıcısının mal varlığı üzerindeki tedbiri kaldırdı.

Hatırlayalım, iktidar partisinin Covid'den ölen milletvekili Burhan Kuzu, bir uyuşturucu baronunu kurtarmak için görevli hâkimi ayarladı.

Medeni bir ülkede bu olaylardan biri bile sorumlularının hapse girmesi ile sonuçlanırdı, bizde hapiste olan Osman Kavala.

Bu ülkede iktidar içi çıkar çatışması nedeniyle defterinin dürülmesine karar veren mafya reisi, muhalefetin umudu oldu.

Çökülen oteller, köfteciler ile ilgili hikâyeler bir tek şey anlatıyor: Türkiye, yazılı hukukun bittiği, mafya hukukunun egemenliği ele geçirdiği bir ülke oldu.

Onun için Kalamış'taki çatışmaya, kirli polislere şaşırmayın.

O gün, o saatte orada olmadığınıza şükredin. Bir lokantaya filan giderken de dua etmeyi ihmal etmeyin, inancınız varsa boy abdesti de alın; ne olur, ne olmaz.

Türkiye hızla bir mafya devletine dönüşüyor.

Memleketi Anayasa ve kanunlar çerçevesinde yönetsin diye seçtiğimiz insanların ise bir tek derdi var: Bir beş yıl daha bu değirmenin başında olmak!

* * *

Reis size "zarf atıyor", akıllı olun!

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin belediye başkanlarını topladı ve kolayca tahmin edebileceğiniz gibi en sevdiği şeyi yaptı; uzun bir nutuk attı.

Allah sizi inandırsın, her gün dikkatle izliyorum, yeryüzünün en çok konuşan yöneticisi bizim Cumhurbaşkanımız.

Allah ona öyle bir kuvvet vermiş ki konuşmalara doyamıyor, ama çalışacak zamanı ne zaman buluyor; orası büyük bir sır.

"Çalışsa ülke böyle mi olurdu" diye sorabilirsiniz tabii ama bir an bunun tersini düşündüm, kim bilir belki de konuşması ve bazı işleri oluruna bırakması daha da iyi olabilir.

Reis, belediye başkanlarına şunu söyledi:

"Hiçbir AK Parti belediyesi için şaibe konuşulmamalı. İmar planlarından bindiğiniz araca, ihalelerden özel hayatınıza kadar her konuda kendisine ve bize söz getirecek en küçük bir şüpheye, şatafat, israf, kibir görüntüsüne meydan vermemelisiniz."

Bu tür sözlere inanarak, "siyasette şeffaflık kanunu" çıkarma derdine düşen Ahmet Davutoğlu'nun başına nelerin geldiğini sizlere hatırlatmak isterim.

Altından Başbakanlık koltuğunu öyle bir çektiler ki daha aklı yeni yeni başına geliyor.

O günlerde Reis'in ne dediğini de hatırlatayım:

"Böyle yaparsanız, çalışacak belediye başkanı bulamazsınız."

Bu rahmetli Özal'ın "benim memurum işini bilir" vecizesinden sonra Türk kamu yönetimi külliyatına giren ikinci önemli hipotezdir; bunu da belirtmiş olayım.

Peki Reis aynı Reis olduğuna göre, niye şimdi böyle konuştu?

Ey AKP'li belediye başkanı ve yöneticiler! Bunu kimseden öğrenemezsiniz, ben söyleyeyim: Reis size zarf atıyor!

Kim bu sözlerin gereğini yerine getirmek için debelenecek, Sarayında oturmuş, onu gözlüyor.

Niyeti parti içinde Davutoğlugillerden başkaları da var mı, onu ortaya çıkarmak.

Aman diyeyim, akıllı olun!

* * *

Mübarek Cuma Soruları – 17

1 – Adalet Bakanı Yardımcısı yapılan bir savcı ile bir hâkim, olmayan bir MASAK raporunu gerekçe göstererek, Sezgin Baran Korkmaz'ın mal varlığı üzerindeki tedbiri kaldırdılar.

Bu nasıl oldu?

2 – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu, "Mafyanın memuru" olan politikacıyı açıklamaya bir kez daha davet ediyorum.

3 – Kendisine gazeteci süsü veren bir tip, 10 milyon Euro'ya Bakan Soylu ile Korkmaz'ı buluşturup, aralarındaki sorunu çözecekti.

Bu 10 milyon Euro'yu kim alacaktı? Bakan'ın payına buradan bir şey düşecek miydi?

Bakan Soylu'nun, yurtdışına kaçmasından önceki gün Sezgin Baran Korkmaz ile görüşmesi ve bu görüşmede 2 de polis memurunun bulunması bu tür ilişkilerin sonucunda mı gerçekleşti?

4 – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ankara ve İstanbul belediyelerinin elinden aldığı yolsuzluk dosyalarını neden savcılığa göndermiyor?

Bakan'ın bu işten çıkarı sadece siyasi midir? Yoksa yolsuzlukları yapanların ortağı mıdır?

5 – Off shore hesaptan "hayır" yapan Rönesans Holding, bu bağışı kime yaptı? Neden off shore hesap kullanıldı?