• 16.06.2017 00:00

 Yüksekova'dan Hakkari'ye giden yol, kıvrıla kıvrıla yeşil tepelerin arasından uzanıp gidiyor. Güneş henüz yükselmemiş, pırıl pırıl bir gökyüzü bizi kucaklıyor. Taptaze, diri havayı içimize çekerken ister istemez umutlanıyoruz:

Gazeteci Nedim Türfent'in (28) davasını izleyeceğiz... Acaba bugün tahliye olacak mı?

Nedim'in babası Arif Türfent, yola çıkmadan evinde sessizce Kuran okuyor. Zaten her gün en küçük oğlu için dua ediyor. Elden başka ne gelir? Mübarek Ramazan, belki uğurlu gelir oğluna diye düşünüyor.

15 çocuğu, 25 torununun birçoğuyla Yüksekova'nın Akıncılar Köyü'nde yaşayan Arif Bey, hayvancılıkla geçiniyor. Bizi kuzu sevmeye götürürken, iftar sofrasında ağırlarken gülen yüzü duruşma saati yaklaştıkça karardıkça kararıyor.

Yol, iki sıkı kontrol ile birlikte 1.5 saat sürüyor. Arabada bir yandan kendi işimize bakıyoruz. Telefonlar açılıyor, mesajlar atılıyor, haberler takip ediliyor...

O arada MİT tırları davasında yargılanan CHP milletvekili Enis Berberoğlu'nu arayıp, artıTV'de yayına çağırıyorum. Berberoğlu 'Perşembe Ankara'ya dönmem gerekecek. Ama telefonla bağlanabilirim' diyor. Hay hay...

Belli ki hiçbirimiz, onca gazeteci ve siyasetçinin hapiste tutulmasına rağmen, tutuklanacağına ihtimal vermiyoruz. HDP'li vekiller birer birer tutuklandı, hukuk ayaklar altına alındı.

Ama deneyimli gazeteci, Hürriyet'in eski yayın yönetmeni, CHP'li vekili alacak halleri yok ya? Orantısız bir ceza belki, ama tutuklama? Yok artık!

 

Adalet neyin temelidir?

Belli ki hala idrakına varamamışız: Vicdanın, evrensel kuralların, kendi yasalarımızın her gün çiğ çiğ çiğnendiği bir OHAL ablukasında, mantık yürütmek, çıkarımda bulunmak artık iyice imkansızlaştı.

Net olan şey, muhalifsen, sesin yüksek çıkıyorsa, tanınıyorsan, güç sahiplerinin canını sıkıyorsan başın öyle ya da böyle ezilecek!

Açık açık söylemiyor mu zaten?

Referandum sonucu bile şaibeli, hileli değil mi?

Ana muhalefet partisi, tıpkı dokunulmazlıkları kaldırmak için kuzu kuzu el kaldırdığı gibi, Türkiye'nin dört bir yanından yükselen 'Hayır' sesini söndürmedi mi?

Hal böyleyken mahkemelerde hak, adalet aramak mümkün mü?

Nedim'in davasına giderken bunları düşünüyorum işte. Babası ve birkaç aile ferdinin dışında bir grup gazeteci, meslek örgütü ve sivil toplum temsilcisiyle bu davayı izleyeceğiz.

'Adalet Mülkün Temelidir' yazısının, yani 'Mülkün' tam üstüne yerleştirilen TV ekranından SEGBIS'e bağlanmayı bekliyoruz. 'Adalet.... Temelidir' yazısı okunabiliyor.

Van'da tutuklu bulunan Türfent ve tanık ifadeleri SEGBİS'le alınıyor. Bu, başlı başına sorunlu bir uygulama, ancak davanın daha da gecikmesini engellemek için avukatlar mecburen kabul etmiş. Dile kolay, hiç yargılanmadan 13 aydır cezaevinde bulunuyor. Terör örgütü üyeliğiyle suçlandığı davada 20 küsur tanık var, onlar da dinlenecek.

 

'Türkün gücünü göreceksiniz'

Nedim Türfent'i haberlerinden tanırım; birisi günlerce konuşulan, ulusal ve uluslararası medyada yer alanı 'Türkün Gücünü Göreceksiniz' başlığını taşıyordu. Hatırlarsanız sokağa çıkma yasaklarının sürdüğü dönemde birkaç özel harekatçı, Kürt inşaat işçisini 'Ne yaptı lan bu devlet size' sözleriyle dövmüştü.

Bunu yapanlara soruşturma açıldı ancak DİHA'nın genç muhabiri 'Jitem' sayfasından çok sayıda ölüm tehdidi almaya başladı. Van'da yolda çevrilip tutuklanmasını da bu habere bağlıyor zaten.

Daha gözaltı sürecinde işkence, cinsel taciz, hakaretler yüzünden suç duyurusunda bulunmuş Nedim. Hatta emniyet mensuplarından biri, onu yere yatırıp kafasına silahını dayayıp özçekim yapmış. Sonuç? Nada-nichts-nothing-hiçbirşey...

Ama neymiş? Kaçma şüphesi varmış... Tutuklamak için bulunan bir kulp.

İstanbul'da, başka bir davada yargılanan Berberoğlu için de 'kaçma şüphesi'ni uydurdurlar.

Sanki her ikisi de istese çoktaaaaan bu ülkeden gidemezmiş gibi.

 

Dram içinde dram: İşkenceyle ifade alınmış

Nedim'in örgüt üyesi olduğuna dair alınan 20 küsur tanık ifadelerinin birbirine benzerliği ilgi çekici. Birkaç cümle, kelime değişikliğinden başka özen gösterilmemiş.

Nitekim SEGBİS'te dinlenen neredeyse her tanık, 'Nedim'i tanıyor musun, sağdaki' şeklindeki sorulara 'Hayır hiç görmedim, tanımıyorum' diye başladı.

İlk tanık hariç, o da kullandığı rahatlatıcı ilaçlar nedeniyle kafasının çok karışık olduğunu, 2 yıldır tutuklu olduğunu söyledikten sonra.

Nedim'in davası, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yapılan suçlamalar, türlü işkenceler, tecrit ve yargısız infaz nedeniyle başlı başına bir dram...

Ancak neredeyse her tanığın durumunun ayrı dram olduğunu dehşetle fark ettik. Çoğu günlerce işkence gördükten sonra ifadeyi imzalamış... Kimi Türkçe, hatta biri okuma yazma bile bilmiyor... Kimi, ölüm tehdidi (kafana sıkarım) nedeniyle imzaladığını, kimi böyle bir ifadeyi vermediğini, kimi kendisine hiç fotoğraf gösterilmediğini söylüyor. Hatta biri, '30 saat aç ve tehdit altında bırakılsam ne dese evet derim' diyor, başka çaresinin olmadığını söylüyor.

Kısacası dinlenen 13 tanıktan 12'sinin ifadesi tamamen kurmaca!

Netice: Dün Nedim için tutukluluğunun devamına karar verildi.

Ve aynı saatlerde, Berberoğlu da tutuklandı.

Basın özgürlüğü adına sevinebildiğimiz tek şeyse, Oğuz Güven'in tahliyesi.

İstanbul'a dönüş yolunda zihnime yerleşen o görüntü: Adalet ... temelidir. Boşlukları siz doldurun.