• 29.06.2017 00:00

 Hepimiz ABD’de Trump’ın seçilmesiyle şoklanan Demokrat seçmene hızlandırılmış “popülist otoriter liderin hükmünde nasıl yaşanır” kursu verebiliriz. Ne var ki mesele sadece liderle –veya Başkan, diktatör, otokrat artık ne diyeceksiniz- sınırlı değil.

Stratejisi‘Yakarım ulan Roma’yı da yakarım’den ibaret 21.yüzyılın sağcı liderleri elbette yalnız değil. Etraflarında onlara tam biat eden halkacıklar oluşturuyorlar.

Merkeze en yakınından en uzaktakine, bu halkacıkları oluşturan danışmanlar, valiler, bakanlar, korumalar, hatta ünlüler; liderleri kadar, hatta bazen ondan daha aşırı söylem ve eylemlerde bulunabiliyor.

İşte bunun ‘crash course’u yok arkadaşlar, her yönden gelebilen saldırılarla başetmek ancak tecrübeyle mümkün, ama o da bazen sökmüyor. Farların karşısında tavşan gibi bırakırlar insanı alimallah, söyleyeceğiniz birşey varsa da unutursunuz...

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevinin 111’inci gününde 111 aydının imzaladığı ilan, birkaç gazetede yayınlandı.

Ne diyor ilan? “Ölmesinler. İşlerine iade edilsinler.”

Bu!

Ama İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, nasıl olduysa bu ilanı ve açlık grevindekileri terörle bağlantılandırdı. Nuriye ve ve Semih’in adli sicil kaydı bile yok, ama olsun İçişleri Bakanı’ndan daha iyi mi bilecekler?!

 

YENİ BİR RE-RE-RÖ-RÖ LAZIM

 

Korku ve baskı dönemlerinde vatandaş,twitter’dan bir bir çekilirken yetkililerin o pek nefret ettikleri –çünkü hala orada eleştirilebiliyorlar-  sosyal medyayı daha sık, daha cüretkar kullanması dikkatinizi çekmiş miydi?

Evet, Trump gibi, Kuzu, Soylu gibi twitter ‘fenomen’leri kaynıyor ortalık.

Soylu, ilana çok sinirlenmiş olmalı ki twitter’da ilan verenleri ve ilanı yayımlayan gazeteleri, ‘DHKP-C üyelerine hamilik’le itham ediyor. Ah, ah, ne çektiniz bu bağımlı olmayan/yarı bağımlı medyadan! Ne yapsanız, ne kadar baskılasınız alın işte, Saray’ı kükretecek bir ilan çıkıveriyor karşınıza...

Tam bu noktada aklıma geldi, artık yeni örgütler, RE-RE-RÖ-RÖ’ler icat etmek şart oldu. Fark ettiyseniz genelde PKK ve FETÖ’ye uydurulamayan durumlarda DHKP-C kullanılıyor. (Hapisteki meslektaşım Tunca Öğreten, DHKP-C ile suçlandığını öğrendiğinde ‘Haber küpürü dışında DHKP-C üyesi dahi görmedim. Ben istesem dahi bu örgüt beni kabul etmez’ demişti...Ah Tunca. Sosyal medya grubundan başka neye üye olabilirsin ki?)

Ne diyorduk? Pek muhterem büyüklerimiz, halkınız ‘terörist’in aşırı ve yanlış kullanımından musdarip!

Elinde silah olanla olmayanı, üye olanla olmayanı, şiddet eylemine dahil olanla olmayanı ayırt etmeye lüzüm görmüyorsunuz... Hatta bazı ‘silahlılar’, üyeliği ve eylemi kesin olanlar tutuksuz yargılanıyor, beraat ettiriliyor. Baştacı ediliyor!

Haliyle milletin kafası karışıyor.

80’lerde her solcuya, farklı düşünen ve giyinene ‘anarşikler’ deniyordu ya... Aynısı ‘terör’ söylemiyle 2017’de daha ne kadar tutar?

Haldır haldır sosyal medyada takılan halka yeni bir şeyler sunmadan olmaz. Gençlik, birkaç saniye ömrü olan snapchat’lerde yaşıyor, etiketlerin ömrü dahi bir gün.

Hal böyleyken en azılı örgüt ismine eklemlemek bile etki yaratmıyor.

 

POLİS HAYRAT MI Kİ YARDIM ETSİN?

 

Soylu’nun en az teröristler ve hamileri ithamı kadar ilgi çekici bulduğum bir beyanı daha var:

“Başınıza gelen en ufak bir olayda yardım istediğiniz polisin bilgisine, istihbaratına ve tespitlerine güvenmiyorsunuz,

Savcı ve hakimlere de güvenmiyorsunuz... Ancak terör örgütü üyelerine güveniniz sonsuz!”

Nereden başlasam ki? Birincisi, sayın Soylu. Vatandaşın ‘en ufak bir olayda’ polisten yardım istemesine gerek yok. Polisin ve sizin göreviniz, alanınıza girdiği takdirde, can ve mal güvenliği sözkonusuysa müdahale etmek. Bunun için maaş alıyorlar.

İkincisi, sayın Soylu. Kendi hükümetiniz, Parti lideri Başkanı’nız bile emniyetinize, ordunuza, memurunuza güvenmiyor ki mütemadiyen ihraç ediyor ya da hapse koyuyorsunuz.

Halk nasıl güvensin?

Üçüncüsü, sayın Soylu. Kimi savcı ve hakimlere de güvenmiyoruz, evet. Aldıkları kararlara, çiğ çiğ çiğnedikleri evrensel hukuk kurallarına bakarak bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Salt 160 küsur gazeteciyi hapsederek dünyanın 1 no’lu gazeteci düşmanı ülkesi olarak anılıyoruz. Bu durumu ne kadar inkar etseniz, ‘terörö’ deseniz de ne yazık ki değiştirmiyor. 

Bir İçişleri Bakanı, herhangi bir örgütle bağlantısı bulunmadığı halde, sırf açlık grevi destek buluyor diye hapse attığı, ölümün kıyısındaki iki öğretmen için örgüt üyesi diyorsa, bunu ve işledikleri suçu ispat etmekle mükelleftir.

 

YOLU KULLANANI DA DOMATES GİBİ SEÇECEK MİSİNİZ?

 

Yazının başında, sağcı liderlerin halkacıklarından bahsetmiştim.

Soylu’dan bile daha fantastik söylemlere başvuranlar da var. Mesela Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci gerçek bir cevher. Erzincan’da bir açılışta, CHP’nin “Adalet Yürüyüşü”nü hedef almış.

Çıtayı yükselterek tabii:

“Biz yollar yapıyoruz. Yolları millet için yapıyoruz. Biz köprüler yapıyoruz ‘gönülleri birleştirelim’ diye. Biz yollar yapıyoruz ‘millet yürüsün’ diye. ‘Kemaliyeli yürüsün’ diye. ‘Erzincanlı yürüsün’ diye, ‘Malatyalı yürüsün’ diye. Yol yapıyoruz, ‘teröristler yürüsün’ diye değil. ‘Teröristleri kurtarmak için yürüyelim’ değil, ‘milleti kurtaralım’ diye yürüyoruz, yürümeye de devam edeceğiz inşallah.”

Yani bu anlayışa göre yolları, köprüleri sadece iktidarın beğendiği vatandaş –millet, yani AKP-MHP koalisyonu- kullanabilecek!

Ne yapacaksınız Sayın Bakan?Gişelerde domates seçer gibi yolu kullanacak ‘millet’inizi mi seçeceksiniz?

NeoNaziler’in Yahudileri işaretlediği gibi ‘sizden olmayanı’ işaretleyin de yan yolları kullansınlar bari!

Galiba savunacak hiçbir şey kalmayınca geriye saçmalamak kalıyor… 

 

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevinde 114. günlerine girdiler. Vicdan sahibi herkesi, çok geç olmadan onların seslerini, taleplerini duymaya çağırıyorum. İstedikleri tek şey, herkes için adalet ve ekmek!