• 22.08.2017 00:00

 Adalet Kurultayı'na günler kala, en az iktidar kadar tıkanmış, tedirgin bir manzara çizen, siyasetin merkez sağına düşen muhalif güçler, bir kez daha hatalarını tekrarlayacak gibi.

Hataları, bir arada durmaktan korkmak, çekinmek. Cumhurbaşkanı/AKP lideri Erdoğan'ın istediği tam da bu.

CHP, Kurultay için hiçbir kuruma resmi davet göndermedi. Bunun arkasındaki en önemli kaygının 'HDP ile yan yana görünmemek' olduğunu tahmin etmek zor değil. Peki tutuklu eşbaşkan Selahattin Demirtaş'ın çağrısının etkisiyle HDP'den katılım olacak mı? 'Bize davet gelmedi' diye geniş katılım göstereceklerini sanmıyorum, ama temsili düzeyde olacaktır.

CHP ve liderinin, HDP'ye itinayla uzak durmaya çalışması, muhalefeti bölen, zayıflatan en önemli faktör. Öte yandan, iktidarın CHP'ye yönelik 'FETÖ' tehdidi ve atakları sürerken bir de HDP ile yan yana görünmeyi istememesi, bazılarına göre 'anlaşılır' gelebilir. Ancak Türkiye'de parlamenter demokrasinin, hatta siyasetin sonuna gelinmişken, yapılabilecek en temel hatalardan biri, güçleri birleştirmemek.

Muhalif güçleri bölen ikinci faktör, yeni parti kuracağını açıklayan Meral Akşener'in muhalif MHP'lilere kurultaya katılmama çağrısı yapması. CHP'deki kaygının daha şiddetli versiyonu yeni partide de yaşanıyor: Hem iktidarın her muhalif sese karşı 'FETÖ' sopasını göstermesi, hem de olur a, HDP'lilerden birileri katılırsa aynı karede yer almanın tepki göreceğinin hesabı yapılıyor.
 

KÜÇÜK HESAPLARLA ZAMAN KAYBEDİLİYOR

Oysa Türkiye'nin bu küçük hesaplarla, korkularla kaybedecek daha fazla vakti yok. Referandum en önemli dersi verdi: Birbirine zıt ideolojilerden de olsa, 'hayır' çatısı altında toplanmanın sonucu ortada. Eğer bu birliktelik biraz daha sıkı tutulabilse, Anadolu'da daha iyi örgütlenebilse, HDP seçmeninin yoğun olduğu il ve ilçeler yalnız bırakılmasaydı, son dakikada alınan 'mühürsüz oy pusulası' numarası bile seçim sonucunu değiştirmeye yetmeyecekti. Referandum sonrasında, meşruluğu tartışmalı sonucu kabul eden muhalefet partileri, asıl yenilgiyi o zaman aldı. Şimdiyse hesaplarını 2019'a kilitlemiş durumdalar. Ne büyük hata...

Tayyip Erdoğan'ın 'İstanbul'da tökezlersek Türkiye'de düşeriz' sözleri, durumdan hoşnut olmadığının, endişelendiğinin açık ifadesi.

Cumhurbaşkanı bu kadar endişeli olup 50+1 hesabına kalmış olmasa, aslında muhalif güçleri dağıtmasına pek de ihtiyacı yok. Bir racon, iki tetikçi, üç yalan haber yetiyor sağ muhalefetin korkmasına. Adı veya lideri istediği kadar 'yeni' olsun, eski siyaset biçimlerini terk etmemekte direnen, şekillenen yeni dünyayı algılamakta zorlanan bu muhalefet biçiminin, devletin bütün gücünü arkasına alan iktidar partisinin karşısında pek şansı olmadığını göremiyorlar.

Bir ihtimal daha var, o da iktidarın hışmından korunmak için görüntüde birbirine uzak durmaya çalışmak. Ancak bu taktiğin de pek manası yok: Toplumun perde arkasında görüşmelere, işbirliklerine değil, gücünü biraraya toplamış, net bir muhalefete ihtiyacı var.
 

SİSTEM ÇÖKERKEN MUHALEFET NE YAPACAK

Sadece son yıllarda yapılan hatalara bakacak olursak, CHP de, MHP de kaybetti. Dokunulmazlıkları kaldırmak için oy verirken, hedefte yalnızca HDP'nin olduğunu sanıyorlardı. Öyle olmadığı anlaşıldı.

MHP, Kürt meselesi yüzünden yerden yere vurduğu Başkanlık sistemi ve Erdoğan'ın en önemli müttefiki oldu. Cumhurbaşkanı, MHP'nin temsil ettiği neredeyse her şeyi AKP'de, misliyle içine aldı, yuttu, yok etti. En yerli, en milli söylemler, dindar ve itaatkar tektip vatandaş modeliyle harmanlandı.

Peki iktidarın, devletin tüm gücünü elinde bulunduran AKP, en sağcı söylemlere sahip çıkarken, 'yeni' bir sağcı partinin şansı ne olabilir?

Akşener, partisini kurarken gerçekten 'yeni' bir sağ muhalefet vaat edebilecek mi, ne kadar inandırıcı olacak? Göreceğiz...

Asıl mesele, Cumhuriyet''in kurucu partisi CHP'nin ne yapacağı. Cumhurbaşkanlığı seçimindeki hatasını (MHP ile çatı aday; Ekmeleddin İhsanoğlu fiyaskosu) tekrarlayacak mı? Yoksa daha özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu, daha solda bir CHP yolunu mu seçecek? Zayıf ihtimal.

Immanuel Wallerstein, 'Şu anda sonu gelmiş olan kapitalist bir sistemin geçiş döneminin ortasındayız ve henüz yeni bir sistem seçilmedi' diye uyarıp ekliyor: 'Radikal solun bugünkü çabaları orta vadede sistemin yerine geçecek olan konusundaki tercihi etkileyecek' diyor.

Neoliberal dünya büyük krizlere gebeyken, Türkiye de bunlardan hiç muaf değil. 'Eski muhalefet' anlayışını terk etmenin zamanı çoktan geldi. Bir kez daha tren kaçmasın.