• 19.09.2017 00:00

 Gazetecilerin ve gazeteciliğin yargılandığı davalardan biri, pazartesi Silivri Cezaevi’nde ilk duruşması görülen Zaman gazetesi davasıydı. Belki bazılarınız bu cümleyi okur okumaz en hafifinden ‘Hadi canım’ diyecektir, ne de olsa Zaman gazetesi Gülen cemaatinin amiral gemisiydi...

Malum, sadece iktidar partisi ve destekçileri için değil, laik, sol muhalif cenah için Zaman gazetesinin savunulacak bir yanı yok. Hatta, kimi muhalifler için ‘başımıza gelen tüm kötülüklerin sorumlusu’, cemaat üyesi olmadığı halde onların yayınlarında çalışarak AKP iktidarını pekiştiren liberaller... Bu yüzden Zaman’da çalışıp darbe girişimi sonrası tutuklananların ismi, kimliği, ideolojisi, yazdıkları yahut gerçekten suç işleyip işlemedikleri pek mühim değil... 17-25 Aralık sonrası hükümete yönelik yoğun eleştirileri dile getirmeleri de. Zaman’da çalıştı mı, vur liboşa mantığı. 

Ne ironiktir ki Zaman’da yazanların bugün hapiste olmalarının sebebi, son birkaç yılda muhalif çizgiye çekilmeleri. Ve elbette, darbe girişimi sonrası Gülen cemaatiyle bağlantılandırılan ne varsa, aynı pakete konmaları. Suç varsa cezalandırma orantılı mı, hak mı, hukuk mu, bunlardan bahis yok... ,

Böyle düşünenlerin çoğu da korkudan sesini çıkaramıyor zaten. ‘Gülen hareketinin başka gazetecilere, ülkeye verdiği zarar dururken lanet Zaman gazetesini mi savunacağız şimdi’ deyip bir zamanlar aynı masalarda oturdukları, aynı kaptan yemek yedikleri, eteklerine süründükleri insanları görmezden geliyorlar.

Bu noktada mecburi not düşeyim: Zaman gazetesinin yayın çizgisini de, şu an hapis tutulan yazarların fikir ve görüşlerini de genel olarak desteklemedim, eleştirdim. Yayıncılığını ikiyüzlü, manipülatif buldum. Bir cemaat liderinin gak demesiyle hazırola geçen gazeteciliği hiç tasvip etmediğimi de, abonelik sistemini ‘Türkiye’nin en çok satan gazetesiyiz’ diye yutturmaya kalktıklarını da zamanında yüzlerine karşı da söyledim. Fakat böyle düşünmem, ‘o zaman hapiste sürünsünler’ dememi gerektirmez, aksine desteklemediğim fikir ve görüşleri de savunmamı gerektirir.

SUÇLARI ZAMAN’DA YAZMIŞ OLMAK

Bir yıldan fazla, tam 415 gün sonra ilk kez yargının önüne çıkarılan tutuklu 21 sanık arasında yönetici pozisyonundakiler yok, zaten çoğu tutuklamalar başlamadan yurt dışına çıkmıştı. Onların yerine, uzun bir dönem iktidarca el üstünde tutulan yazarlar, medya çalışanları ve Gülen medyasındaki üst düzey yönetici olmayanlar hapse tıkıldı. ‘Delil’ olarak ortaya konulanlar, suç unsuru dahi bulunamayan yazıları ve o gazetede çalışmış olmaları.

Şahin Alpay, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan ve Mümtaz'er Türköne gibi ünlü gazeteci yazarların tutuklu yargılandığı davada, İhsan Duran Dağı, Lale Sarıibrahimoğlu, Nuriye Akman ve Orhan Kemal Cengiz’ın da aralarında bulunduğu 10 isim de tutuksuz yargılanıyor. (Bu isimlerden bir kısmı tutuklandıktan sonra tahliye edildi, davaları sürüyor).

Peki yılların gazetecisi, akademisyeni, siyasetçisi olarak tanınan bu isimlere atfedilen suç ve istenilen ceza ne?

Özetle iddianamede ‘görünürde suç unsuruna rastlanılmayan yazılarında' dahi basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarını aşarak devlet yetkililerinin ve kurumlarının haklarını ihlal niteliğinde ifadeler kullandıkları ya da ön hazırlık niteliğinde yazılar yazdıkları; şüpheli yazarların genel itibariyle de süreç içerisinde böyle bir duruş sergiledikleri’ yazıyor.

Sırf bu yüzden, 15 Temmuz Darbesine zemin hazırladıkları gerekçesiyle üç müebbet, örgüt üyeliği suçlamasından 15 yıl hapis istemiyle yargılanıyorlar.


GECE EDİTÖRÜNÜN HİÇBİR YETKİSİ YOK

Şahin Alpay (73), Silivri’nin yaşı en büyük tutuklusu. Ciddi sağlık sıkıntıları var. Ali Bulaç’ın da dört kronik rahatsızlığı bulunuyor. Ahmet Turan Alkan ise 69 kiloya düşmüş. Ayrıca gözaltı sürelerinde ve cezaevi koşulları açısından hak ihlallerine uğradılar.

Çocukları, babalarının fikirlerini yazmak dışında hiçbir suç işlemediğini, sağlık ve yaşları nedeniyle tahliye edilmelerini ümit ediyor. (Gülten Sarı’nın P24’teki yazısını okumanızı öneririm: http://p24blog.org/haber-arastirma/2412/alpay--bulac-ve-alkanin-cocuklari--tahliye-istiyoruz)

Bir de adlarından pek bahsedilmeyen, tanınmayanlar var. Dün savunma yapanların arasında Zaman’ın gece editörü var; adı İbrahim Karayeğen. Gece editörünün işi, gazete basıldıktan sonra girecek haber ve yapılacak değişikliklerdir. Ancak her gazeteci adı gibi bilir ki gece editörünün hiçbir sorumluluğu yoktur. Yazıişleri müdürü ve/veya yayın yönetmeninin onayı olmadan bir noktayı değiştiremez. Karayeğen, neyle suçlandığını dahi bilmiyor. Savunmasında, fiziki şiddete maruz kaldığını, kameraların olmadığı yerlerde, 6.5 ay tek kişilik odada tecritte tutulduğunu da ilk kez söyleme fırsatı buldu. Yani Karayeğen, ‘ünlü bir gazeteci’ olmamanın, gece editörü olmanın bedelini de işkenceyle ödemiş...

Defalarca yazdım, dilimde tüy bitene dek tekrarlayacağım: Darbe girişimine dair somut bağlantıları, belgeleri ortaya çıkarılmadığı sürece herkes suçsuzdur.

Ayrıca basın özgürlüğünü savunmak, sadece beğenilerinize uyan eş dostu savunmak demek değildir. Eğer bu anlamda bir ‘suç’ varsa, Basın Yasası’nın ilgili yasasına veya basının kendi etik kurallarına göre değerlendirilir.

Bu gazeteci/yazarların fikirlerinden, yaptıklarından, ideolojilerinden nefret edebilirsiniz. Ancak hiçbir insan, düşünceleri veya çalıştığı kurum nedeniyle bu kadar ağır şartlarda tutuklu kalmayı hak etmiyor.