• 19.10.2017 00:00

 Benim için bir şehri yaşanabilir, huzurlu, güvenli, eğlenceli kılan en hayati gösterge, kadınların sokaktaki varlığı... Eğer kadınlar, farklı giyim biçimleri ve tercihleriyle, ayrımcılığa ve tacize uğramadan, özgürce sokakta dolaşabiliyorsa, işte o şehirde gezmek de yaşamak da zevktir. Sadece kadınlar için değil, erkekler, çocuklar, farklı cinsel ve etnik kimlikler için de geçerli bu ölçüt. Kadınlar kendilerini özgür ve güvende hissedebiliyorsa bu duygu, topluma da birebir yansıyor. 

Thompson Reuters Vakfı, birkaç gün önce kadınlar için “en tehlikeli mega kentler” anketini açıkladı. Buna göre İstanbul, 19 şehrin arasında 10’unculuğa yerleşerek kadınlar için hiç tekin bir yer olmadığını gösterdi. En tehlikeli kentler sıralamasında Kahire, Karaçi, Kinşasa, Yeni Delhi, Lima, Meksiko City, Dhaka, Lagos, Jakarta’nın ardından İstanbul’un gelmesi, ligde düşülen kümeyi yeterince anlatıyor...

Kadınların yaşam kalitesini belirlemek için şu başlıklarda değerlendirme yapılmış: Kadınlara yönelik cinsel şiddet, zorla evlendirme gibi kültürel uygulamalar, sağlık hizmetleri ile kadınların ekonomik güçleri ve eğitime erişimleri. İstanbul, cinsel şiddette 6’ıncı, kültürel uygulamalar ve ekonomik imkanlar açısından en kötü 8’inci kent. Sağlığa erişimde nispeten daha iyi; 13’üncü ‘en kötü’ ile ortalama biraz yukarıya  çekilmiş. Yoksa ha Kinşasa, ha İstanbul...

Yaşanabilir şehirlerde İstanbul diplerde geziyor

İstanbul, kadınlar açısından çekilmez bir kente dönüşürken buna paralel olarak ‘en yaşanabilir şehirler’ gibi listelerde de sonlara doğru emin adımlarla kayıyor. The Economist’in ‘Küresel Yaşanabilirlik Raporu-2017’de mesela 114’üncü olabilmişti.  İstikrar, sağlık hizmeti, kültür, çevre, eğitim ve altyapı açısından şehirlerin karşılaştırdığı bu araştırmada son sırada (140) savaşın ateşiyle kavrulan Şam’ın olduğunu belirtelim. 

İstanbul’a malum ‘hizmet’ yağdırıldı, ‘ihya’ edildi! Ama bırakın Viyana, Vancouver, Auckland gibi ‘en yaşanabilir’ seçilen şehirlere yaklaşmayı, Karaçi, Taşkent, Bakü’ye daha yakın skor tutturuyor. Benzer şekilde, Mercer’in bu yılki ‘Yaşam Kalitesi’ araştırmasında İstanbul, bir yılda 122’den 133’üncülüğe düşmüştü. 

Doğduğum, büyüdüğüm ve yaşadığım koca kent, hiçbir zaman dünyanın en yaşanabilir ya da kadın dostu şehirleri arasına giremedi. Ama iyi günlerini görmedik değil! Öyle çok geriye gitmeye gerek yok... 2000’lerin ilk onyılında özellikle turizm, eğlence, kültür,  alanında ‘Gidilmesi gereken destinasyon’ların arasında sayılan İstanbul, 2010’da Avrupa Kültür Başkenti seçildiğinde yükselen değerdi. Şehrin ortasında şortla, mini etekle dolaşana saldırı gibi gündemler yoktu. 

GECE GÜNDÜZ SOKAKTA TEDİRGİNLİK

Peki ne oldu da İstanbul hızla, böylesine yaşanmaz hale geldi? 2013 Gezi isyanı sonrasında şehir, güvenlikçi politikalara teslim edildi. Suriye savaşının, barışçıl siyasetten savaşkanlığa dönüşün ve kadın politikalarının etkileri, sokaklara da yansıdı. 15 Temmuz darbe kalkışması, derken peş peşe gelen terör saldırıları, OHAL idaresi derken sokağa yansıması çok olumsuz oldu. Tevekkeli değil, İstanbul ve Türkiye hala pek çok ülke için “tehlikeli” kategorisinde yer alıyor. 

Son bir-iki yılda, İstanbul’da kadına saldırı ve taciz vakaları boyut değiştirdi. ‘Ne biçim giyiniyorsun’dan tut yumrukla, tekmeyle saldırmaya kadar daha evvel ‘Yok artık daha neler?’ dediğimiz hadiseler münferit değil. Şehrin merkezinde bile sokaklar karanlık. Bırakın gece iç huzuruyla dışarı çıkmayı, gündüzleri dahi nereden, nasıl geçeceğimizi sürekli hesap etmek durumundayız. Kadınların sosyalleşebileceği alanlar ve imkanlar çok kısıtlı; şiddet görenin başvuracağı merkezler kapatıldı. Kadın cinayetleri vaka-i adliyeden sayılıyor, cezasızlığın hükmünde hak arayışı giderek zorlaşıyor.  

Belediye başkanlarının zoraki istifaları konuşulurken, şehirde yapılan icraatları sayılıp dökülüyor. Keşke, ebru, Kuran kursu ve bedava günübirlik gezi haricinde kadınlar için ne yaptıkları da tartışılsa. Şehre yapılan onca yatırım, yeni proje, inşaat kadınların –ve toplumun- hayatını kolaylaştırmıyor. Para saçarak, güvenlikçi politikalara başvurarak bir şehirde huzur ve güvenliği, iyi bir yaşamı temin etmek mümkün olmuyor işte.