• 23.11.2017 00:00

 İşi, Cumhuriyet gazetesinin haber sitesinin yayın yönetmenliği. Bir savcının korkunç bir trafik kazasında ölümü, Cumhuriyet’in tvit hesabından -140 karakterle sınırlı bir tvitte- ‘Kamyon biçti’ başlığıyla verildiği için 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası yedi!

Gerekçe gülünç... “FETÖ propagandası” yapmak! Kararda propagandaya ‘gerekçe’ olarak da tvitin altına yapılan yorumlar tek tek sayılmış!

Üstelik sözkonusu tvit, 55 saniye yayında kaldıktan sonra değiştirilmiş; ancak Oğuz Güven, hedef gösterildikten sonra apar topar gözaltına alınıp 32 gün hapiste kaldıktan sonra tahliye edilmişti.  

Pazartesi görülen duruşmasında değil ifade ve basın özgürlüğü, hukuk biçildi, halkın haber alma hakkı biçildi...

Güven’e verilen ceza ‘kesmemiş’ olacak ki kişisel tvit hesaplarından paylaştıkları didik incelendi... Güven’e, çözüm sürecinin henüz sonlanmadığı 2015 yılının başında, RT yaptığı haber&röportajlar nedeniyle 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası verildi.

Oğuz Güven, sosyal medyada yöneticisi olduğu kurumsal ve kişisel hesaplarındaki 4 içerik nedeniyle, toplam 3 yıl 1 ay hapis cezası aldı.

SARAY MEDYASINA GELİNCE ‘BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ’

Dikkatinizi çekerim: İktidar medyasının DA paylaştığı, sahibinin sesi isimlerin televizyonlarda açık açık konuştuğu, manşetlere çıkardığı PKK ve KCK yöneticilerinin sözleri, haberleriydi bunlar.

Ama sözkonusu olan Cumhuriyet veya ‘muhalif’ sayılan bir yayın ya.. Saray tipi OHAL’le yönetiliyoruz ya...

Kanun, kural ve uygulamalar, duruma, kuruma ve kişisine göre, her an, keyfi olarak değişebiliyor!

Birincisi, bırakın TMK’yi, basın kanununa göre suç teşkil etmeyen, hadi en fazla ‘yakışıksız’ diye nitelendirebilecek, üstelik hemen düzeltilmiş bir başlık yüzünden bir yönetici gazeteci, hapisle cezalandırıldı. Mesaj, internette çalışan yöneticilere, editörlere: Aman ha, iktidarın canını sıkabilecek, söyleminin dışında algılanacak bir haberi, başlığı atmayın! Şimdiye kadar gelmediyseniz hizaya gelin... 

İkincisi, Güven’in yazmadığı, belli ki acemi bir çalışanın düşünmeden, dijital işin gereği ‘hızdan’ kaynaklanan bir başlık bu.

Gazetecilikte, hele internetin hızına yetişmek için ne başlıklar atılıyor; kimi kaldırılıyor, kimi kaldırılmıyor. Ne ayrımcılıklar, ne şiddet provokasyonları yapılıyor. Saray medyasının hesaplarında ‘suç unsuru’ arayıp şikayet etmeye kalksanız, adliyeyi kilitlersiniz.

Hoş, ‘onlar’a gelince ifade ve basın özgürlüğü!

‘GAZETECİYE GÖZDAĞI’NI GEÇELİ ÇOK OLDU

Oğuz Güven’e verilen ceza, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun belirttiği gibi ‘gazeteciye gözdağı’ndan ibaret olsa keşke... Türkiye’de gazeteciler için gözdağı artık ne ki? Türlü baskı, sansür, otosansürle yıllardır mücadele ediyoruz. Peki ya hedef göstermeler, yalan haberlerle karalamalar, tutuklamalar, ev baskınları, tek kişilik hücrelerde tutmalar?

Bunlara gözdağı değil, ancak engelleme, işkence, korku salma diyebiliriz. Üstelik gazetecilere yönelik bu korkunç muameleler, toplumun tümüne yönelik bir tehdit ve korkutma aracı olarak kullanılıyor.

Zaten ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ten vatandaş hapse giriyor; sosyal medya paylaşımlarından da gazeteciler hapse atılmasında amaç belli: ‘Aman biz hiç muhalif haberleri, yayınları paylaşmayalım, hatta takip etmeyelim’ dedirtmek. AKP rejimi için dikensiz gül bahçesi yaratmak.

Özgür, bağımsız medya böylesine güçlüklere rağmen çırpınıyor. Öte yandan darbe girişimi sonrası kapatılan, Zaman gibi doğrudan Gülen’in finanse edip yönlendirdiği kurumlarda çalışan tutuklu gazeteciler var.

İşte onlara gelince, gerek yandaşı, gerek muhalifi hep bir ağızdan ‘Vurun kahpeye’ diyor.

HAPSE GİREN GÜLEN’İN ASKERİ DEĞİL, TOY BİR MUHABİR

E peki cancağızım, ne oldu basın özgürlüğüne? Bir muhabir, sırf çalıştığı kurumun yayın yoluyla yaptığı manipülasyonlardan sorumlu tutulup, terörden yıllarca hapse atılabilir mi? Adalet bunun neresinde?

Doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olup suçu, dahli belgelenmiş olanları kast etmiyorum. Darbe sonrasında yurtdışına giden yöneticileri yüzünden cezalandırılan, cemaat hiyerarşisinde belli ki yeri ve söz hakkı olmayan, kimi cemaat üyesi bile olmadığı halde bu kurumlarda yazıp çizen gazetecilerden bahsediyorum.

Misal; kapatılan Zaman gazetesinin muhabir Ayşenur Parıldak. Kendisini tanımam, haberlerini de takip etmiş değilim. Bir yılı aşkın süredir, üstelik işkence ve cinsel taciz şikayetleriyle hapiste. 27 yaşında, hukuk öğrencisi olan Parıldak için önceki gün ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçundan tam 7.5 yıl hapis cezası verildi.

Suçlamalar; ‘bylock kullanmak’, ‘taraflı haberler yazmak’ ve Fuat Avni’yi RT’lemek gibi ‘suç içerir tweetler’ atmak. Böyle uydurma gerekçelerle bir gazeteci 7.5 yıl hapse tıkılabilir mi?

Parıldak’a verilen katmerli cezanın hukuka, mantığa, vicdana uygun olduğunu kimse söyleyemez. Gülen’den, AKP’yle işbirliği günlerinden darbe girişimine, bu ülkeye verdikleri korkunç zarar nedeniyle haklı bir şekilde nefret eden, cezalandırılmasını isteyenlere seslenelim:

Konu Gülen’in baş askerlerinin yargılanması yahut medya yoluyla işledikleri ‘suç’ların tespiti değil. Konu, toy bir muhabire verilen orantısız ceza, adil yargının ayaklar altına alınması.

Son olarak, Gülen medyasında yazdığı için halen hapiste tutulan Şahin Alpay’ın mektubunun son satırlarını aktarayım:

Yaşım hayli ileri. Birçok kronik hastalığım olduğu ve sağlığım giderek kötüleştiği için uzun yıllar yaşama umudum yok. Öncelikle beni yargılayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, olmazsa Anayasa Mahkemesi’nin tutuksuz yargılanmama karar vererek, kalan yıllarımı eşim, çocuklarım ve torunlarımla geçirmemi mümkün kılmalarını bekliyorum.

Sorarım size: 73 yaşında, kronik hastalıkları olan, ‘suçu’ Gülen medyasında yazmış olmak olan akademisyen yazara reva görülen bu ceza, hangi vicdana, hangi hakka sığar?