• 27.02.2018 00:00

 Başyazıcı açıkladı: Hükümet, Mart’ta cinsel istismar suçlarıyla ilgili tasarısını açıklayacak. Başbakan yardımcısı Recep Akdağ, aylar sürecek çalışmayı üç güne sıkıştırdıklarını övünerek anlatmış...

İyi de mesele hız değil. Aksine, cinsel istismarı hakikaten engellemek, çocukları korumak istiyorsanız detaylı, bilimsel, evrensel hukuk standartlarına uygun bir çalışma yapmak gerekmez mi?

Bu konuda yıllardır çalışan, üreten, farklı ülkelerdeki deneyimleri aktaran, önerilerini Meclis’e defalarca sunmuş onlarca sivil toplum kuruluşu, akademisyen, siyasetçinin çalışmaları var... Neden hepsi göz ardı ediliyor?

Ama yok! Altı AKP’li bakan toplanıyor -içlerinden sadece bir tanesi kadın- ve toplumun her kesimini ilgilendiren bir konunun paydaşlarını sürece dahil etmeden “Ben yaptım oldu” diye çıkıyor.

Doç. Dr. Burak Cop, seçim sistemiyle ilgili değişiklikleri Evrensel gazetesine değerlendirirken “Seçim sistemi değil ihale şartnamesi gibi” demiş. Her türlü tasarı, yasa “işleri” ve “çalışmaları” bu kafayla ele alınıyor. Ha cinsel suçlar, ha seçim sistemi, ha ihale şartnamesi, fark etmiyor. Üç beş adam, Reis’in emirleri doğrultusunda çalışsın, oldu bitti!

AKP’nin gündeme getirdiği yasa tasarılarında genel olarak problem şu: İçinde bir veya birkaç tane “mantıklı” sayılabilecek, evrensel standartlarla uyumlu olabilecek, kimsenin itiraz edemeyeceği öneri varken büyük çoğunluğu ya partinin muhafazakar Sünni kriterlerine ya da çıkarlarına uygun olarak şekillendiriliyor.

NEDEN CİNSEL ŞİDDET KRİZ MERKEZİ KURULMUYOR?

Çocuk istismarının cezalandırması konusundaki düzenleme de böyle. Mesela “iyi hal” indiriminin kaldırılmasını her kesim destekler. Oysa kadına şiddet, çocuk istismarı, tecavüz gibi suçlarda asıl çözülmesi gereken mesele, yargı aşamasına gelmeden bu suçların elbirliğiyle örtbas edilmesi...

Kaç defa tanık olduk, kimbilir kaç binlercesini duymadık bile: Şikayet aşamasına gelindiğinde, polis, savcı, mahkeme şikayetleri ciddiye almıyor, geçiştiriyor.

Pek çok vakada fail, tutuklanmıyor bile. Deliller yok ediliyor.

Çocuğun ve kadının beyanına şüpheyle, önyargıyla yaklaşılıyor.  Cezasızlık akıl almaz boyutlarda.

Hal böyleyken, yargılanana “iyi hal indirimi vermeyeceğiz” demek, aysbergin ucuyla ilgilenmek ve meselenin aslını görmezden gelmek demek.

Samimiyetin s’si olsa mevcut kanun ve sözleşmeler uygulanır, uygulanmıyor.

Mor Çatı Vakfı, tasarıyla ilgili açıklamasında Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olan ilk ülke olduğunu hatırlatıp, sözleşmenin gereklerinin nasıl yerine getirilmediğini hatırlattı:

  • Açılması gereken cinsel şiddet kriz merkezlerinin kurulması için hala tek bir adım atmadı.
  • Kadınların ve çocukların şiddete maruz kaldıklarında başvuracakları merkezler hala yaygın ve erişilebilir değil. ALO 183 telefon hattı, şiddet hattı olarak değil, sosyal yardım hattı olarak çalışıyor.
  • Çocuğun istismara maruz kaldığını fark edip desteklemek isteyen ebeveynini, okulda durumu fark eden öğretmeni, sağlık kurumunda istismarı tespit eden sağlık çalışanını destekleyecek mekanizmalar yok.

ANNELERE EĞİTİM, BABALAR NECİ?

Peki başka ülkelerin cezalandırma mekanizmalarından, ancak işlerine geldiğinde ve özünden cımbızlayarak örnek veren iktidarın “cinsel istismar” tasarısında, sözleşmedeki yükümlülüklerden bahis var mı? Yok. 

Yerine, 80 milyonluk ülkede sayısı sadece 31 olan Çocuk İzleme Merkezi (ÇİM) artırılacak deniyor. ÇİM’ler, ancak karakola başvurudan sonra gidilecek merci olduğundan çözüm olmaktan uzak duruyor. Sorun, karakol aşamasına gelmeden suçun örtbas edilmesi... 

Hükümet, kadına şiddet merkezleri ve sığınaklara “inanmadığı” için bu konuda adım atmayıp işi aileye havale ettikçe, toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsemedikçe isterse onbin ÇİM açsın, cinsel suçlarla mücadelede hiçbir zaman başarılı olamaz.

Abdülkadir Selvi’nin muştuladığı tasarıdaki maddelerden bir tanesi de “annelere doğumdan itibaren cinsel istismar suçuyla ilgili eğitim” verilmesi.

İyi de babalar neci? Çocuklarını cinsel şiddetten korumak istemezler mi, asıl eğitilmesi gereken onlar değil mi?

Kaldı ki cinsel suçları işleyenler erkek olduğuna göre, neden çocuk yaştan mecburi eğitim gündeme dahi getirilmiyor?

Tasarıya dair çok tartışılan konu, cinsel istismar suçlarının 12 yaş altı ve üstü olarak kademelendirilmesi.Malum, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaşın altındaki herkes çocuktur.

12 yaş düzenlemesinin ardında, daha evvel de gündeme gelen zorla evliliklerin onaylanması, 12 yaşındaki çocuğun cinsel obje olarak görülmesi, iyi halden daha beter bir uygulama olan “rıza” mefhumu gibi tehlikeler var.

İNGİLTERE’DE TEK KRİTER YAŞ DEĞİL BAKAN HANIM

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, İngiltere’de 12 yaş altındakilere yönelik cinsel suçlarda ağır cezalardan bahsetti.

Doğrudur, farklı ülkelerde cezalandırmalar, yaşa göre DE değişiyor. Ancak ceza artırımı sadece yaşa göre değil, suçun niteliği, faille mağdurun arasındaki yaş farkı, aile içi olup olmadığı, failin mesleği (öğretmen gibi) veya sorumluluğu, kriminal geçmişi, suçun işlendiği yer gibi pek çok faktöre bakarak değerlendiriliyor. Aile içi cinsel suçlarda anne babalık hakkının elden alınması gibi uygulamalar da var.

Ensest başlı başına bir konu, ama AKP’nin tasarısında ensestten bahis yok. 

İngiltere gibi “Batı” örneklerini veren AKP’nin bilerek ıskaladığ asıl mesele, Batı’da çocukluktan itibaren toplumsal cinsiyet eşitliğinin öğretildiği, bu işin dini kurumlara bırakılmadığı, yargıdan kolluk güçlerine cinsel istismar suçlarının ciddiye alındığı...

Okuldan iş yerine, cinsel suçun ne olduğu, nasıl önleneceği, nasıl korunulacağı konusunda yıllardır kafa yorulduğu, uygulamaların buna göre düzenlendiği...

Elbette hiçbiri mükemmel değil. Ama en azından yılların birikimi, deneyimiyle bilimsel verilere, bağımsız uzmanların görüşleriyle bir takım düzenlemeler yapılıyor.

Eğer hakikaten cinsel saldırı ve çocuklara cinsel istismarın önlenmesi isteniyorsa, mevcut yasaların uygulanmasıyla, sosyal hizmet merkezlerinin açılmasıyla işe başlasınlar. Diyanete, dini tarikatlara bağlı kurumlarla değil, bu alanda uzmanlaşmış isimlerden destek alarak.

Not: Kimyasal hadım, idam yorumları ve Reis’in zina buyruğu, bir dahaki yazıya...