• 7.02.2018 00:00

 Galiba görünmez bir eşik var. İnsan, yoğun biçimde kötü habere, zulme maruz kalınca körleşmeye başlıyor. İşkence iddiaları da böyle. Değil yüz iddia, bir iddianın bile infial yaratması gerekirken bakıyoruz büyük çoğunluk, kan donduran olayları ya kanıksamış, ya da duymak dahi istemiyor. Biriktikçe birikiyor iddialar, insanlığa karşı işlenen suçlar.

Neredeyse her gün, gözaltına alınan, tutuklananlara uygulanan kötü muameleye dair haberler çıkıyor. Tabii sadece “haber”ciliği henüz unutmayan, kendi gölgesinden titrer hale gelmeyen, alternatif medya organlarında bunları yayınlamak mümkün. O da kısıtlı...

Yüzde 50’ye ulaştığı varsayılan milli ittifakın kontrolündeki; çarpan etkisiyle medyanın yüzde 90’ına tekabül eden kısmında bu haberler zaten yer almıyor. Başlarına bela mı alsınlar şimdi? İddiayı dile getirmek bile adamı işinden ediverir bu ortamda alimallah.

İsterse BM İşkence özel raportörü Nils Melzer, Türkiye’deki işkence iddialarına dair açıklama yapsın... Bunlar “dış mihrakların Türkiye üzerindeki oyunları” deyip geçmeyi, hiç görmemeyi tercih eder.

Nasılsa Reis, ‘gereken cevabı’ verir...

Nitekim BM’nin hem işkence iddialarına, hem Afrin’de ateşkes çağrısı yapmasına karşılık karma bir “van minüt” geldi. Doğu Guta’da olanların insanlığa sığmadığını, BMGK’de karar alınmasının yeterli olmadığını belirtip şöyle dedi:

Batsın sizin kararınız. İşleme konulmayan kararın insanlık için ne anlamı var?

Alın size armut piş ağzıma düş manşet. Bugünkü gazeteleri görür gibiyim: Batsın sizin kararınız!

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI İÇİN ÇABALIYOR-MUŞ

BM kararlarının ne kadar adil, ne kadar zamanında, ne kadar etkin olduğu tartışılır. Tartışılmalı, icabında eleştirilmeli de. Ama bizzat kurucu üyesi olduğun, işbirliği yaptığın, askeri ve sivil personel katkısında bulunmakla övündüğün bir teşkilata “Batsın sizin kararınız” demek biraz garip değil mi?

Hadi onu bir kenara bırakalım... Dışişleri’nin web sayfasında BM ile “proaktif” ilişkilerden bahsedilirken şu cümleler neden kuruluyor:

“BM’ye her forumda ve her vesileyle katkıda bulunma arzusunda olan Türkiye, bir yandan uluslararası barış, güvenlik, istikrar ve refaha katkılarını artırmak, diğer yandan insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilke ve değerlerin güçlendirilmesine yönelik çabalarını daha da ilerletmek için kararlıdır.” (http://www.mfa.gov.tr/birlesmis-milletler-teskilati-ve-turkiye.tr.mfa)

Ne ilginç değil mi? Uluslararası düzlemde barıştan, insan haklarından, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden dem vuruluyor ama –affedersiniz- kendi çiftliğinde bu değerleri savunanları şeytanlaştırıyor, terörist muamelesi yapıyor, hapse atıyor, kötü muameleye tabi tutuyor.

Bu durumda iki seçenek var: Ya savunduğunu söylediğin değerlerin anlamını bilmiyorsun... Ya da doğruyu söylemiyorsun.

Heyhat! Nasılsa herkes yalancı, batsın bu dünya!

GÖZALTINDA BAŞÖRTÜSÜ YASAK    

İşkence iddialarına dönelim... BM raportörü, Türkiye'deki sorgulamalarda "vahşi sorgulama teknikleri" kullanıldığına dair kendisine raporlar ulaştığını söyledi:

"Sorgulamalar sırasında, dayak, elektroşok, soğuk suya batırma, uykudan yoksun bırakma, hakaret ve cinsel saldırı" yöntemleri uygulandığı yönünde iddialar varmış...

Melzer, Türkiye'deki savcıların OHAL nedeniyle işkence iddialarını araştırmadığını dile getirirken, yetkililer nezdinde bu iddiaların soruşturulması konusunda hiçbir ciddi girişim olmadığını da belirtti. (Kaynak: Deutsche Welle)

Konunun yabancısı mıyız, değiliz: Bazı baro başkanları, hukukçular, insan hakları dernekleri, muhalif siyasi parti temsilcileri, cezaevlerinde ve sorgulamalardaki işkencelere dair somut bilgilere dayanan raporlar hazırlıyor, yayınlıyor.

CHP milletvekili Şenal Sarıhan, “geçen haftanın hak ihlalleri”ni gazeteduvar’a yazmış, her bir başlık ötekinden berbat, karanlık, dipsiz bir kuyuya işaret ediyor. Sadece kötü muameleye dair satırbaşları şöyle:

  • İHD, cezaevlerinde 402'si ağır, 1154 hasta tutuklu olduğunu, 20 bin tutuklunun ise yerde yattığını açıkladı.
  • 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bir ihbar sonucu gözaltına alınan ve gördüğü işkence nedeniyle yaşamını kaybeden Gökhan Açıkkolu, öldürüldükten 1.5 yıl sonra göreve iade edildi.
  • Mazlum-Der Adana Şubesi’nin hazırladığı raporu göre FETÖ şüphelisi olarak gözaltına alınan kadınlar, nezarethanelerde ‘başörtülerinin çıkartıldığını, sadece namaz kılmak istediklerinde veya avukatlarıyla görüştüklerinde takabildiklerini’ söylediler.

OHAL kabusunun kıskacında, pek çok işkence ve kötü muamele vakasından haberdar bile olmuyoruz. Haberdar olduğumuz kadarını dahi yeterince aktaramıyoruz, araştıramıyoruz. Batsın bu dünya.