• 15.03.2018 00:00

 Milliyetçi ittifak ilk meyvesini verdi. AKP, MHP ve peşi sıra ittifaka destek verecek küçük, sağcı muhafazakar partilere, varolan koşulların da ötesinde avantajlar sağlayan seçim değişiklikleri Meclis’ten geçirildi.

Varolan koşullar neydi, hatırlatalım: 16 Nisan referandumuna giderkenki koşullar... Biteviye OHAL. Medyanın yüzde 90’ının hükümet yanlısı veya kontrolünde olması. İktidar partisinin, devletin tüm gücü ve olanaklarını arkasına alması.

Artısı da var: 16 Nisan’dan bu yana, korku ve kutuplaşma iklimi iyice şiddetlendi. Muhalefet yapanların hapse tıkıldığı veya soruşturmaya uğrayarak toplumsal hayattan koparıldığı, “barış” diyenin terörist muamelesi gördüğü, Afrin harekatına dair soru sorulmasına dahi tahammülün olmadığı bir ortam. Üstelik, Suriye’de yeni cepheler açmak üzere hummalı bir hazırlık var.

Kısacası OHAL yetmedi, hukuku ayaklar altına almak yetmedi, itaat etmeyen muhalefet partilerini siyaset dışına itmek ve rejimi fiilen değiştirmek yetmedi, sıcak savaş halinde –veya akabinde- seçim sandığı önümüze koyuluyor. Kurdelalısından. Açılış makası, Tayyip Bey’in elinde.

Tablo aynı zamanda şunu gösteriyor: Demek ki hala, referandumun kılpayı ve haksız biçimde kazanılması, ağır yaralar açmış. Demek ki anketler, doldur boşalt bir yüzde 51 etmiyor. Demek ki kaybetme korkusu hala büyük.

Temeli attılar, betonu karıp üzerine harç atmaları bundan. 

BOYKOT, BALLI BÖREK OLUR

7 Haziran’dan 1 Kasım’a giden süreci hatırlayın. 16 Nisan ile henüz tarihi açıklanmamış Başkanlık seçimi arasındaki “hazırlıklar” da benzer. Mütemadiyen bir savaş hali.

Neydi, 400 milletvekilini ver, kaos bitsin. Şimdi de beni seç, bu iş bitsin, nasılsa yeni sistemde Meclis güdük! İttifaka salyası akanların, muhalefet –nasıl bir muhalefet, ayrıca tartışılır- pozisyonunu korumaya kilitlenenlerin, vekilliğin nimetlerinden yararlanmaktan başka dertleri yok nasılsa.

Evet, Türkiyeli siyasetçilerin dünyası bu kadar küçük işte. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hala kalkıp sandıklara sahip çıkmaktan bahsediyor. “Daha önce neredeydiniz? Kimi gençlik ve kadın teşkilatlarınız canla başla, kendi insiyatiflerini alarak çalışırken siz ne yaptınız?” sorularını bile umursamıyor. Hoş, haberi de olmayabilir, bir nevi uzayda yaşıyor kendisi.

Buna karşılık CHP’nin içinde muhalefet eden isimlerden İlhan Cihaner, boykotu gündeme getiriyor. İyi de geç olmadı? Boykot, ancak partiyi örgütleyebilirseniz, başka partilerle işbirliği yapabilirseniz anlamlı olur. Atı alan Üsküdar’ı geçti malum, referandumdan önce yapılacak işti o.

Eğer boykotu örgütleyebilecek gücünüz varsa, kalan o son enerjiyi Beyefendi’nin asıl korkusu olan hayır blokunu örgütlemeye harcasanız? Organize olamayan bir CHP’nin boykotu, milliyetçi ittifak için ballı börek olur.

Katılım ancak çok düşük çıkarsa meşruiyet tartışılır. Ki bu kafayla tartışılacağı da yok; bakınız 16 Nisan.

MİNARE VE KILIF İLİŞKİSİ

Peki yeni koşullar neler? Minareyi çalan kılıfını hazırlar derler, o hesap işte:

  • İttifaktaki milletvekili dağılımı nisbi temsille belirlenecek. Bu da ittifaka katılanın lehine demek, daha fazla milletvekili çıkarabilecek.
  • Seyyar sandık uygulamasıyla denetim güçleşecek. Türkçesi: Oy hırsızlığı daha rahat yapılabilecek.
  • Siyasi parti temsilcileri sandık başkanı olamayacak. Türkçesi: Çoğu ittifak yanlısı olacak, yeter ki muhalefet, en çok da HDP’liler hak aramasın.
  • Müjdeler olsun, artık mühürsüz oylar resmen geçerli. Böylece hangi oy, hangi sandıktan belli olmayacak. Zaten ne gerek var, Milliyetçi İttifak sizin yerinize oy atabilir.  
  • Seçmen listesi kontrolü zorlaştırıldığından kayıtdışı seçmen takibi yapmak, içinden çıkılamaz bir hal alacak.
  • Sandık başında kolluk kuvvetleri uygulaması, 16 Nisan’da Kürt seçmenin üzerinde büyük baskı oluşturmuştu. Ey ahali, en kutsal saydığın, tek bildiğin siyasi eylem olan oy vermenin asker, polisin gözcülüğünde yapılmasını nasıl açıklıyorsun?

Liste daha uzun ve utanç verici anti demokratik uygulamalarla dolu. Ama en önemlisi şu: Bunca manevranın neden yapıldığını gayet iyi biliyorsunuz.

Toplamı yüzde 45 mi, 40 mıdır, 30 mudur, bilinmez... Ama seçimlerin kaderini değiştirme potansiyeli olan bir kitle var: Büyükşehirlerde, sahillerde, Kürt illerinde, en sürpriz yerlerde hayır çıkaranlar.

Keşke nasıl bir güce sahip olduklarını bilseler, en karanlık günlerin sonunda aydınlığın geleceğine daha çok inansalar.