• 29.03.2018 00:00

 Kimi medyaya TMSF aracılığıyla el konulur, ya da patrona “kendi rızamla” açıklaması yaptırılarak sattırılır. Kimi medya, davalarla yıldırma ve içeriden çökertme yoluyla ele geçirilmeye çalışılır; kimi “terörist yayın” olarak hain ilan edilir. Mesele sosyalist ve özellikle Kürt medyasına gelince, özel harekat polisi eşliğinde kapısı kırılarak, matbaacısından imtiyaz sahibine gözaltına alınarak yayın engellenir.

Yetmez, üzerine tüy dikercesine “kayyum” atanır!

Özgür Gündem gazetesi geleneğinin devamı niteliğindeki Özgürlükçü Demokrasi gazetesi, son grupta. Kürt medyasına yapılan muamele, aslında iktidara boyun eğmeyen her Kürt’e reva görülenlerin de özeti. Nasıl kendi seçtikleri vekilin siyaset yapmasının önüne her türlü engel konuyorsa, nasıl Kürtlerin seçilmiş yerel yöneticilerini hapse atmakla yeltenmeyip, belediyelerin başına “kayyum” denen Saray memurunu atıyorlarsa, aynı yöntemi bir gazetede uygulamaya karar vermişler...

Bildiğim kadarıyla medyaya kayyum atamak, Türkiye'ye özgü bir gelenek. Kayyum, usulsüzlük yaptığı tespit edilen özel şirkete devletin atadığı yönetici demek. Bu rejimdeyse kayyum, "ben yaptım oldu"nun özeti...

Basın özgürlüğünde gelinen acınası yer -hapisteki gazeteci rekoru, tehdit, sansür ve baskı yoluyla sindirme, yayın engelleme, soruşturma, basın kartı iptal etme veya gerekçesiz yenilememe vs vs- yetmedi demek.

VAPURDAKİ TAKKELİ MÜZİĞE NASIL TAHAMMÜL EDEMİYORSA

Özgürlükçü Demokrasi’ye baskının “nedeni” soruşturma açılmasıymış. Ancak gizlilik kararı olduğu için, baskına alınan ve gözaltına alınan gazete çalışanları dahi neyle suçlandıklarını bilmiyor.

Kaldı ki 2018 Türkiyesi’nde suç deliline, hukuka, yasaya filan gerek yok, bir savcıya emir verilmesiyle uydur kaydır bir dosya nasılsa hazırlanabiliyor.

Ö.D. baskını, Kürt medyasına her daim yapılan baskınların, artık ne yazık ki sıradanlaşan kriminalize etme, şiddet ve sindirme çabalarının ötesine işaret ediyor...

Doğan Medya grubunun satışı ve RTÜK’e internet yayınlarına müdahale etme yetkisinin verilmesiyle birlikte değerlendirildiğine, medyada “kalan son delikler de itinayla kapatılacak” anlamına geliyor.

Diyeceksiniz ki tirajı ve etkisi sınırlı, politik bir yayına müdahale ederek kimin eline, ne geçecek? Bu tıpkı, “Aydın Doğan muhalif miydi kardeşim, grubun Demirören’e geçmesine gerek yoktu ki” demeye benziyor.

Etkin muhalefet ihtimali olan medya, en irisinden en küçüğüne, milliyetçi muhafazakar otoriter ittifakın düşmanı.

Vapurda müzik çalan gençlere saldıran takkeliden ya da “akıllı” olduğu için gencecik insanların kafasına vuran polisten farklı bir motivasyon değil bu.

Farklı en cılız sese, görüntüye, renge tahammül edememek, ülke yönetiminin asli unsuruna dönüştürülürse, olacağı budur.

SINIRSIZ GÜÇ ELDEYKEN EZİYETİN SONU GELMEZ

Hatırlayın: Referandumu kazanamadılar, hem de ellerinde tüm gücü toplamışken, dehşet saçmışken kazanamadılar... Seçim günü yapılan türlü hileye hurdaya rağmen büyükşehirler “hayır” dedi mi, dedi. Sistem değişikliğini onaylayan bazı Anadolu şehirlerinde dahi azımsanmayacak oranlarda “hayır” çıktı mı, çıktı. Kürtler, onca yıkıma rağmen yine “hayır” dedi mi, dedi.

Demek ki hiçbir garanti yok, seçimlere giderken daha fazlası lazım. 

Seçimler yine manipüle edilir, ittifakla, ittir kaktırla bir şekilde matematik tutturulur da... Yine seni istemeyen, yönetim şeklini yanlış bulan hatırı sayılır bir kitle var! İşte sorun orada...

Kürdüne, solcusuna, demokrata, laik olana, muhalif muhafazakarına ayrı muamele çekerek, biraraya gelmemeleri için elinden geleni yaparak, bölüp parçalara ayırmak hedef.

Mesele “seçimlere giderken boyun eğmeyen yüzde 40-50’yi iyice korkutalım, köşeye sıkıştıralım ki zaferimiz garanti olsun”dan ibaret değil...

Bir zamanlar “bize ayrımcılık yapıyorlar, adam yerine koymuyorlar, mağduruz da mağduruz” diyenlerin intikam şehveti bitmiyor, bitmeyecek. Belki de yaşam enerjilerini, yaşama nedenlerini bu hasetten, nefretten alıyorlar.

İhtiyaç olsun, olmasın... Böylesine sınırsız bir güç eldeyken, hiçbir şekilde denetlenemiyor ve hesap sorulamıyorken... “İstedim, oldu” demenin de, baskının da, eziyetin de sınırı olmaz.

Hep daha fazla, daha fazla.