• 29.05.2018 00:00

 Baskın seçime geri sayım hızlanırken Cumhurbaşkanı adaylarının vaatleri, bildirgeleri peş peşe açıklanıyor. Tabii rekabetin kızışmasıyla birlikte atışmalar da hız kazandı.

CB Erdoğan yeni bir şey söyleyemese de mega projeler, yapılan yollar köprüler üzerinden bildik siyasetini yapmayı sürdüyor. Çünkü hala alıcısı var.

Dikkatimi çeken husus, muhalefet partisi adaylarının kurduğu söylem. Her ne kadar parlamenter demokrasiye bağlı kalacaklarını ve CB yetkilerini sınırlı kullanacaklarını belirtseler de anlatıları, ister istemez Tayyip Erdoğan’la rekabet üzerinden kuruluyor. Her ne kadar “tek adam/kadın” yönetimine karşıyız dense de ister istemez hepsi, Meclis’te belirlenmesi gereken yasa, proje ve çözüm formüllerini bizzat bahşeder pozisyona sıkıştı.

Başka çareleri de yok. Çünkü muhalefet cephesi HDP’yi dışlayarak gerçek bir ittifak oluşturamadı. Topluma huzur, refah ve barış sözü verecek ortak bir duruş sağlayamadı.

Şimdi herkes kendi bacağından asılıyor. Muhalefetin liderleri, seçmen davranışını en çok etkileyen faktörün demokrasi meselesi değil ekonomik sıkıntılar olduğuna inanıyor ve buna göre davranıyor.

Bu nedenle özellikle CHP'den; işsizlik, düşük gelir, güvencesiz iş ve hoyrat iş koşullarına yönelik sözlerle ekonomiyi kalkındıracak formülleri duyuyoruz.

SEÇMENİN GÖZÜNDE PROJELER

Vaatler kulağa hoş gelse de halkın nezdinde ne kadar inandırıcı olduğunu seçimde göreceğiz. Ayrıca batmakta olan bir ekonomiden 5 yılda kişi başına geliri 15 bin dolara çıkarmak gibi sözler ne kadar gerçekçi, ancak ekonomi uzmanları cevaplandırabilir.

Daha ziyade Saadet Partisi ve HDP’nin, AKP’nin kimi inşaat ve çılgın projelerine yönelik “yıkacağız, durduracağız” şeklindeki meydan okumalarına gelince...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen buradan seçmenine yeni bir korku hikayesi yazdı: Muhalefeti “yıkım ittifakı” olarak nitelendiren Erdoğan, “Seçim vaadi olarak yenilerini yapmak yerine yıkmaktan bahseden, kafayı Türkiye’nin prestij projelerine takan bir muhalefete bu ülke emanet edilir mi?” diye soruyor.

Gazetecilik hayatımın son 10 yılını, AKP iktidarının inşaat ve enerji projelerindeki çevresel ve rantsal sorunları, halka ve ülkeye yıkıcı ve geri dönülmez tahribatını anlatmaya çalışarak geçirdim. Gördüğüm, bu sorunları yakıcı biçimde yaşayanlar, doğru bilgilendirilenler hariç; halkın genel anlamda ne çevrenin talanına, ne kayırmacılık ekonomisine aldırış ettiği...

“YIKIM”I SAHİBİNE İADE EDİN

Konda’nın “Seçmen Kümeleri” raporunda çok çarpıcı bölümler vardı: Dar gelirli AKP seçmeninin, Marmaray, Üçüncü Köprü ya da Havalimanını hayatında hiç kullanmayacak olsa da o güç gösterisinden ve prestij projelerinden etkilendiği, bu yüzden desteklediği gibi...

Hal böyleyken ormanlarımız yok oluyor, egzoz soluyacağız, tarımsal alan kalmadı, Marmara zehir saçacak gibi ciddi sorun ve tespitlerin, kitlelerin gözünde pek anlamı yok.

Kanalİstanbul konusu da böyle: Muhalefetin adayları ve parti sözcüleri, yıkacağız, engelleyeceğiz demek yerine yeni, ümit veren, vatandaşın “Vay be” diyeceği somut projelerle gündeme gelmeli.

Ve “yıkım ittifakı” söyleminin aslını, sahibine iade etmeli.

Çünkü AKP iktidarında yapılan, planlanan projelerin hemen hepsi, korkunç rant ve kayırmacılığın döndüğü, devlet hazinesinden özel sektöre bahşedilen yani cebimizden çıkan, ölü işçi bedenlerinin üzerinde yükselen bir toplu yıkımdır.

Vatandaşa ekonomik, sosyal, çevresel bindirilen yüklerin verilerini çatır çatır sıralamanın ve hiç bıkmadan tekrarlamanın zamanı şimdi değilse, ne zaman?