• 5.02.2018 00:00

 Oturun, oykuyun ve ağlayın: Seçim günü Urfa’ya, sandıklarda görev almak için giden 250 gönüllüden Deniz Özgür, tanık olduğu korkunç ihlalleri Yeni Yaşam gazetesine yazdı. Linçten zor kurtulan Özgür’ün tanıklığı, Türkiye’nin başka yerlerinde, bağımsız gözlemcilerin bulunmadığı yerlerde kimbilir nelerin yaşandığını sorgulatıyor bize.  

Ancak ‘ağlamamıza’ neden olacak şeyler, basit ihlaller ya da ‘kaybetmek’ değil: Kural tanımazlığın, haksızlığın, zorbalığın, eşitsizliğin bu kadar kabullenilmiş ve yaygın olması... Ve muhalif güçlerin, çok sınırlı da olsa elindeki gücü doğru kullanmaması, örgütlenmekten çoook uzakta kalması ve bu aranın giderek açılması... Sandıklara giden gönüllülerin bile can güvenliğine sahip çıkamaması.

Bu vesileyle resmen canı pahasına o gece ter döken gönüllülere teşekkür edelim. Onlar olmasa bunları dahi bilemeyecek, belki bugün, sonuçları daha farklı idrak edecektik.  

Sivil toplumun deneyimleri, seçim öncesi bol keseden atan siyasetçilerde umarım değişim yaratır. Ama zihni değişimin şart olduğu bir başka alan daha var.

HERKES AA’YA MAHKUM KALDI

Geçen yazımda sadece CHP'nin değil, tüm partilerin 24 Haziran’ın hesabını vermesi gerektiğini vurguladım.

Ancak bu eleştiriden bizler, yani basın, muaf değiliz. 24 Haziran günü, seçim sonuçlarını tek bir kaynaktan, devletin aygıtı AA’dan almak zorunda kaldıysak şapkayı önümüze koyup düşünmek, ötesinde harekete geçmek zorundayız.

Evet, 24 Haziran seçimine OHAL’de; 200’e yakın medya organının kapatıldığı, el konulduğu veya kayyum atandığı, gazetecilerin işten atılmadan tutun hapse uzanan bir yolculuğa mahkum edildiği bir “medya”yla gittik. Evet, baskın seçimin hemen öncesinde kalan son bağımsız sayılabilecek yaygın haber ajansı, DHA da iktidarın kontrolüne geçti. Ve evet, seçim gecesi “Adil Seçim Platformu”ndan gelecek verilerin karşılaştırma yapılabilir bir kaynak olduğuna inanıp hareket ettik.

Sonuç ortada. Tamam, baskın seçime giderken bağımsız bir haber ağı kuracak güç, zaman yoktu. İyi de bugünlerin geleceği belli değil miydi? Onu geçtim, bundan sonra ne yapacağız? Ne yapabiliriz? Mesleğimiz konusunda gazeteciler irade göstermezse, geleceğimizi suç örgütü liderlerine mi havale edileceğiz?  

KURUM VE EGOLARIN ÖTESİNDE BİR HABER AĞI

Ragıp Duran, birkaç ay önce Gazeteciler Meclisi (GM) fikrini yeniden ortaya attı ve bu konuda kafa yoran, çalışan Express gibi çeşitli kaynakları örnek gösterdi.

Seçim gündemi yüzünden bu heyecan verici öneri unutuldu. (Tahminim, seçim olmasa dahi pek çok gazetecinin “olmaz o iş” diye kendi işine bakmayı yeğleyeceği.) Şimdi, GM’nin ötesinde veya öncülüğünde çok acil bir ihtiyaç önümüzde belirdi: Kurum ve egoların ötesinde işleyebilen, bağımsız, kolektif bir haber ağı.

Dünyada farklı örnekleri var. Mesela Institute For Nonprofit News (Kar amacı gütmeyen haber enstitüsü-INN) 2009’da, 27 bağımsız haber kaynağında çalışan gazeteciler tarafından kuruldu. Amaçları, araştırmacı gazeteciliğe sahip çıkmak ve fonlarla ayakta duruyorlar. INN, halkın haber alma hakkını savunan bir nevi haber merkezi işbirliği. Bugün ABD’de 100’ün üzerinde paydaşı var. Hem ortak veri havuzu oluşturdular, hem yaygın medyada gündeme getirilmeyen haberlerin daha çok duyurulmasına vesile oluyorlar.

Türkiye’de her şeye rağmen ayakta kalma mücadelesi veren, onuruyla habere sahip çıkan, ancak parasız ve gücü çok sınırlı bir basın var. Zorluklarla tek başına boğuşmak, günü kurtarmak, küçük desteklerle ayakta kalmaya çalışmak, artık her zamankinden zor.

Düşünün, muhalefet partilerinin ittifakı/işbirliği her ne kadar kısa vadeli olsa da toplumda bir heyecan yarattı. Basın, muhalefeti haklı olarak eleştirirken biraz da kendine bakıp, “Neden bizler gerçek bir güçbirliği yapamıyoruz” sorusunu sormalı.

Aksi takdirde “Bu rejimde gazetecilik nasıl mümkün olacak” sorusunu bile soramayacak hale geleceğiz.