• 17.07.2018 00:00

 Sosyal medyada bir Aktrolcük, çoğu kadın olan gazetecileri etiketleyerek “15 Temmuz’un yıldönümünde neredeydiniz” diye veryansın etmiş. Anma gecesini, bir tvitle de olsa “görmemiş” olduklarından yola çıkarak “etkilenmemişler bile” diyor. Etkilenip etkilenmediğine de o karar veriyor!

Türkiye’nin en karanlık, en kanlı darbe girişimininyıldönümünde soru sormayı değil, gösteriye katılmayı, coşkuyla desteklemeyi önemsiyor. Ama misal, Binali Yıldırım’ın sarf ettiği “En beğenmediğim proje 15 Temmuz” deyip gevrek gevrek gülmesi, problem olmuyor.

Ya da Genelkurmay Başkanı olup, darbe günü esir alınan Hulusi Akar’ın neden Meclis’teki komisyona ifade vermediği, neden bu başarısızlığa rağmen Milli Savunma Bakanı yapıldığı, herhalde akıllara gelmiyor... 

Gelse de kovuşturuluyor herhalde. Nasılsa senin yerine düşünen, konuşan, eyleyen tek adam var.

Rejim değişirken çığırtkanlar boş duracak değil. Daha fazla bağıracak, daha fazla hedef gösterecek, bırakın eleştirel bir tvit atmayı, “pasif” kalınmasını bile suç unsuruna dönüştürmeye çalışacaklar. Yetmeyecek, neden tvitinde bunu değil şunu yazdın diyecekler... Sonu yok!

Nazi Almanyası’nda her vatandaş, sıradan bir selamlaşmada dahi bağlılığını göstermek için “Sieg Heil” veya “Heil Hitler” diye bağırarak sağ elini uzatıp Führer’i selamlamaya zorlanırdı. Bu da o hesap.

PEKER’E “YÜRÜ BE KOÇUM” KARARI

Sedat Peker’in 15 Temmuz’un yıldönümünde yaptığı tehdit yüklü konuşmadan beraat almasının gerekçesi açıklandı. Mahkeme, “ismi ne olursa olsun terör örgütlerine karşı devletin ve milletin yanında olmak her Türk vatandaşının borcu ve görevidir” dediği gerekçesiyle herhalde hukuk tarihinde bir ilki başardı.

Bir suç örgütü lideri, birilerini ağaçlarda sallandırmak, cezaevlerinde öldürmekten bahsediyor, yargıdan “Yürü be koçum” kıvamında destek alıyor.

Neymiş, “dünya görüşü”ymüş! Neymiş, bu sözlerden sonra “herhangi bir şiddet içerikli olay/eylem baş göstermemiş”!

Buna karşılık barış talep eden metne imza atan akademisyenler, soruşturuldu, ihraç edildi, bir kısmı yargılanıyor. Bazılarının cezası kesinleşti; “örgüt propagandası”ndan 1 yıl üç aya varan hapis cezası verilenler var.

Demek ki neymiş, akademisyenlerin “dünya görüşü” yokmuş. Sözkonusu metin, herhangi bir şiddet eylemini desteklemediği, hedef göstermediği gibi şiddeti durdurmaya yönelik olduğu zaman “suç”muş!

AHTAPOTUN BAŞI NEREDE?

Kimler 15 Temmuz darbesini düzenlediyse, bizzat emir komuta zincirine iştirak ettiyse ortaya çıkarılıp cezalandırılmalı. Tabii mafyacıkların kafalarına göre “düşman” belleyip infaz etmesiyle değil, evrensel hukuk kurallarına uygun biçimde yargılanmalı. 

Aynı şekilde, kimler darbe girişimine göz yumduysa, gerçeklerin ortaya çıkarılmasını engellediyse, 249 insanın canından olmasına sebep olduysa, onlar da cezalandırılmalı.

İki yıl keyfi OHAL’le yönetilen bir ülkede, zoraki, adil olmaktan her anlamda uzak ve meşruiyeti tartışmalı bir referandum ve seçim yapıldıysa... Rejim değişikliği, toplumun yarısının muhalefetine rağmen gerçekleştirildiyse bunun üzerinden zafer devşirmek bazılarına mantıksız, haksız gelebilir. Kimse, başkalarının zoruyla bir sistemi, siyaseti, yönetimi benimsemek zorunda değil.

Son bir not: Referandum öncesi “Başkan” kelimesini yasaklayan, zorlama ve olmayan bir “Cumhurbaşkanlığı-hükümet sistemi” terimi icat eden; 24 Haziran’dan sonra da “Bana Başkan deyin” buyuran Tayyip Erdoğan, “ahtapotun kollarını kestik” diyor.

Metafor buysa, ahtapotun başı nerede?

(*) Yaşasın Zafer