• 16.08.2018 00:00

 Siyasetçiler, ekonomik krizde kendi payları yokmuş gibi milletten fedakarlık yapmasını bekliyor. Banka müdürleri “sıradan vatandaş”ın simgesi olarak seçtiği Ayşe teyzeye “senin dolarla işin yok” diye küçümsüyor. Ekonomi kanalları bile “TL değer kaybediyor” cümlesini kuramıyor.

Vergi borçları sıfırlanan sermaye, içi boş “ekonomi planı”nıdestekleyeyim derken saçmalıyor. ABD’nin demir çelik restine karşılık el yükseltiliyor, boykot nidalarıyla i-phone’a savaş açılıyor. Sosyal medyada esip gürlemek, sataşmak yetmiyor; gösteriye bizzat katılmak gerek. Kimi döviz bürosunda dolar bozdururken kimi i-phone’ları balyozla parçalayarak görevini yerine getiriyor. MHP döviz cinsinde hesaplarınıTL’ye çevirdiğini ilan ediyor ama miktarını açıklamıyor.

Neden en milliyetçi parti şimdiye dek parasını dövizde tutuyordu? Yarın kalkıp yine dövize yatırsa kimin ruhu duyacak? Acaba şov amaçlı döviz bozduran, yakan, hedef gösteren kişilerin ve siyasetçilerin gerçek serveti ne kadar? I-phone parçalayarak Reis’in emrini yerine getirdiği söyleyenler, parçası, yazılımı yine yurtdışında üretilen başka bir telefonu alırsa yerli ve milli mi oluyor?

Bu soruları sormak dahi günümüz Türkiyesi’nde linç kültürüne maruz kalmak anlamına gelebilir.

GERÇEKLİKTEN GİDEREK KOPAN TOPLUM

Krizin hakikaten salt ABD Başkanı Trump yüzünden çıktığına, Türkiye’ye karşı düzenlenen bir ekonomik saldırı olduğuna inananların sayısı nedir, bilemiyoruz... Ancak sadece AKP-MHP iktidarına değil, muhalefetin de tepkilerine bakarak, hele ki yaygın medyayı izleyerek fikirleri şekillenen kalabalıkları düşünürsek “çoğunluk” demek yanlış olmaz.  

Samimi olarak boykotu destekleyen, ABD ekonomisine bu şekilde zarar vereceğini düşünenler elbette vardır. Ne ABD ekonomisinin hacmini, ne gündelik hayatın her alanına girmiş olan Amerikan mallarını, ne yönetenlerin döviz cinsinden mal varlığını, ne mermisinden uçağına savunma bütçesinin ayrıntılarını, ne de dolar cinsinden alınan borçları ve yapılan anlaşmaları sorgulayacak değiller.

Öte yandan, sıradan vatandaş için kendini korumaya almanın en kolay ve zararsız yolu, kalabalıklara katılarak bağırmak şeklinde tezahür ediyor. “Pembe, mutlu bir Türkiye” tablosu çizeceğim derken embesillik sınırını zorlayan medya da öncüsü.

İşte korkutucu olan bu: “Ya bir dakika ne oluyor” demekten bile imtina eden, gerçeklikten giderek kopan, sessiz kalmanın bile yetmediğini düşünüp gösteriye katılmaya zorunlu hisseden bir topluluk.

DEĞER KAYBI PARAYLA SINIRLI DEĞİL

İktidarın, muhalefetin, sermayenin sorumluluğunu sorgula(ya)mayan, bilgiyi değil hamaseti tercih eden, uzun vadeli düşünmeyip anlık tepkilerle yaşayan bir toplum olmak, övünülecek birşey değil.

Zira “nasılsa bu defa da yırtarız” kafasıyla hareket etme lüksüne artık sahip olmayabiliriz.

Ekonomik krizin tek bir nedeni olmadığı gibi sonuçları da salt ekonomik olmayacak. Dünyanın bir bölümü eğitimde, teknolojide, bilimde bambaşka bir aleme giderken kaybedilen zamanın, insan kaynağının, verilen zararın bedelini en çok çocuklarımız çekecek.

Hatırlarsanız yakın dönemde çıkan diplomatik krizler (Rusya, Hollanda, Almanya) sonrasında boykot gündeme gelip aynı hızla sönümlenmişti. İlişkiler, ticari olmasa da diplomatik açıdan büyük zarar gördü.

Bedelini, zaman içinde daha net anlayacağız.

ABD ile yaratılan krizin dalgasından yararlanıp “al gülüm ver gülüm” oyununa devam etmekse sanıldığı kadar kolay ve dikensiz olmayabilir.