Mehveş EVİN
Mehveş EVİN

Gazete: Artı Gerçek

Cumhuriyetin kurtuluşu değil, sonu

  • 11.09.2018 00:00

 Cumhuriyet gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine pek çok yorum yapıldı. Daha da yapılacak belli ki. Çünkü mesele herhangi bir yönetim değişikliği değil. Pek çok anlamda Cumhuriyet'in sonu. Zira basında kalan son demokratik mücadelelerden biri daha, içeriden çökertildi.

Gazetecilik yaptıkları için birkaç ay öncesine kadar hapishanelerde, mahkemelerde mücadele veren ve hala da bu mücadeleyi sürdüren ekibin tasfiyesi; anamuhalefet partisinde billurlaşan ulusalcı savrulmalar, içi boş söylemler ve etkisiz muhalefetin 'zaferi' sayılır... Bu zaferin neye tekabül ettiğini önümüzdeki günlerde daha net göreceğiz.

Kendine 'Atatürkçü' diyen, ancak kendi ekibini sırtından bıçaklamak ve asıl gayesi pozisyonlarını korumak olan 'yeni' yönetime hayırlı olsun. Belki aralarında gerçekten gazeteyi 'kurtardıklarına' inananlar vardır. Akıl izan sahibi olanlar, Türkiye'de muhalefetin çöküşü ve demokratik değerlerin kaybının bir parçası olduklarını, er ya da geç anlayacak.

Veda yazılarına bile tahammül edemeyen, 'iki cümlelik faks çekerek' (bu devirde faks çekmek yeterince açıklayıcı!) meslektaşlarını işinden eden ve onlarca kaliteli, iyi gazeteci ve yazarın istifasına yol açan değişim, ne yazık ki Atatürkçü, laik, demokrat Türkiye'nin zaferi değil. 

Aksine, AKP-MHP ittifakının arzuladığı, desteklediği bir yayın yönetimin başa geçmesinden ibaret.

İDDİANAMENİN ARKASINDAKİ İSİMLER

Cumhuriyet gazetesi davasında karar verildiğinde şöyle yazmıştım:

'Gazeteye açılan soruşturma ve davalarla, yöneticisinden çalışanına kadar yapılan baskın, gözaltı ve yargısız infazlarla iki yıla yakın bir süre geçirildi. Meslektaşlarımız, arkadaşlarımız, büyüklerimiz inanılmaz adaletsizlikler serisine göğüs gerdi. Mesleklerini defalarca savunmak zorunda kaldılar.'

Çoğu, bir yılı aşkın bir zaman özgürlüğünden mahrum, sevdiklerinden uzak kalan, işinden gücünden alıkonulan meslektaşlarımız tahliye edilseler de 2 yıl ila 7 yıl arasında değişen cezalara çarptırıldı. Vakfın başına gelen yönetimin bütün bu süreçteki payı, ancak sayfalarca kitap yazarak anlatılabilir. Duruşma sürecinde aldığım bazı notları, kayıt düşmek adına bugün aktarmayı görev biliyorum:

  • Cumhuriyet davasındaki çoğu tutuklu, vakıf yönetiminde bulunan isimler. Ancak gazetenin içinde yönetime muhalefet eden, talip olan bir ekibin ifadeleri üzerinden bu iddianamenin hazırlandığı biliniyor.
  • Alev Coşkun, aynı zamanda CHP milletvekili olan Mustafa Balbay gibi yazarlar başta olmak üzere, kimi Cumhuriyet çalışanlarının, önce Can Dündar, daha sonra Murat Sabuncu idaresindeki 'yeni yayın çizgisi'nden hoşnut olmadıkları ifadelerinde açıkça yer alıyor.
  • Yaygın görüş, iktidarın, gazetenin içindeki fikir ayrılıkları ve iktidar savaşını, Cumhuriyet'i içeriden çökertmek için kullandığı. Önemli 'tanık'lar arasında Cem Küçük, Hüseyin Gülerce gibi şahıslar da sayılıyor...

'YENİ YÖNETİM'İN TANIKLIKLARI

  • Sosyal demokrat-laik yayın anlayışıyla bilinen Cumhuriyet, AKP iktidara geldiğinden beri en sert eleştirileri yapan yayınlardan oldu. Vakıf yönetimi ve yayın çizgisinde değişiklikler olsa da muhalif duruşundan ödün vermedi. Ne var ki iddianamede, gazetenin 'Atatürkçü yayın çizgisini değiştirmesi' suç unsuru olarak gösteriliyor. Suçlamalardan bir diğeri de gazetenin 'terör örgütlerini sevimli ve meşru göstermesi'! (10 maddede Cumhuriyet davası ve önemi, Temmuz 2017)
  • Silivri yerleşkesinde görülen davadaki tanıklara dair: 'Merakla beklenen tanık ifadelerinden biri, İnan Kıraç'a aitti. Kıraç, İlhan Selçuk'un 'mirası'ndan dem vurdu, Cumhuriyet'i artık okumadığını belirtti. Bir dönem Vakıf'ta oy hakkı olan Kıraç, 'benim oyumu saymadılar' dese de Orhan Erinç, neden oyunun geçerli sayılmadığını Vakıf yönetmeliğiyle açıkladı. Anlaşılan İnan Bey, kendini oyun dışında hissetmiş ve pek içerlemişti. 
  • Kıraç'ın İlhan Selçuk'un mirasına atfına en güzel dolaylı yanıt, birkaç saat sonra söz alacak dostum, Cumhuriyet'in tutuklu yayın yönetmeni Murat Sabuncu'dan geldi. Cumhuriyet, 80 darbesinden sonra 'Atatürk'e dil uzatıldığı' gerekçesiyle yayını durdurulmuş bir gazetedir. Aynı şekilde Selçuk, 82'de 'Ben Atatürkçü değilim' yazısı nedeniyle yargılanmıştı. (Yazıklar olsun, cumhuriyette tahliye yok, Eylül 2017)

Her şeye rağmen Cumhuriyet'in 'sonu', belki de başka, daha iyi bir gazeteciliğin filizlenmesi için vesile olabilir. Buna inanmanın ve mücadele etmenin zamanı.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.