• 18.09.2018 00:00

 Yıllardır gazetecilik mesleğinde, yüksek maaşlarla çalıştılar. Şöhretin; yönetici, yazar, televizyoncu pozisyonlarının getirdiği tüm ayrıcalıkların tadını çıkardılar.

İşlerini iyi yaptıkları sürece kazansınlar, tepe tepe harcasınlar, mutlu mesut olsunlar elbet. Gerçi, bulundukları kurumlarda işlerini “iyi” yapmaları artık zaten mümkün değil.

Hadi diyelim ki bunca işten atılma, sansür, baskı, el değiştirme, dava, hakaret, hepsini atlattınız ve meslektaşlarınız kıyma makinesinden geçirilirken siz hala pozisyonunuzu “korumayı” başardınız...

O zaman biraz edep yahu! Biraz izan!

Sıradan bir vatandaşın, gazetecinin rüyasında kadar bile göremeyeceği kazancı hala elde edebilenler, deri koltuklarında yayılıp “öğlen suşi mi yesem kebap mı” lüksüne sahipken, çocuğunu yurtdışında nereye yollayacağının hesabını yapabiliyorken; kendisinin, ailesinin geleceğini çoktaaaan garanti altına almışkenişçilerin, alt sınıflar hakkında sakın ola ahkam kesmesin.

Hele asgari ücretlerini dahi zamanında alamayan, gayrıinsani koşullarda, ölümüne çalışan işçiler hakkında “mantık” yürütmeye hiç kalkmasın.

İŞİNE BAKMASI GEREKEN ET YIĞINLARI

Farkındaysanız tepelerde konuşlanan erkekler, fakirlerin neyi, nasıl, ne zaman yapıp yapmayacağıkonusunda uzmandır. Aslına bakarsanız her konuda uzman onlar; kadın erkek ilişkilerinden tutun Türkiye’nin nasıl yönetileceğine, en doğrusunu bilirler.

İş Bankası Genel müdürü Adnan Bali’nin kıt kanaat geçinen ev kadınına “dolara karışmasın” demesinden Habertürk yazarı Fatih Altaylı’nın 3. Havalimanı işçilerinin isyan zamanlamasını “normal bulmamasına”, kibir zinciri bir yerlerde mutlaka patlak veriyor.

Bu kişiler illa zalim, vicdansız değil belki. Sorunları, gerçekten de fakir, çaresiz, ayrımcılığa maruz kalan, ölümüne çalışan insanların varolduğunu kabullenmemek. Çünkü bunu yaptıkları, hele de anlamaya çalıştıkları anda, kendi varlıklarını, pozisyonlarını sorgulamaları gerekecek. O halde, alt sınıfları “işlerine bakması gereken” et yığınları olarak görmek, en kolayı.

Çoğunlukların sesini çıkarması, alimallah protesto etmesi ihtimaliyse çok korkutucu... Propaganda medyasının 3. Havalimanı inşaatındaki eylemleri yansıtmaması, yansıtsa da “provokasyon” diye utanç verici yalanlar uydurması bundan.

DUA ET, ÖLÜNCE KAN PARASI VERİLİYOR

Altaylı’ya göre işçilerin şimdi isyan etmesi “normal değil” çünkü “bunlar” zaten berbat koşullarda, yıllardır çalışıyor! Dört yıl dayandın, geberene kadar devam et diyor... “Gazeteci” ama koşullar ilk günden beri mi böyleymiş, daha evvel protesto yapılmamış mı, merak edip sormuyor.

Yetmiyor, “makul insanlık tavrı” üzerine dersler veriyor. 

Altaylı, 3. Havalimanı inşaatında daha evvel çıkan sorunlardan, yapılan eylemlerden bihaber. Çünkü ilgisini çekmiyor işçi mişçi haberleri. Zaten haber bile olmuyor çalıştığı kurumda.

Ölenler de umurunda değil, ne de olsa Reis’in belirttiği gibi her yıl binlerce işçinin ölümü, “fıtrat”: Bu işi yapıyorsan ölmeyi göze alacaksın kardeşim! Hatta dua et, ölünce ailene tazminat ödüyorlar, en azından onları kurtarıyorsun!

İşçilerin kötü çalışma koşulları “sudan sebepler” ona göre: Nasılsa her gün tahtakurularıyla yattılar, yatmaya devam etsinler... Nasılsa her gün aç kaldılar. Kalsınlar elbet, para (!) kazanacaklar! Midesi sırtına yapışmış şekilde ağır, güvencesiz bir işte çalışmanın ne olduğunu hayal etmesi mümkün değil ki. İnsan değil, köle yerine konmanın ne olduğunu anlaması da...

İşçilerin maaşlarını daha evvel de alamadıklarını, aldıklarındaysa bir kısmının bankaya yatırıldığını, bununhukuka aykırı olduğunu filan hiç önemsemiyor Altaylı gibiler.

Ama bir gün kendi maaşları yatmasa, tazminatını filan alamasa görün kopan kıyameti! Hoş, sizin gibiler bu sistemde hep beslenecek, hiç aç kalma derdi olmayacak. Düşündün mü hiç: Nereye kadar?