• 15.01.2019 00:00

 “Türkiye’de insan hakları ihlali olduğunu söylemek artık abestle iştigaldir.”

Bu sözleri herhangi bir AKP’linin değil de Leyla Usta Şahin’in söylemiş olması, hak ve adalet konusunda biraz olsun düşünen, bilgi sahibi olan ve yazanlarca eleştirildi.

Şahin’in AK Parti’nin İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olmasından öte, başörtülülere ayrımcılık mücadelesinde bir sembol sayılması öne çıkarıldı.

Çünkü Şahin, 1988’de İstanbul Tıp Fakültesi’ndeyken ders ve sınavlara alınmayınca gösterilere katılmış. DGM’de yargılanmış. “Burslarla” (*) Viyana’ya gidip eğitimini tamamlamış. Davasını AİHM’e taşımış.

Ancak AİHM, Şahin’in davasında hak ihlali görmedi.

Ötesinde, temyizden de aynı karar çıktı ve başörtüsü yasağı, “Başkalarının hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve kamu güvenliğini korumak için meşru bir amaca sahip, demokratik bir toplumda zorunlu tedbir” olarak yorumlandı.

Demokrat/liberal kesimler -ki başta, bugün hapiste çürütülen Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan da vardı- bu kararı büyük haksızlık olarak nitelemişti.

Haliyle hem muhafazakâr hem sol muhalif kesimden yazarlar, “Leyla Hanım”a hitaben şöyle seslendi:

Ah, hem bu kadar önemli bir hak mücadelesi verip hem de bugün “Türkiye’de insan hakkı ihlali yok” demek, nasıl mümkündü?

KİMİN HUKUK DEVLETİ?

Bu kadar şaşacak ne var, anlamış değilim. Belli ki Leyla Usta Şahin, sadece bulunduğu pozisyonun hakkını vermek için değil inandığı şeyleri söylüyor.

Gerçekten Türkiye’de insan hakkı ihlali olmadığına inanıyor, çünkü hak ihlaline uğrayanlar onun gözünde insan değil!

İnsan saydığı varsa şayet, onların başına gelenler “hak ihlali” değil, çünkü hak ettikleri cezayı çektiklerini düşünüyor.

“Ülkeye zarar veren, terör örgütleriyle işbirliği yapan, hukuka aykırı iş yapan”lardan elbet hesap sorulacak derken, kendisi için bir zamanlar benzer tanımlamaların yapılmış olması da konu değil.

Haksız, hukuksuz hapse atılan, işkence gören, yargılanan, sivil ölüme mahkûm edilen yüzbinlerin buna müstehak olduğuna kendini inandırması lazım.

İster yaşam hakkı ihlali olsun, ister sağlığa veya eğitime erişim, ister ifade özgürlüğü... Bu haklar, sadece kendi anlayışını kayıtsız şartsız destekleyenler için var. Gerisi teferruat.

Hem dünyada bunca haksızlık varken, AKP iktidarına bu kadar yüklenmek ne kadar büyük haksızlık, di mi ama?

MEKSİKA DUVARINDAN SURİYE’YE

Şahin, Türkiye’nin hak hukuk konusunda Batı ülkelerinden çok daha iyi konumda olduğunu anlatabilmek uğruna Trump’ın Meksika duvarına atıf yapıyor. Müthiş bir örnek doğrusu...

Türkiye ise “mazlumlara” kayıtsız şartsız kucak açmış, yani Suriyelileri kabul etmiş.

İyi de niye kabul etmiş, hangi şartlarda “gel” demiş? Suriye’de dün ve bugün, savaşa ne şekilde dahil olmuş/oluyor?

Ya 3.6 milyon Suriyeli, iddia ettiği gibi insan onuruna yarışır şekilde mi barınıyor? Acaba beğenmedikleri Batı olmasa, Suriyelilere nasıl temel ihtiyaç yardımı yapılacak? (Sığınmacılara verilen devlet yardımının yüzde 80’i AB’den geliyor.)

Kendini çoğunluk addeden, ülkesindeki etnik, dini ve sosyal azınlıkların topunu “Terörist, vatan haini, gavur” ilan eden bir anlayış, acaba başka toplulukların hakkını, hukukunu gözetebilir mi?

Yoksa asıl mesele, Sünni İslam’ın Türkiye yorumunda birleşmekten mi ibaret.

Velhasıl hak deyince sadece kendi inanç, seçim ve yaşam tarzı özgürlüklerini anlayanlara, ayrımcılık nedir, hak nedir, hukuk devleti nediri açıklamaya çalışmanın manası yok.


(*) 28 Şubat dönemindeki engeller yüzünden yurt dışında eğitimini tamamlayan belki binlerce genç kadın var. Bir kısmı, üstün başarıları nedeniyle okullara kabul edilmiş olabilir. Ancak yurt dışında okumak, maddi olarak da son derecede zorlu bir süreç. Bir gün, kimlerin, nereden burs alarak yurt dışında okuduğunu belki öğreniriz.