• 23.01.2019 00:00

 Sosyal medyadaki #10yearchallenge, en çok başörtülü kadınlar ekseninde konuşuldu. Özgürlük, kadın bedeni ve devlet politikaları, aile kavramlarını konuşmak açısından ziyadesiyle faydalı da oldu.

Kişisel değil ama kimi mesleklerin, şehirlerin geçirdiği çarpıcı değişimi sergilemek için de kullanıldı etiket:
Evrensel gazetesi, Türkiye’nin son 10 yılda dünya basın özgürlüğü endeksinde 55 basamak birden gerilediğini #10yearchallenge diye duyurdu.
Hayır, zaten harika bir konumda değildik ama bu kadar kısa sayılacak bir zaman diliminde 55 basamak gerilemek, başka kimseye nasip olmadı!
Gazeteci tutuklamaları, yargılamaları, kısıtlamaları, baskı ve cezalandırmalar konusunda yazıp çizen bir azınlık var. Meslek örgütlerinin raporları da gelinen noktayı özetlemek açısından çok değerli.
Ne var ki sadece tutuklu gazetecilerin davalarını bile takip etmekte zorlanıyoruz. Suçlamaların absürtlüğü konuşuluyor ama yargı aşamasındaki hak ihlalleri genelde es geçiliyor. Genelde tanınmış, uluslararası ilgiye mazhar olmuş isimlerin dışındaysa hapiste bulunan, sayısı bir artan bir azalan 160’dan fazla medya çalışanının pek çoğundan kimsenin haberi yok.
AİHM’e gidebilen davalar sınırlı, kaldı ki Avrupa Mahkemesi topu ‘iç hukuka’ atmakla eleştiriliyor.

YÜZDE 72’SİNE TERÖR SUÇU ATFEDİLDİ
Ama iç hukuk yolları işlemiyor, işlediği biçimiyle ağır hak ihlallerine sebep oluyor.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), 2018’in ikinci yarısında 71 ayrı dava, 80 duruşma, 90 oturumu takip etti. Hepsini raporlayarak hem gazeteciler, hem hukukçular için çok değerli bir veri tabanı oluşturdu. Adalet Gözlem Raporu, IPI (Uluslararası Basın Enstitüsü) ve Friedrich Naumann Vakfı’nın desteğiyle hazırlandı.
Raporun açıklandığı basın toplantısında avukat Veysel Ok, öncelikli gazeteci (%78), avukat (%11) ve akademisyen (%6) olmak üzere, ifade özgürlüğü kapsamına giren davaları izlediklerini açıkladı.
Bu noktada, Türkiye Barolar Birliği (TBB) veya yerel meslek örgütlerinin benzer bir çalışma yapmadığını vurgulamak isterim. Ağır hak ihlallerinden, hukuk devletinin ayaklar altına alınmasından, gazeteciler için ülkenin bir cehenneme dönüştüğünü herkes biliyor ancak durumun vahametini ortaya koyma yolundaki çabalar yetersiz.
Ok, şu yorumda bulunuyor: 15 Temmuz öncesinde daha ziyade Kürt coğrafyasında, Alevilerle ilgili davalarda adil yargılanma hakkı sorunu yaşanırken şimdi her kesime, her yere yayılmış olduğunu görüyoruz.
Takip edilen davalarda, tutukluların yüzde 72’sine ‘terör suçu’’ yöneltildi. İktidar bu nedenle, ısrarla ‘onlar gazeteci değil’ dese de atfedilen suçlar, yazı veya söze dayanıyor. 71 davanın 55’inde sunulan deliller ‘gazetecilik faaliyetleri’nden oluşuyor.
İzlenen duruşmalarda sanıkların tutuklama şartlarının, makul şüphenin değerlendirilmediği anlaşıldı. Yani gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklama tedbiri, amacını aşan biçimde, ölçüsüzce uygulanıyor.

İDRİS SAYILGAN’A SEGBİS BİLE YOK
Gelelim yargılama aşamasındaki hukuksuzluklara.
Sanıkların %40’ı davaların görüldüğü yerden farklı bir cezaevinde tutuluyor. Sanıklar bu bahaneyle mahkemeye çıkarılmayabiliyor. SEGBİS kullanımı (dayatması) adil yargılanma hakkını ihlal ediyor. 
Aşırı örneklerden biri: İdris Sayılgan (*) tutuklu bulunduğu 2.5 yılda hiç mahkemeye çıkarılmadı. Bir seferinde SEGBİS bozuk diye çıkarılmadı. Ancak avukatları, SEGBİS için çağrılmadığını aktardı. 
SEGBİS’in en olumsuz taraflarından biri, avukatın doğrudan müvekkiliyle temasının engellenmesi. Mesela hâkim, kameraya bakarak hukuki bir terim kullanarak sanığa soruyor. Sanık ne dendiğini bile anlamıyor...
Kelepçeyle duruşmaya getirilmeleri vahim bir ihlal. Üstelik bazen ters kelepçe gibi kötü muameleye girecek biçimde kelepçe takılıyor. Jandarma bunu yapıyor ancak mahkeme heyeti de itiraz edip durumu düzeltmiyor.
Burası da çok ilginç: Oturumların yüzde 41’inde mahkeme heyeti en az bir kere değişmiş. Bu da hak ihlali.
Duruşmalarda çok yaşanan bir durum, gecikmeler. Bazen yedi saati bulan gecikmeler yaşanıyor. Salonların fiziki koşulları, mikrofon ve SEGBİS’te ‘teknik sorunlar’, kolluk kuvvetlerinden aşırı varlığı gibi artık kanıksanmış aksaklıklar da adil yargılama hakkını ihlal ediyor.
MLSA raporunun ortaya çıkardığı bir başka çarpıcı ihlal, heyetin kapalı müzakere yapmaması (%44). Ara karar aşamalarında savcının, izleyicinin çıkarılmaması sadece büyük bir özensizlik değil. Mahkemenin tarafsız ve bağımsızlığına dair bir sorun.
Haksız tutukluluk kadar, tutukluluk sürelerinin uzunluğu sorunu büyük. İzlenen davaların yüzde 51’inde tutuklu yargılanan sanıklar en az bir yıldır cezaevindeydi.
Raporda mahkeme heyetinin sanığa ve avukatlarına karşı nezaketsiz, küçümseyici, suçlayıcı tavırları da not düşülmüş.
Gazeteci, akademisyen, avukat, sanatçı, insan hakları aktivisti... Bu insanlar, ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemleri nedeniyle tutuklanıyor, yargılanıyor. Adil yargılanma hakları ellerinden alınıyor. Eğer bunlara dur demezsek, yapılan hak ihallalerini ifşa edip hesap sormazsak yarın kim adaletten, adil yargıdan bahsedebilecek?