• 10.04.2019 00:00

 Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’ya giderayak yaptığı konuşmayla sadece muhaliflere değil, bu ülkede yaşayan herkesin iradesine, geleceğine şerh koydu...

İstanbul seçimi için “bazıları değil, neredeyse tamamı usulsüz”diyerek bir kez daha demokrasinin, hakkın, adaletin, kuralın tamamen kendi ve yakınlarının anladığı ve uygun gördüğü biçimde işletileceğini ima etti.

İnanmakta güçlük çekilse de amacın ne olduğu açık seçik ortada artık:

YSK’ye seçimi iptal ettirmek, İstanbul seçimini tekrarlatmak.

Hapishaneler, mahkeme koridorları, sokaklar, haksız suçlamalarla, uyduruk iddianamelerle hayatı zehir edilen vatandaşlarla doluyken... Bir parmak işaretiyle medyasına linç etme görevi verilirken...

Şimdi herkes nefesini tutmuş bekliyor: Acaba YSK ne yapacak?!

Oysa asıl soru, “Reis ve kankası ne yapacak?” olmalı.

Aklı başında insanlar, haklı olarak mantık çerçevesinde yorumlar yapıyordu:

İmamoğlu’nun başkanlığını reddetmesinin imkânsız olduğu, zira Erdoğan’ın iktidarını, meşruiyetini sandıktan aldığı, ekonomik darboğaz nedeniyle seçmenin iradesini yok sayamayacağı gibi...

Affedersiniz ama hukuk devletinin olmadığı bir yerde hangi mantık, hangi kural, hangi ahlak kalır ki?

ÇİRKİNLİKTE YENİ SAYFA MI AÇILIYOR?

Bir haftadır, AKP’nin belgeye değil ‘hissiyata’ dayanarak itirazlarıyla geçersiz sayılan oylar, tekrar sayılıyor.

Hukukçular, bu uygulamanın başlı başına hukuka aykırı olduğunu ısrarla tekrarlıyor. Oysa yeni bir durum değil bu.

Geçmişte ve bugün, usulsüzlüğün belgeli olduğu nice itirazı, başvuruyu yok sayan bir YSK’den bahsediyoruz...

Referandumda, daha oylar sayılırken YSK’ye kural değiştirtmekten tutun, YSK’nin yapısını kendine göre şekillendirmeye, türlü ‘usulü’nü gayet iyi bildiğimiz iktidar partisi ve ortağının “beka”sı böyle sağlanıyor.

Sandıkta “organize suç” işlendiği tekrarlanıp duruyor. Kimbilir önümüzdeki günlerde nasıl “deliller”e, nasıl fabrikasyon saçmalıklara muhatap kalacağız...

Seçmenin iradesiyle alay eden, sahte veya hayalet seçmen yaratan, sandık başında müşahit döven, tehdit eden bir iktidar ittifakı söz konusu.

Malatya Pötürge’de iki Saadet partili sandık görevlisinin ‘itiraz’ yüzünden öldürüldüğünü unutmayalım! Usulsüzlük derken, cinayet bunun neresine düşer usta?

Velhasıl sonucu kabullenemedikleri, kabullenemeyecekleri için çirkinlikte yeni bir sayfa açılabilir. Buyursunlar açsınlar.

BAHARIN ÜZERİNE ÇÖKEN BULUTLAR

Seçim kampanyasını Millet İttifakı ve HDP adaylarını terörle bir tutarak, karalayarak, akıl almaz tehditler savurarak, işi “faturanızı örgüt üyesi getirecek”e vardıran bir yönetim anlayışından her şey beklenir.

İstanbul–hatta hazır bunu halletmişken misal, MHP’nin istediği birkaç başka yerin- seçiminin iptaline kararı verilir... Ya da YSK eskaza bir kahramanlık yapıp redderse neler yapılacağı konusunda hayal gücünü şimdilik zorlamayalım, bakarsın “sübliminal mesaj”e girer!

Ama baharın üzerine çöken tüm karanlık bulutlara rağmen, somut bir umut doğdu, ne güzel!

Bilmem kaç bin oyun artısı, eksisi hatta mazbata değil mesele. Muhalefet, 24 Haziran’da kaldığı sınavışimdiye kadar başarıyla, büyük özveriyle verdi:

Sandıklara en başından beri sahip çıktı, sinirlerini çelik gibi sağlam tuttu. Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere yeni belediye başkanları, dürüstlük, doğru iletişim, kararlılıkla dimdik durduklarını gösterdi.

Bundan sonraki süreç ne olursa olsun, binlerce çalışan, danışman, avukat ve gönüllünün demokrasi mücadelesi, herkese aradığı moral ve gücü verdi. Hepsine teşekkür borçluyuz.

Yazının başında “herkesin iradesine şerh koyuldu” demiştim. Yolsuzlukla, kural tanımazlıkla, acımasızlıkla suçlanan bir ortaklığı her şeye rağmen savunan, tek adamı tercih eden seçmene de yazık değil mi?