• 9.05.2019 00:00

 Gözlerimizin içine baka baka hukukun, demokrasinin kalan son kırıntısı da çiğnendi. AKP’nin içinden, eski yöneticilerinden, kalemşörlerinden bile ‘Bu kadarı olmaz’ sesleri yükseliyor.

CHP, bu şartlarda İstanbul’daki seçimin ilçeler ve İl Meclisi dahil, tümünün iptal edilmesi için başvurdu. Acı ama gerçek: YSK’nın bu başvuruyu kabul etmeyeceğini peşinen biliyoruz. Zira YSK üyeleri, hukuka uygun, adil karar vermek üzere orada oturmadıklarını defalarca ispatladı. Kaldı ki AKMHP, 31 Mart’ta kazandığı ilçeleri ve Meclis çoğunluğunu kaybetmeyi göze alamaz. YSK’nın aldığı talimat, sadece Büyükşehir Başkanlığı için geçerli!

Velhasıl, ‘kazanmak’ için her yolu mübah gören bir rejimin pençesinde, 1 Kasım’dan bu yana hiçbir seçimin ‘adil’ koşullarda yapılmadığını bile bile, İstanbullu yine sandığa gidecek.

Dışarıdan bakanlar için her şey başlı başına akıl kaçırtıcı, şoke edici. Son iki yılda dördüncü kez sandığagidecek İstanbullu ise şerbetlendi. İsyan etme, küsme, kavga etmeyi geçti, elinde kalan son demokratik aracı kullanmaktan başka yol olmadığının bilincinde.

İMAMOĞLU’NUN KARİZMASI VE ÖTESİ

Neyse ki muhalefetin farklı kesimlerinden onay alan, kendisini yarı yolda bırakmayacağına inandığı, samimi, dinamik bir figür var artık: Ekrem İmamoğlu.

Ancak İmamoğlu’nun karizmasına, çalınan seçimin seçmende ters tepeceğine ve ekonomik krizin ağırlaşan koşullarına güvenmek yetmez.

Malum, Cumhur kankaları önümüzdeki 45 gün için İstanbul’da ‘seferberlik’ ilan etti. Bahçeli mitiliyle İstanbul’a geliyor, CB Erdoğan YSK kararı öncesi, tüm teşkilatları seçim çalışmalarına asılmaları için hazırola geçirdi.

İstanbul seçiminin iptali, 7 Haziran-1 Kasım sürecine de benzetiliyor. Sadece hukuken ve siyaseten yapılan manevralar değil, şiddet, kaos ve korkuyla yönetme bakımından.

Daha iki hafta önce CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girişimi ve sonrasında yetkililerin tavrı, bu anlamda çok korkutucu bir örnek.

Ancak İstanbul, Çubuk ya da Cizre değil. Etnik veya ideolojik farklılıklar açısından söylemiyorum. 20 milyona dayanan nüfusuyla, sosyo ekonomik yapısıyla dünya çapında bir metropol. İktidarın bu süreçte neyi planlayacağını, nasıl harekete geçeceğini önceden bilmek zor olsa da eldeki tecrübelerden yararlanarak hazırlıklı olmakta fayda var.

4 MADDEDE 45 GÜN

1- Türkiye gazetesinin haberine göre AKP, İstanbul’da sandığa gitmeyen 1 milyon 700 bin seçmeni ikna etmeyi planlıyor. Ev ev dolaşılacak elbet; ancak seçmeni elinde kalan son araçlarla, kesenin ağzını açarak ikna etmekte kararlı olacağını bir kenara yazın.

Sadece milletvekillerinin değil, bizzat Erdoğan’ın Ramazan’da vatandaşları ziyaret etmesini ve her gün bir ilçede, semtte iftar açıp siyaset yapmasını bekliyorum. Devletin bütçesinden yapılacak harcamaların gücü karşısında muhalefetin, muhafazakâr/kararsız seçmeni de yakalaması gerekecek. Gösterişli iftar sofralarına karşılık mütevazı, şovdan uzak buluşmalar karşılık bulabilir.

2- Bir kez daha seçim, Erdoğan’ı oylama meselesine dönüştürülecek. Muhalefetin elindeyse ilk kez büyük bir avantaj var: Seçimi kazandığı halde hakkı elinden alınan, farklı kesimlerin sevgi ve güvenini kazanan İmamoğlu. En büyük sorun, kendisini desteklemeyen ve AK medya tarafından yalanlarla yönlendirilen seçmene, bu seçimin neden tekrarlandığını teknik ayrıntılara girmeden, son derecede basit bir dille anlatmak. Referandumdaki gibi, sivil güçlerin, Hayır Meclislerinin büyük katkısı olabilir.

3- AKP’nin bir başka hedefi de muhafazakâr Kürtler olacakmış. Hatta bunun için ‘daha kucaklayıcı’ bir dil kullanacağı söyleniyor. İhtimal vermiyorum, hele Bahçeli faktörü varken. Beklentim, daha ziyade dini hassasiyetlerin kullanılması.

İktidarın zayıf noktası, aslında güçlü olduğu düşünülen tarafları: Sertleşen söylem ve dini kimlik vurgusu, hatta korkutma politikası şehirli seçmende o kadar da karşılık bulmayabilir.

Muhalefetin en büyük seferberlik alanlarından biri, medyadaki manipülatif, yalan haberlerle mücadele edip halka gerçekleri anlatabilmek olacak.

4- Muhalefetin en büyük şansı, demokratik güçlerin kendiliğinden oluşturduğu güçbirliği ve korku duvarının kısmen aşılması. Ünlü isimler, iş dünyası, barolar bile ‘artık konuşma vakti’ olduğunu kavradı. Bu ruh halini diri tutmak önemli. Öte yandan iktidarın en büyük hedefi elbette bu güçbirliğini bozmak olacak. Her zamanki gibi muhalefetin en zayıf noktası olan -ve Büyükşehir seçimlerini kaybetmesinde çok önemli rol oynayan- HDP’ye vurmaya çalışacak. Umarız bu defa düşmanlaştırma tuzağına düşmeden, birlik olma şansı gerçekten yakalanır.